Psikoloji - Sosyoloji

Üretkenliğin Toksik Yüzü: Hız Toplumu

🎧 Bu konuyu sohbet eşliğinde öğren · 2x hızda yaşamanın ağır bedeli
0:00 / 0:00
Yapay zeka ile seslendirildi.

Üretken olmak ve çalışkan olmak, hangi işi yapıyor olursak olalım, başarıya giden yolun iki vazgeçilmez kuralı gibi görünür. Ancak her şeyin fazlası zarar; peki hiç üretkenlikle kafayı bozduğumuzu düşündünüz mü? Sanki her anımızı bir işle doldurmak zorundaymışız gibi yaşıyoruz. Toplu taşımada geçen dakikaları “verimli değerlendirmeye”, uzun bir iş gününün kısa öğle arasına “üretken bir aktivite” sığdırmaya, hatta güne sabahın dördünde başlamaya çalışıyoruz. Artık günün 24 saat olması bile yetmiyor.
Yavaşlamak, boş kalmak ya da sadece durmak; insana neredeyse bir suç işlemiş hissi veriyor ve sonunda kendimizi, yaptıklarımızdan hiçbir zaman tam olarak tatmin olamayan, sürekli yetersiz hisseden o iç sesimizle baş başa buluyoruz. Üretkenliğin toksikleştiği bu çağ için Hartmut Rosa çok yerinde bir tanım yapıyor: Bizler artık bir “hız toplumu içinde yaşıyoruz.

hiztoplumu1
Bu görsel yapay zeka ile oluşturulmuştur

Rosa’nın tanımına göre bu hızlanma üç farklı boyutta gerçekleşir: teknolojik hızlanma, toplumsal değişim hızı ve yaşam temposundaki hızlanma.

İlk olarak, teknolojik hızlanma gün geçtikçe gelişen teknolojinin, eskiden saatlerimizi hatta günlerimizi alan işleri artık dakikalar içinde halledebilir hale gelmesiyle ilgilidir. Görünürde bu gelişme bize “zaman kazandırıyor” gibi görünür. Fakat aslında durum tam tersidir. Çünkü kazandığımız her dakika, daha fazla işi daha kısa sürede yapmamız gerektiği düşüncesini beraberinde getiriyor. Yani hız kazanmak yerine, bu hızın temposuna ayak uydurma zorunluluğu hissediyoruz.

İkinci boyut toplumsal değişim hızıdır. Artık gözde meslekler, trendler, değerler ve gündem öylesine hızlı değişiyor ki, biz daha birini sindiremeden diğeri gelip geçiyor. Bu sürekli dönüşüm bizi her anlamda fazla tüketmeye itiyor: Yeni bir hobi popülerleşiyor, fakat biz daha başlangıç aşamasındayken popülerliği sönüp gidiyor ve yerine hemen başkası geliyor. Böylece bir şeye gerçekten emek vermeden, aidiyet hissetmeden, yüzeysel bir şekilde her şeyle ilgilenip hiçbirine bağlanamıyoruz. Bunun sonucu ise, Rosa’nın da vurguladığı gibi, giderek artan bir yabancılaşma hissi oluyor. Kendimizi hiçbir yere, hiçbir şeye ait hissedemiyoruz.

Ve bu iki boyut, kaçınılmaz olarak üçüncüsünü doğuruyor: yaşam temposunun hızlanması. Artık üzerimizde görünmez ama korkunç bir baskı var: Çabuk ol! Çünkü gün sadece 24 saat! Yeni bir hobi öğrenmek için yalnızca birkaç saatin var, yoksa geç kalırsın. Bu baskı öyle içimize işliyor ki, bir şeyi hemen yapamıyorsak “demek ki bana göre değil” deyip o uğraşı anında tüketiyoruz. Sürekli yeni bir şeye başlıyor, ama hiçbirinde derinleşemiyoruz.

 Bu durumu yalnızca sosyolojik açıdan değil, psikolojik açıdan da açıklamak mümkün: dopamin patlaması (dopamine rush).
Bu mekanizma aslında Instagram’daki reels videolarını kaydırırken hissettiğimiz sonu gelmez zevkle aynı biçimde çalışıyor. Bir şeyler üretmek, yapılması gereken bir görevi tamamlamak beynimizde dopamin salgılanmasını sağlar — bu da doğal olarak bizi motive eden, sağlıklı bir süreçtir.
Ancak modern yaşam bu süreci bozuyor. Beyin adeta bir pazarlığa giriyor: Bir görevi ne kadar hızlı tamamlarsan, dopaminini o kadar hızlı alırsın; böylece başka şeyleri yapacak daha çok vaktin olur.
Sonuç olarak beynimize kısa yoldan ödül vermeye alışıyoruz; bu da sürekli bir dopamin patlamasına neden oluyor. Zamanla bu durum bir tür bağımlılığa dönüşüyor. Artık boş kaldığımızda huzursuz hissediyor, bir görevi birkaç saatte tamamlayamayınca bile gerginleşiyoruz. Çünkü beyin bir an önce o ödülünü, yani dopaminini istiyor.

hiztoplumu2
Bu görsel yapay zeka ile oluşturulmuştur

Bu durumun odaklanma süremize ne kadar zarar verdiğini tahmin etmek zor değil. Eskiden sayfalarca kitabı tek bir oturuşta okurken, şimdi aralıksız on sayfa okumak bile bir “başarı” haline geliyor. Dikkatimiz parçalanıyor, zihnimiz sürekli yeni bir uyarıcı arıyor. Hatta çoğu okur, bir yazıya hevesle başlasa bile sonuna kadar gelemiyor. Çünkü sabır, artık hız çağında en çok aşınan becerilerimizden biri haline geldi.

Hartmut Rosa’nın “Rezonans” adlı eserinde belirttiği gibi, insanın dünyayla anlamlı bir bağ kurabilmesi için rezonans — yani karşılıklı bir yankılanma — gerekir. Ancak hız toplumunda bu yankı kaybolur. Çünkü rezonans zaman ister. Duyguların olgunlaşması, bir fikrin şekillenmesi ya da bir ilişkide derin bağ kurulması hep zamana ihtiyaç duyar. Hızlandıkça, anlamı yüzeyde bırakırız. Her şeyin hızla tüketildiği bir çağda, ilişkilerden deneyimlere kadar her şey geçici hale gelir.

Peki bu durumdan nasıl çıkmalı ? Öncelikle yavaşlamalıyız! Hatta belki de biraz sıkılmalıyız. Verimlilik tanımımızı da biraz değiştirmeliyiz : Verimlilik sadece daha çok şey yapmak değil, yaptıklarımızdan anlam çıkarabilmektir. Belki de gerçekten üretken olmanın yolu, bir süreliğine üretmemekten geçer. Kendimize, beynimize hatta duygularımıza zaman vermeyi yavaş yavaş geri kazandıkça; yani hiçbir şey yapmamanın suçluluk değil, bir ihtiyaç olduğunu fark ettikçe, belki de insan olmanın özünü yeniden hatırlayacağız. Bir fincan kahveyi telaşsız içebilmek, bir kitabın cümlesinde uzun uzun kalabilmek, bir dost sohbetinde saate bakmadan konuşabilmek…  belki de en büyük verimlilik, hiçbir verim beklentisi olmadan yaşadığımız o sade, sessiz anların içinde saklıdır.

Kaynakça Ve İleri Okuma

Montero, D. ve Torres, F. (2020). Acceleration, alienation, and resonance: Reconstructing Hartmut Rosa’s theory of modernity. Pléyade (Santiago), (25), 155-181. https://www.scielo.cl/scielo.php?script=sci_arttext&pid=S0719-36962020000100155

Rosa, H. (2017). Dynamic stabilization, the triple A. approach to the good life, and the resonance conception. Questions de communication, (31), 437-456. https://www.watiknietbegrijp.nl/media/1416/hartmut-rosa-2017-1.pdf

Begüm Büke

Merhaba, ben Begüm. ODTÜ Kimya Mühendisliği lisans öğrencisiyim. Okumayı ve yazmayı her zaman bir tutku olarak gördüm.Bilim dünyasının merak uyandıran konularını anlaşılır ve keyifli bir dille paylaşmayı amaçlıyorum. Doğa Filozofu sayesinde sizlere ulaştığım için çok heyecanlıyım!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu