Bir Aslanın Mağara Duvarlarından Günümüze Olan Yolculuğu

Bir safariye çıktığınızı düşünün. Fakat bu kez yolculuğunuz Afrika savanlarında değil, insanlık tarihinin derinliklerinde başlıyor. Adımlarımızı takip ettiğimiz izler kumların üzerinde değil, taşlara, kabartmalara ve eski metinlere kazınmış durumda. Bu yolculukta karşımıza tekrar tekrar çıkan tek bir figür var: “Aslan”.
Üst Paleolitik Dönem: İlk Aslan Tasvirleri
İnsanlık tarihinde belki de en eski hayvan tasvirlerinden biri aslandır. Bu güçlü yırtıcı, tarih boyunca krallığın, gücün ve doğanın sembolü olarak kabul edilmiştir. Ancak aslanın insan zihnindeki sembolik yolculuğu, düşündüğümüzden çok daha eskiye, Paleolitik çağın mağara duvarlarına kadar uzanmaktadır.
Fransa’daki Chauvet Mağarası
Yaklaşık 35.000 yıl önce, bugün Fransa’nın güneyinde yaşayan insanlar mağara duvarlarına aslanlar çiziyordu. Bu resimler sadece sanat değildi. Avrupa’nın geri kalanında mağara sanatında aslan figürleri oldukça nadirken, Fransa’daki Chauvet Mağarası duvarlarında yer alan yetmişten fazla aslan tasviriyle bu nadirliğin en dikkat çekici istisnasını oluşturmaktadır (Packer, C., & Clottes, J. (2000)).
Araştırmalar, yukarıda bahsettiğimiz mağara duvarlarında çok sayıda büyük kedigile ait tasvir bulunduğunu göstermektedir. Bu figürler, mağara sanatında bilinen kedigillerin önemli bir bölümünü oluştururmaktadır. Dahası, Paleolitik mağara sanatında betimlenen bu hayvanların büyük kısmı da Fransa’daki mağaralarda yer almaktadır.

Bilim insanları, bu tasvirlerin büyük olasılıkla mağara aslanını (Panthera spelaea) temsil ettiğini düşünmektedir. Günümüzde yaşayan aslanlardan yaklaşık üçte bir oranında daha büyük olan bu tür, genel anatomik özellikleri bakımından modern aslanlara oldukça benzemektedir. Ancak günümüzde yalnızca erkek aslanlarda bulunan yele, mağara resimlerinde erkek bireyler açıkça betimlenmiş olmasına rağmen görülmemektedir. Bu ayrıntı, mağara aslanlarının modern Afrika aslanlarından farklı bir dış görünüme sahip olabileceğini düşündürmektedir (Clottes & Azéma, 2005).
Bir Mağaradan Başka Bir Mağaraya: Vogelherd Mağarası’ndaki Aslan Figürü
Fransa’dan ayrılıp rotamızı bu kez Almanya’ya çeviriyoruz. Peki, Paleolitik sanatın bu önemli merkezinde de aslanlarla karşılaşacak mıyız? Elbette.
Almanya’nın güneyinde, Lone Vadisi’nde bulunan Vogelherd Mağarası, insanlık tarihinin en erken figüratif sanat örneklerinden bazılarını barındırır. Bu mağarada yapılan kazılar, yaklaşık 43.000–35.000 yıl önce yaşayan insanların hayvan figürleri ürettiğini göstermektedir. Bu dönem, arkeolojide Aurignacien kültürü olarak bilinir ve Avrupa’da sanatın ilk ortaya çıktığı evrelerden biri olarak kabul edilir.
1931 yılında gerçekleştirilen kazılarda mamut dişinden yapılmış küçük heykelcikler bulunmuştur. Bu eserler arasında dikkat çeken örneklerden biri de aslan figürüdür. Küçük boyutuna rağmen bu heykel, hayvanın vücut yapısını ve duruşunu oldukça gerçekçi biçimde yansıtır (Dutkiewicz, 2015).
Buzul Çağı’nın Gizemli Figürü: Aslan Adam
Turumuza yine Almanya’dan devam ediyoruz. 1939 yılında Almanya’nın güneybatısındaki Hohlenstein-Stadel Mağarası’nda yapılan kazılarda, arkeologlar mamut fildişinden yapılmış yüzlerce küçük parçaya rastladı. Bu parçalar ilk bakışta sıradan görünse de daha sonra birleştirildiklerinde olağanüstü bir figürü ortaya çıkardı. Bu eser yarı insan yarı aslan bir heykeldi. Parçalar yıllar içinde birçek kez yeniden incelendi ve yaklaşık 200’den fazla fildişi fragmentinin bir araya getirilmesiyle yaklaşık 30 santimetre boyunda bir heykelcik oluşturuldu. Bu figür, dik duran insan vücuduna sahipti; ancak başı, kulakları ve yüz yapısı bir mağara aslanını andırıyordu. Araştırmacılar, heykelin yaklaşık 40.000 yıl önce Aurignacien kültürü döneminde yapıldığını düşünüyor (Ebinger-Rist, N., Wolf, S., Wehrberger, K., & Kind, C.-J. (2018). Bu da onu yalnızca Avrupa’nın değil, insanlık tarihinin en eski figüratif sanat eserlerinden biri haline getiriyordu.

Neolitik Dünyada Aslanla İlk Karşılaşmalar
Göbekli Tepe
Şimdi ise rotamızı Anadolu’ya çeviriyoruz. Çünkü aslan figürleri, yalnızca Avrupa’daki Paleolitik sanat eserlerinde değil, insanlık tarihinin en önemli Neolitik yerleşimlerinden biri olan Göbekli Tepe’de de karşımıza çıkmaktadır.
Göbekli Tepe’deki T biçimli dikilitaşların üzerinde yer alan hayvan kabartmaları arasında aslan figürleri de bulunur. Bu tasvirler, Neolitik dönemde insanların doğadaki güçlü ve tehlikeli hayvanları sembolik bir anlamla betimlediğini gösterir. Araştırmalara göre Göbekli Tepe’deki hayvan figürleri yalnızca doğayı tasvir etmek için değil, aynı zamanda dönemin inanç dünyasını ve ritüel anlayışını ifade eden semboller olarak kullanılmıştır. Bu nedenle aslan figürü, erken insan topluluklarının güç, tehlike ve kutsallık gibi kavramları görsel semboller aracılığıyla anlatma biçiminin önemli örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir (Aktaşlıoğlu, 2022).

Çatalhöyük
Çatalhöyük’te bulunan bazı kabartmalarda kadın figürünün iki yanında vahşi kedigiller yer almaktadır. Bu sahneler çoğu araştırmacı tarafından doğa üzerindeki hâkimiyeti simgeleyen bir Ana Tanrıça inancıyla ilişkilendirilir. Neolitik dönemde ortaya çıkan bu tasvir geleneğinde kadın ve vahşi kediler birlikte betimlenir. Bu durum, insanın doğanın güçlü ve tehlikeli yönlerini kutsal bir figür üzerinden anlamlandırmaya çalıştığını düşündürmektedir. Bu nedenle Çatalhöyük’te aslan ve benzeri kedigiller yalnızca bir hayvan betimi değildir. Güç, koruyuculuk ve doğanın kontrolü gibi sembolik anlamlar taşıyan önemli ikonografik unsurlar olarak görülür (Özgül, E. ve Kılıç, Y. (2024).

Bu figür ilk kazıları yapan James Mellaart tarafından güçlü bir “Ana Tanrıça” tasviri olarak yorumlanmış ve Neolitik toplumlarda kadın merkezli bir inanç sisteminin olabileceği fikrini gündeme getirmiştir. Ancak günümüzde birçok arkeolog bu yorumun kesin olmadığını düşündürmektedir. Araştırmacılara göre bu figür, doğrudan bir tanrıçayı temsil etmek yerine, kadınların doğurganlık, üretim ve toplumsal yaşam içindeki önemini simgeliyor olabilir. Yine de figürün iki güçlü yırtıcı hayvan arasında tasvir edilmesi, Neolitik insanın doğa, güç ve otorite kavramlarını nasıl sembolleştirdiğini anlamak açısından oldukça dikkat çekicidir. Bu nedenle Çatalhöyük’teki bu heykel yalnızca bir sanat eseri değil, aynı zamanda geçmiş toplumların inançlarını ve sosyal düzenini anlamaya çalışan arkeologlar için önemli bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir.
Mezopotamya’da Aslan
Sümerler
Şimdi rotamızı Mezopotamya’ya çeviriyoruz. Bakalım yazının doğduğu bu topraklarda aslan nasıl bir anlam kazanmış?
Sümer mitolojisinde aslan, özellikle göğün kraliçesi olarak görülen İnanna ile ilişkilendirilen güçlü bir semboldür. Bazı tasvirlerde tanrıça iki aslanla birlikte betimlenir. Bu sahneler onun gücünü ve koruyucu otoritesini simgeler. Sümer anlatılarında aslan aynı zamanda krallık gücünün de bir göstergesidir. Nitekim destan kahramanı Gılgamış’ın aslanları kontrol eder şekilde tasvir edilmesi, hükümdarın gücünü ve düşmanları üzerindeki hâkimiyetini simgesel olarak anlatır (Beydiz, 2016).

Akadlar
MÖ yaklaşık 2350’de kurulan ve Sümerler’e komşu olan Akad Krallığı, Sümer kültüründen büyük ölçüde etkilenmiş ve bu kültürü Ön Asya’ya yaymıştır. Bu döneme ait mühürler ve kabartmalar, av sahnelerinin Akad sanatında önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. Özellikle kraliyet avlarında aslanın sıkça tasvir edilmesi dikkat çekicidir. Aslan avı sahneleri yalnızca bir avı değil, aynı zamanda hükümdarın gücünü ve doğa üzerindeki hâkimiyetini simgeleyen politik bir anlatım olarak değerlendirilir. Bu nedenle Akad ve sonrasında Mezopotamya sanatında aslan figürü, krallık gücünü temsil eden en güçlü sembollerden biri hâline gelmiştir (Özdemir, M., & Turğut, M. (Ed.). (2023).

Asurlar
Asur sanatında aslan avı sahneleri oldukça yaygındır ve özellikle Geç Asur kralı Asurbanipal’in (MÖ 668–627) Ninive’deki saray kabartmaları bu konuda en etkileyici örnekleri oluşturur. Bu sahnelerde kralın yaralı bir aslanı başından tutarak kısa kılıcıyla öldürdüğü dramatik anlar tasvir edilir. Asur geleneğinde aslan avı yalnızca bir av etkinliği değil, aynı zamanda kraliyet gücünü, kahramanlığı ve hükümdarın doğa üzerindeki hâkimiyetini simgeleyen bir ritüel olarak kabul edilmiştir. Bu motifin benzer örnekleri Ziviye’den bulunan altın levhalarda da görülür ve burada aslanla mücadele sahnesi krala atfedilen tanrısal gücü vurgulayan bir sembol olarak yorumlanır (Koca & İmamoğlu, 2018).

Antik Mısırda Aslan Figürü
Mezopotamya’dan ayrılıp bu kez Nil kıyılarına uzanıyoruz. Bakalım Antik Mısır’da aslan, doğanın güçlü bir avcısından firavunların kudretini simgeleyen görkemli bir figüre nasıl dönüşmüş?
Antik Mısır’da aslan, güçlü ve tehlikeli bir yırtıcı hayvan olarak görülmüş ve özellikle firavunların gücünü simgeleyen kraliyet avlarının önemli bir parçası olmuştur. Aslan avı sahneleri tapınak ve mezar kabartmalarında sıkça tasvir edilmiş, bu sahneler kralın düzeni koruyan güçlü bir lider olduğunu göstermek için kullanılmıştır. Özellikle Yeni Krallık döneminde firavunların aslan avladığını gösteren tasvirler yaygınlaşmıştır (Koca, F., İmamoğlu, G., & İmamoğlu, O. (2018).

Bazı tapınak kabartmalarında ve sanat eserlerinde firavun, doğrudan bir “kraliyet aslanı” olarak tasvir edilir ve yabancı düşmanları ayakları altında ezer. Bu sahneler “ptpt-xAswt” olarak adlandırılan ve düşmanların ezilmesi anlamına gelen özel bir ikonografik motife dayanır. Firavunun aslan biçiminde gösterilmesi, onun hem ilahi güçle donatılmış bir hükümdar olduğunu hem de düzeni koruyarak kaosu ortadan kaldıran bir savaşçı rolü üstlendiğini vurgular (A. M., Abdel Razek, G. E., & Bayoumy, T. F. (2024).
Sekhmet: Antik Mısır’da Aslanın Tanrısal Gücü
Antik Mısır’da aslan yalnızca güçlü bir hayvan olarak değil, aynı zamanda tanrısal gücün sembolü olarak görülmüştür. Bu gücün en belirgin temsilcilerinden biri aslan başlı tanrıça Sekhmettir. Sekhmet, savaşın, yıkımın ve aynı zamanda koruyucu ilahi gücün tanrıçası olarak tasvir edilir. İnsan bedenine sahip olup dişi aslan başı ile betimlenmesi, onun vahşi ve kontrol edilemez gücünü simgeler.
Yeni Krallık döneminde özellikle III. Amenhotep zamanında (yaklaşık MÖ 1386 – 1349) Sekhmet kültü büyük önem kazanmıştır. Karnak’taki Mut Tapınağı’nda yüzlerce Sekhmet heykeli dikilmiştir. Araştırmalara göre bu heykellerin sayısının yaklaşık 572 adet olduğu düşünülmektedir. Bu heykeller tapınağın avlularında ve koridorlarında sıra halinde yerleştirilmiş ve adeta savaş düzeninde dizilmiş askerleri andıran bir görünüm oluşturmuştur. Sekhmet heykellerinin bu kadar çok sayıda yapılması yalnızca dini bir gelenek değil, aynı zamanda koruyucu bir ritüelin parçasıydı. Mısırlılar Sekhmet’in hem yıkıcı hem de iyileştirici güce sahip olduğuna inanıyorlardı. Bu nedenle tapınaklara yerleştirilen heykellerin, tanrıçanın gücünü sürekli olarak canlı tutarak ülkeyi düşmanlardan ve hastalıklardan koruduğu düşünülüyordu (Lythgoe, A. M. (1919, October).

Antik Anadolu ve Hititlerde Aslan Figürü
Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olan Hattuşa, Çorum’un Boğazkale ilçesinde yer almakta olup 1986 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır. Kentte bulunan anıtsal şehir kapılarından Aslanlı Kapı, Kral Kapısı ve Sfenksli Kapı Hitit taş işçiliğinin önemli örnekleri arasında yer almaktadır (T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. (t.y.). Hattuşa).

Malatya’da Aslan Heykelleri
Anadolu’da aslan figürünün erken örneklerinden bazıları Malatya ve çevresinde görülmektedir. Aslantepe Höyüğü kazılarında ortaya çıkarılan taş aslan kabartmaları ve heykeller, bölgenin Hitit döneminde önemli bir merkez olduğunu göstermektedir. Bu eserlerin büyük bölümü günümüzde Ankara’da bulunan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir. Malatya’nın Darende ilçesi yakınındaki Yenice köyü civarında bulunan ve halk arasında “Aslantaş” olarak bilinen iki büyük taş aslan heykelinin de MÖ 2. binyılın başlarına, yani Hitit dönemine tarihlendiği düşünülmektedir. Kayadan yontularak yapılan bu heykeller yaklaşık 4–5 ton ağırlığındadır ve birbirlerine paralel şekilde kuzeye bakacak biçimde yerleştirilmiştir. Araştırmacılar bu heykellerin bölgede var olduğu düşünülen kayıp bir Hitit yerleşimine ait olabileceğini belirtmektedir (Aral, S. (2019).

Roma İmparatorluğunda Aslan Figürü
Roma döneminde aslan, vahşi doğayı ve gücü temsil eden en önemli hayvanlardan biri olarak sanat eserlerinde ve mozaiklerde sıkça betimlenmiştir. Özellikle Piazza Armerina’daki Villa Romana del Casale’de bulunan Büyük Av Mozaiği bu tasvirlerin en dikkat çekici örneklerinden biridir. M.S. IV. yüzyıla tarihlenen bu mozaikte, Roma İmparatorluğu’nun farklı bölgelerinden yakalanan vahşi hayvanların arenalarda kullanılmak üzere Roma’ya götürülmesi betimlenir. Sahnedeki avcılar, aslan ve diğer yırtıcı hayvanları yakalamak için çeşitli yöntemler kullanmaktadır. Bunlardan biri, yırtıcı hayvanları yemle kafese çekip ani bir hamleyle kapatılan tuzak sistemidir. Bu tür av sahneleri yalnızca hayvan yakalama faaliyetini değil, aynı zamanda Romalı askerlerin savaş öncesinde askerî tatbikat yaparak savaş becerilerini geliştirdikleri bir eğitim yöntemi olarak da yorumlanmaktadır (Eraslan, Ş. (2014).
Aslan Tokmaklı Kapılar
Roma döneminde aslan figürü yalnızca heykel ve mozaiklerde değil, mimari detaylarda da kullanılmıştır. Pompei yakınlarındaki Boscoreale’de bulunan bir evin duvar resminde, kapı üzerinde ağzında halka tutan aslan başlı kapı tokmağı betimlenmiştir. Bu tasvir, Roma sanatında aslanın mimari yapılarda koruyucu güç ve kuvvet sembolü olarak kullanıldığını göstermektedir (Köşklü, Z. (2014).

Orta Çağda Aslan Figürü
Kral Arthur, Camelot ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri etrafında şekillenen Arthur anlatılarında da aslan figürü, heraldik armalarda ve şövalye kalkanlarında hükümdarlık ile kahramanlığı simgeleyen önemli motiflerden biri olarak karşımıza çıkar (Field, 2014).
İslam Dünyasında Aslan Figürü
Aslanın farklı kültürlerde üstlendiği anlamları keşfetmeyi sürdürürken, bu kez İslam dünyasına uzanıyoruz. Burada da aslan, gücü ve otoriteyi simgeleyen önemli bir figür olarak mimari eserlerde kendine yer bulmuştur.
Anadolu Selçuklu sanatında aslan figürü özellikle kale kapıları, kervansaraylar ve medrese cephelerinde kabartma olarak kullanılmış ve hükümdarlığın gücünü simgelemiştir. Bazı yapılarda aslanın boğa ile mücadele sahneleri de görülür; bu kompozisyonlar doğanın döngüsünü ve güç mücadelesini sembolik olarak ifade eder.

Aslanlı Çeşme (Hacı Bektaş Veli Dergâhı)
Nevşehir’de bulunan Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda Aslanlı Çeşme yalnızca bir su yapısı değildir. Alevi-Bektaşi düşüncesinin sembolik bir anlatımıdır. Çeşmenin ortasında yer alan aslan heykeli, İslam geleneğinde “Allah’ın Aslanı” olarak anılan Hz. Ali’yi temsil eder. Ziyaretçiler yüzyıllardır bu çeşmeden akan sudan içerek hem şifa hem de manevi bereket ararlar. Çeşmenin mimarisindeki kemer sayıları ve süslemeler de rastgele değildir. Bu sayılar Bektaşi öğretisindeki On İki İmam, Ehlibeyt ve dini sembollere gönderme yapan gizli anlamlar taşır. Böylece Aslanlı Çeşme, küçük bir mimari yapı olmasına rağmen inanç, sembolizm ve kültürel hafızayı bir araya getiren güçlü bir simge hâline gelir (Çiçek, Ş. (2024).
İran’da Aslan Figürü
İran kültüründe ise aslan figürü çoğu zaman güneşle birlikte tasvir edilen “Şîr ü Hûrşîd” (Aslan ve Güneş) sembolüyle ilişkilendirilir. Bir aslanın arkasından yükselen güneş görülür ve bu birliktelik göksel düzen, hükümdarlık ve ilahi güç anlamlarını taşımaktadır. Fars edebiyatında aslan, güneşin yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilen güç ve egemenlik sembolüdür. Safevi ve daha sonra Kaçar dönemlerinde bu motif devletin ve İslam’ın birlikteliğini simgeleyen bir bayrak ve amblem olarak kullanılmış, zamanla İran’ın ulusal sembollerinden biri haline gelmiştir (Tutaysalgır, O., & Arı, S. (2023).

Sonuç
İnsanlık tarihine bakıldığında aslan figürü yalnızca bir hayvan tasviri değil, farklı medeniyetlerin güç, iktidar ve kutsallık anlayışını yansıtan ortak bir sembol olarak karşımıza çıkmaktadır. Mağara duvarlarında çizilen ilk hayvan tasvirlerinden Mezopotamya kabartmalarına, antik uygarlıkların mitolojik anlatılarından Selçuklu mimarisine ve İran’ın “aslan ve güneş” sembolüne kadar uzanan bu uzun yolculuk, aslanın kültürel hafızadaki güçlü yerini açıkça göstermektedir.
Her dönem ve toplum, aslana kendi dünyasını yansıtan yeni anlamlar yüklemiştir. Kimi zaman bir hükümdarın kudretini simgelemiş, kimi zaman kutsal mekânların koruyucusu olarak tasvir edilmiş, kimi zaman da göksel düzenin ve kozmik gücün sembolü olarak sanat eserlerinde yer almıştır. Bu yönüyle aslan figürü yalnızca sanatın bir unsuru değil, aynı zamanda insanlığın güç, cesaret ve otorite kavramlarını nasıl algıladığının da görsel bir anlatımıdır.
Bugün modern dünyada bile aslanın spor kulüplerinin armalarında, devlet sembollerinde ve logo tasarımlarında yaşamaya devam etmesi, bu figürün binlerce yıllık anlam dünyasının hâlâ etkisini koruduğunu göstermektedir. Böylece aslan, geçmişten günümüze uzanan bu sembolik yolculukta, insanlık kültürünün en kalıcı ve evrensel imgelerinden biri olmayı sürdürmektedir.
Kaynakça ve İleri Okuma
Packer, C., & Clottes, J. (2000). When lions ruled France. Natural History, 109(9), 52–57.
CLOTTES, J., & AZÉMA, M. (2005). Les images de félins de la grotte Chauvet. Bulletin de La Société Préhistorique Française, 102(1), 173–182. http://www.jstor.org/stable/27923872
Dutkiewicz, E. (2015). The Vogelherd Cave and the discovery of the earliest art – history, critics and new questions. In N. Sanz (Ed.), Human origin sites and the World Heritage Convention in Eurasia (World Heritage Papers No. 41, pp. 74–91). Paris: UNESCO.
Ebinger-Rist, N., Wolf, S., Wehrberger, K., & Kind, C.-J. (2018). L’homme-lion d’Hohlenstein–Stadel. L’Anthropologie, 122(3), 415–436. https://doi.org/10.1016/j.anthro.2017.12.004
Aktaşlıoğlu, Ş. Y. (2022). Göbeklitepe’den bugüne resim ve sembollerin gelişimi, dini ve toplumsal etkileri (Yüksek lisans tezi). Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Gebel, H. G. K., Benz, M., Rokitta-Krumnow, D., & Rollefson, G. (Eds.). (2013). Neo-Lithics 2/13: The newsletter of Southwest Asian Neolithic research – Special topic on the symbolic construction of community. Berlin: ex oriente.
Özgül, E. ve Kılıç, Y. (2024). Eski Anadolu’da Leopar-Aslan, Boğa-Geyik Bağlamında Tanrıçanın Zoomorf Tasvirleri (MÖ 2. Binyılın Sonuna Kadar). Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi , 53 , 170-185. https://doi.org/10.52642/susbed.1405560
Raddato, C. (2021, March 9). Seated Woman of Çatalhöyük [Photograph]. World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/image/13585/seated-woman-of-catalhoyuk/ https://creativecommons.org/licenses/by-nc-sa/4.0/deed.en
Rountree, K. (2007). Archaeologists and Goddess feminists at Çatalhöyük: An experiment in multivocality. Journal of Feminist Studies in Religion, 23(2), 7–26. https://doi.org/10.1353/jfs.2007.0040
Beydiz, M. G. (2016). Mitolojiden sanata hayvan imgesi. İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.
Gül, S., & Meral, K. (2024). İnanna’dan Venüs’e, Bir Mezopotamya Tanrıçasının Değişimi. Current Perspectives in Social Sciences, 28(2), 219-232. https://doi.org/10.53487/atasobed.1425730 https://creativecommons.org/licenses/by-nc/4.0/
Özdemir, M., & Turğut, M. (Ed.). (2023). Spor bilimlerinde akademik değerlendirmeler-2. Duvar Yayınları.
The Metropolitan Museum of Art. (n.d.). Akkadian cylinder seal with hero and lion [Photograph]. The Met Collection. https://www.metmuseum.org/
Sonik, K. (2014). Pictorial mythology and narrative in the ancient Near East. In M. Feldman & B. Brown (Eds.), Critical approaches to ancient Near Eastern art (pp. 265–293). De Gruyter.
Koca, F., & İmamoğlu, G. (2018). Antik çağlarda aslan figürlü mücadelelerin yorumlanması. 2. Uluslararası Herkes İçin Spor ve Wellness Kongresi El Kitapçığı.
Koca, F., İmamoğlu, G., & İmamoğlu, O. (2018). Antik Mısırda avcılık, binicilik, okçuluk ve görsellerin yorumlamaları. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 11(59), 1495–1502. http://dx.doi.org/10.17719/jisr.2018.2754
Moustafa, A. M., Abdel Razek, G. E., & Bayoumy, T. F. (2024). The impact of the lion on royal scenes in the ancient Egyptian art: The ptpt-xAswt scenes (significance and symbolism). Journal of Tourism, Hotels and Heritage, 8(1), 17–36. https://doi.org/10.21608/SIS.2024.295953.1171
Lythgoe, A. M. (1919, October). Statues of the goddess Sekhmet. The Metropolitan Museum of Art Bulletin, 14(10), 1–23. https://www.jstor.org/stable/3253827
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. (t.y.). Hattuşa.
https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/corum/gezilecekyer/hattusa
Aral, S. (2019). Malatya geleneksel dokumalarında görülen hayvan betimlemeli motif örnekleri. 1. Uluslararası Beydağı Sosyal ve Beşerî Bilimler Kongresi Kitabı (20–22 Aralık 2019, Malatya).
Eraslan, Ş. (2014). İstanbul Büyük Saray Mozaikleri’ndeki Grifon Betimlemeleri: Roma Döneminin Benzer Örnekleriyle İkonografik ve Sanatsal İlişkisi. Cedrus , 2 , 443-451. https://doi.org/10.13113/CEDRUS.201406470
Köşklü, Z. (2014). İtalya örnekleriyle aslan başlı kapı tokmakları. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 18(3), 339–358.
Field, P. J. C. (2014). The heraldry of the historical Arthur in the Middle Ages. In C. Girbea, L. Hablot, & R. L. Radulescu (Eds.), Marqueurs d’identité dans la littérature médiévale: Mettre en signe l’individu et la famille (XIIe–XVe siècles) (pp. 109–116). Turnhout: Brepols. https://doi.org/10.1484/M.HIFA-EB.5.102431
Özkul, K., & Sönmez, D. (2019). Anadolu Selçuklu dönemi taş işlemeciliğinde aslan figürü. 3. Uluslararası Sanat ve Estetik Sempozyumu Bildiri Kitabı.
Tutaysalgır, O., & Arı, S. (2023). Aslan sembolizminin tarihsel yolculuğu ve güncel logo tasarımlarında kullanımı. Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, 16(41), 434–453. https://doi.org/10.12981/mahder.1119532
Çiçek, Ş. (2024). “Aslanlı Çeşme”nin Michel Foucault’un mekân felsefesi bakışıyla semiyolojik çözümlemesi. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, 8(1), 63–80. https://doi.org/10.59182/tudad.1537957









