Psikoloji - Sosyoloji

Tartışmalı Bir Zihin: Freud

🎧 Bu konuyu sohbet eşliğinde öğren · Freud ve kendi teorisinde hapsolan kızı
0:00 / 0:00
Yapay zeka ile seslendirildi.

Zihnin karanlık alanlarında gezinen, insan doğasını çözümlemek için benliğin en mahrem katmanlarına inen bir isimle karşı karşıyasınız: Sigmund Freud. Onu yalnızca bir psikiyatrist ya da nörolog olarak tanımlamak eksik kalır; o aynı zamanda düşünce tarihine yön vermiş bir entelektüel figürdür. Belki de bu yüzden Freud’un adını duyduğunuzda aklınıza yalnızca psikoloji değil, edebiyat, felsefe, sanat ya da toplumsal cinsiyet gibi alanlar da geliyor olabilir çünkü Freud, insanı anlamaya yönelik evrensel bir çabanın hem temsilcisi hem de kışkırtıcısıydı. Bu yazıda onun yaşamına, kuramlarına, insan ruhunu kavrama çabasına birlikte bir yolculuk yapacağız. Tabii bu yolculuk içerisinde Freud’u devamlı yüceltemeyiz öyle değil mi? Zira, modern zamanda onun teorilerine baktığımızda fazlaca gölgede kalan yönleri olduğu ve kuramlarındaki çatlakların derinliği reddedilemez. Dolayısıyla bu yazıda hem katkıları hem de eksiklikleri birlikte inceleyeceğiz. Hazırsanız, modern psikolojinin tartışmalı öncüsünü birlikte daha yakından tanıyalım.

Sigmund Freud 1
Bu görsel yapay zeka aracılığıyla üretilmiştir.

Bir Bilim İnsanının Portresi: Freud’un Yaşamı

Psikolojiye dair kuramlarıyla ünlü olan Freud’un psikolojisini anlamak belki de kuramlarını anlamamızda da faydalı olabilir, öyle değil mi? O nedenle gelin biyografisine kısaca bir göz atalım ve bu büyük ismi daha yakından tanıyalım. 

Sigmund Freud, 6 Mayıs 1856 tarihinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlı olan Freiberg şehrinde (günümüzde Çekya’nın Příbor kenti) dünyaya gelmiştir. Yahudi bir ailenin çocuğu olan Freud, küçük yaşlarda Viyana’ya taşınmış ve yaşamının büyük bir bölümünü burada geçirmiştir. Erken yaşlarda gösterdiği entelektüel yetenekler ailesi tarafından fark edilmiş ve bu doğrultuda eğitimine özen gösterilmiştir. 1873 yılında Viyana Üniversitesi’nde tıp eğitimine başlamış, özellikle sinir sistemi üzerine yoğunlaşarak nöroloji alanında uzmanlaşmıştır. Bu da pek çok ismin kendisine dair yönelttiği eğitimi olmadan yola çıktığı iddiasını çürütecek bir şeydir çünkü Freud psikoloji diye bir bilimin olmadığı yıllarda ona en yakın alan olan sinir bilimi üzerine yoğunlaşmıştır. Peki, onu ne bu alana itmiştir? Bunun cevabı Jean-Martin Charcot’tur.

Sigmund Freud Jean Martin Charcot

Charcot’un hipnoz ve histeri üzerine yaptığı çalışmalar, Freud’un zihinsel hastalıkların fizyolojik değil psikolojik nedenlerle de ortaya çıkabileceğine dair görüşlerini şekillendirmiştir. Kısa süreli Paris tecrübesinden sonra Viyana’ya dönen Freud, burada kendi muayenehanesini açarak sinirsel rahatsızlıkları tedavi etmeye başlamıştır. En bilinen çalışmaları arasında Histeri Üzerine Çalışmalar (1895) adlı eser yer alır.

Yaşamı boyunca çok sayıda akademik ve entelektüel çevrede tartışma konusu olan Freud, 1938 yılında Nazi Almanyası’nın Avusturya’yı ilhak etmesiyle birlikte Londra’ya göç etmek zorunda kalmıştır. Hayatının son yıllarında çene kanseriyle mücadele etmiş ve 23 Eylül 1939 tarihinde, Londra’da hayatını kaybetmiştir. 

Elbette tüm hayatı bu kadar değil ancak onu o yapan aile hayatını yazının biraz daha ilerisine bırakarak heyecanınızı diri tutmak istiyoruz.

Zihnimizin Yapı Taşları

Freud, psikoloji tarihini derinden etkileyen ve çağdaş psikoterapinin temellerini atan bir düşünür olarak kabul edilir. Onun en çarpıcı katkısı, insan zihnini bilinç dışı, bilinç öncesi ve bilinç düzeyleriyle katmanlı bir yapı olarak ele almasıdır. Freud’a göre bireyin davranışlarının önemli bir kısmı, farkında olmadığı bilinç dışı süreçlerin etkisiyle şekillenir. Bu yaklaşım, bireyin iç dünyasının sadece gözlemlenebilir davranışlarla değil, derinlemesine çözümlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Yani bugün herkesin cümle içinde kullandığı “bilinç altı” terimi aslında Freud’un kuramında üstünde durulan bir kavramdır. Tabii Freud’un tek katkısı bu değildir. Bir de onun psikanalize getirdiği yenilikler vardır. Freud’un psikanalitik kuramında üç temel yapısal kavram yer alır: id, ego ve superego. Bu yapılar, bireyin içsel çatışmalarını, dürtülerini ve ahlaki yönelimlerini açıklamak için geliştirilmiştir. İd, haz ilkesiyle hareket eden ilkel dürtülerin kaynağıdır. Cinsel istek, açlık gibi hislerimiz buradan geçer. Ego ise, gerçeklik ilkesiyle bu dürtüleri dengelemeye çalışır. Yani kilo vermek istiyorsanız o açlık hissinizle amacınız arasında bir denge kurar. Son olarak superego ise, toplumsal ve ahlaki normların temsilcisidir. Örneğin, eğer bir kadın anne olursa süperego onu kabul edilebilir anne davranışları yapmaya iter. Bu durumda da süperego hem bilinçli hem bilinç dışı süreçlerde bulunur diyebiliriz.

Sigmund Freud 4
Bu görsel yapay zeka aracılığıyla üretilmiştir.

Cinsellik ve Kişilik Gelişimi

Geldik Freud’un en heyecan verici kuramlarına. Bu noktada Freud’un insanların cinselliği nasıl yaşadığı ve çocukluktan sonra ergenlikle beraber kişiliklerinin de bu noktada nasıl değiştiğine olan görüşlerini göreceğiz. 

Sigmund Freud 6
Bu görsel yapay zeka aracılığıyla üretilmiştir.

Freud’un insan psikolojisine getirdiği en radikal önerilerden biri, çocukluk döneminden itibaren cinselliğin belirleyici bir güce sahip olduğuydu. 20. yüzyıl başlarında, çocukları “masum melekler” olarak idealize eden bir dünyada, Freud’un “çocuk cinselliği” kavramını ortaya atması şok edici bulunmuş ve yoğun tartışmalara yol açmıştır. Ona göre libido, yani cinsel enerji, doğumdan itibaren çeşitli gelişim evrelerinden geçer ve bireyin kişiliği bu evrelerle şekillenir. Nasıl mı? Örneğin, bir çocuğun parmağını emmesini erken dönem mastürbasyon olarak adlandırmıştır. Dışkısını uzun süre tutmasını ve en sonunda tuvaletini yapmasını bir haz alma şekli olarak görmüştür. Bu gibi yönleriyle Freud için cinsellik ergenlikle değil, zaten doğumla başlamış bir süreçtir ve insan var oldukça da cinsellik her zaman var olacaktır. O dönemde bu anlatısı oldukça problematik görülse de bugün kabul edilen psikolojik kuramlarda da bu fikrin yakın varyasyonları hâkimdir. Asıl problem ise kişilik gelişimi ile başlayacaktır.

Sigmund Freud 5

Freud’a göre cinsellik ve kişilik gelişimi kesinlikle birbirinden ayrılamayan süreçlerdir. Freud, cinsellik gelişimini beş temel aşamada tanımlar: oral, anal, fallik, latent ve genital dönemler. Her dönemde libido, vücudun belirli bir bölgesine odaklanır. Özellikle fallik dönemde çocuğun karşı cinsten ebeveyne duyduğu arzu ve aynı cinsten ebeveyne karşı hissettiği rekabet duygusu, Freud’un en çok tartışılan kuramlarından biri olan Oidipus Kompleksi’ni doğurur. Bu kurama göre erkek çocuk babasını kıskanır, annesine karşı bir arzu besler ve bu çatışma çözülmezse birey sağlıklı bir cinsel kimlik geliştiremez ki Freud’a göre çoğu zaman bu çatışma çözülmez ve bu nedenle sağlıklı bir cinsel kimlik çoğu insanda oluşmamış olur. Freud’a göre erkeğin psikolojik ve fizyolojik gelişiminin özeti şudur: Erkek annesine aşık olarak başlar ve kendisine eş olarak onu ister. Arada başka bir erkek (baba) olduğu için onu yenmek ve geçmek ister ancak henüz bebek veya çocuk olduğu için babanın kendisini nasıl yendiğini görür. Baba daha uzundur, daha güçlüdür. Sesi daha kalın, sakalları gürdür. Bu nedenle bebek de öyle olmak ister ki arzuladığı annenin sevgisini kazanabilsin. İşte, Freud’a göre erkek bu şekilde cinsel gelişime başlar. Eğer bu kompleksten kurtulabilirse harika ancak kurtulamama ihtimali Freud’a göre daha yüksektir.

Sigmund Freud 7
Bu görsel yapay zeka aracılığıyla üretilmiştir.

Kadının gelişimi ve yolculuğu ise biraz daha farklıdır. Freud, kadın gelişiminde yine erkek gelişimini merkez almış ve kadını bu merkezin dışında, “eksiklik” üzerinden tanımlamıştır. Ona göre kız çocuk, “penis kıskançlığı” yaşar; annesine olan bağlılığı zamanla babaya yönelir ve bu yönelim çözülmediğinde “ele geçmeyen baba” idealine bağlı nevrotik yapılar oluşur. Elbette bu yaklaşım büyük tepki görmüştür çünkü kadını birey olarak ele alıp ayrı incelememiş ve tamamen erkek üstünden ilerlemiştir. Elbette Freud, döneminde de bu konuda eleştirilmiştir ancak bunu önemsemeden devam etmiştir. Freud’a göre sağlıklı birey, genital döneme ulaşarak heteroseksüel bir yönelim geliştirir ve libidosunu toplumsal üretkenliğe yönlendirir. Elbette bu yaklaşım da tam olarak günümüzde kabul görmez çünkü hem cinsiyet kimliğini hem de cinsel yönelimi heteronormatif ve biyolojik temelli bir çerçevede tanımlamış olur.

Eleştiriler ve Freud

Tüm yazı boyunca Freud’un kuramının, çağının ilerisinde ve hala günümüz psikolojisinde yerinin büyük olduğundan bahsettik. Sonuçta öyle veya böyle Freud sonrasında herkes, ondan etkilenerek kuramlarını geliştirmiştir. Bazıları desteklemiş, bazıları ise… Eh tabii eleştirmiştir. Şimdi bu eleştirilere biraz daha yakından bakalım. Az önce ilki olan kadını ve bireyleri tek tip hâle sokması ve merkezini erkeklere çevirmesi konusuna bakmıştık. Bir de daha bilimsel bir eleştiri var. Freud’un kuramları, bilimsel anlamda pek kabul edilebilecek veya reddedilebilecek kuramlar değildir. Deneye dayanmayan ve genelde sezgisel gözlemlere dayandığı için Karl Popper gibi bilim felsefecileri tarafından “yanlışlanamaz” olarak adlandırılıp bilim dışı olarak değerlendirilmiştir. Psikanaliz, bu nedenle çoğu zaman bir bilimden çok bir yorumlama sanatı ya da felsefi sistem olarak değerlendirilmiştir. Bir diğer sorun ise sosyolojik olarak tek tip anlatıya dayanmasıdır. Freud’un kuramları büyük ölçüde, 19. yüzyıl sonu Viyana’sındaki orta sınıf Avrupalı bireylerin ruhsal yapısına dayanır. Bu durum, kuramın evrenselliği konusunda önemli bir tartışma yaratmıştır. Farklı kültürel bağlamlarda yetişen bireylerin deneyimlerinin Freud’un psiko-seksüel gelişim modeliyle birebir örtüşmediği, örneğin Oedipus Kompleksi gibi yapısal varsayımların her toplumda gözlemlenemediği görülmüştür. Bu da Freud’un kuramlarının kültürel bağlamı göz ardı ettiği eleştirisine yol açmıştır. Bu yazı içerisindeki son eleştiri ise tüm yazı boyunca cinsellik üstünden konuşmamızdan da anlayabileceğiniz üzere Freud’un insan doğasını büyük ölçüde cinsellik ve saldırganlık gibi içgüdüsel dürtülerle açıklaması, bireyin bilişsel, sosyal ve etik yönlerini ihmal ettiği yönünde eleştirilmiştir. Freud’un bireyi içsel çatışmalarla tanımlaması, insanın dış dünya ile kurduğu anlamlı ilişkileri ikinci plana atması nedeniyle de eleştirilmiştir.

Sigmund Freud 9
Bu görsel yapay zeka aracılığıyla üretilmiştir.

İlginçtir ki Freud, cinsel gelişim gibi konularda bu kadar kuram ortaya attıktan sonra onun gözünden onun hayatına baktığımızda bile kendisinin de anlattığı durumda olduğunu gösterir. Freud, genel olarak kadınların entelektüel kapasitelerine dair kuşkulu bir tutum sergilemiş ve birçok yazısında kadınları “bilinmeyen kıta”ya benzetmiştir. Bu görüş, onun kızlarına yönelik yaklaşımına da yansımıştır. Kızlarının akademik ya da profesyonel alanda tam bir bağımsızlıkla hareket etmelerine mesafeli durduğu gözlemlenmiştir.

Sigmund Freud’un kendi teorilerinde kadını çoğunlukla eksiklik veya yoksunluk üzerinden tanımlaması, kızlarının da “idealize edilmiş baba figürü”ne tabi bir şekilde gelişmesine yol açmıştır. Altı kızından biri olan Anna, babasının izinden giderek psikoloji bilimine kendisini adamıştır. Anna Freud yaşamı boyunca evlenmemiş ve cinselliği bastırılmış bir biçimde yaşamıştır. Bazı tarihçiler ve psikanaliz araştırmacıları, Freud’un Anna’nın bireysel kimliğini kurmasına engel olduğunu, onun özgürleşmesini bilinçli ya da bilinçsiz biçimde sınırladığını öne sürer. Özellikle Anna’nın kadınlara yönelik romantik duygular taşıdığına dair yorumlar, Freud’un bu durum karşısında “psikanalitik çözümleme” adı altında denetleyici bir baba figürüne dönüştüğü eleştirisini beraberinde getirmiştir.

Sigmund Freud 8
Bu görsel yapay zeka aracılığıyla üretilmiştir.

Freud’un, hem teorik hem pratik düzlemde, kızının cinselliğini “normatif” heteroseksüel şemalara oturtma çabası, onun bireysel özerkliğine gölge düşüren bir unsur olarak değerlendirilir. Bu yönleriyle Freud, hem kuramsal hem de kişisel yaşamında kendi kuramlarının sınırlarına takılan bir figür olarak değerlendirilebilir. Kızlarına karşı sergilediği tutumlar, onu yalnızca bir kuramcı değil, aynı zamanda yaşadığı çağın ve kendi bilinçdışının bir ürünü olarak da anlamamızı gerektirir.

Sigmund Freud 2
Bu görsel yapay zeka aracılığıyla üretilmiştir.

Tüm bu anlattıklarımızın ardından Freud’un hayatına ve düşüncelerine göz attığınızda, onun sadece bir kuramcı değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu da temsil eden bir figür olduğunu fark ediyorsunuz. Kuramlarında cinsellik, bastırma ve iç çatışmalar kadar, ataerkil yapıların ve bilimsel sınırlılıkların izleri de vardı. Bugünün gözünden bakıldığında kimi görüşleri geri kalmış, hatta sakıncalı görülebilir ama unutmamak gerekir ki Freud, insanın iç dünyasını bilimsel bir dile çevirmeye çalışan ilk büyük denemelerden birini gerçekleştirmiştir. Kuramlarıyla modern psikolojinin, psikoterapinin, hatta sanatsal analizlerin temellerini atmıştır. Onu yalnızca eleştirmek ya da yüceltmek, Freud’un temsil ettiği düşünsel devinimi anlamamak olur. Bu noktada devreye siz giriyorsunuz. Siz onu nereye kadar haklı, nereye kadar haksız görüyorsunuz?

Kaynakça ve İleri Okuma

Çankaya, T. (2023, 13 Aralık). Sigmund Freud Kimdir? Psikanalizin Kurucusu Freud’un Psikolojiye Katkıları. Hiwell. https://www.hiwellapp.com/blog/sigmund-freud-kimdir

Güçlü Psikoloji. (2020, 30 Kasım). Freud’un İlk Söylediğinde Ortalığı Toz Duman Eden Cinsellikle İlgili 5 Sıradışı Teorisi [Video]. YouTube. http://www.youtube.com/watch?v=4d4U9cMBjcw

Jay, M. E. (2025, 31 Aralık). Sigmund Freud. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/Sigmund-Freud

Kendini Test Et

Tufan Özdemir

Herkese merhaba! Ben Tufan Özdemir. ODTÜ Felsefe bölümü mezunuyum. Çocukluğumdan bu yana felsefe, tarih ve psikoloji alanlarına ilgi duyarım. Doğa Filozofu bünyesinde bu ilgimi sizlerle paylaşmaktan çok keyif alıyorum! Doğa Filozofu bünyesinde Danışman Yazar ve İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak zevkle görev alıyorum!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu