Avusturya’dan Nobel’e: Peter Handke


1942 yılında Avusturya’da doğan Handke, hem roman hem tiyatro metni yazarlığı ile tanınıyor. Kendi yazdığı “Solak Kadın” adlı romanını perdeye uyarlamasının yanı sıra iki filmin daha yönetmenliğini yapmış olan Handke’ye 2019 yılında “dilsel ustalıkla insan deneyiminin çevresini ve özgüllüğünü araştıran etkili eserleri için” Nobel Edebiyat Ödülü verildi. Handke için son beş yıl içinde ödül alanlar arasında en çok tartışılan isim de denebilir. Nobel ödülü alması, savaş yanlısı söylemleri dolayısı ile özellikle savaş muhabirleri tarafından büyük tepki toplamış. [1]
Handke’nin Yazım Tarzı
Farklı türlerde eserler veren Peter Handke’nin yazı tarzında ilk göze çarpan, sıklıkla kullandığı temalar. Bu temaların başında bireysellik geliyor. Romanlarında bu olguyu işleyiş şekli değişse de çoğunlukla karakterleri üzerinden bireysellik ve toplum arasındaki çatışmalara dikkat çekiyor. “Ben” olgusunu işlerken sıklıkla “iç dünya” ve “dış dünya” ayrımından faydalanıyor, iki dünya arasındaki inceliğe ve uzaklığa dikkat çekiyor. Belki de bu sebeple Peter Handke’nin eserlerinde kullandığı dil, okuyucuya sanki bilinç dışı bir yolculuğa çıkmış havası veriyor. “Ancak Handke’nin yazıları varoluşsal bir öz yönelim eylemi, ruhunun iç dünyası (Innenwelt:inner world) ile doğa ve toplumun dış dünyası (Außenwelt:outer wolrd), genel olarak kabul edildiği şekliyle “gerçeklik” arasında ara buluculuk yapma girişimidir ve her zaman da öyle olmuştur.” (Barry, T. F. (1986) Dilin kullanımı ve olay örgüsü de işlediği temalara eklenince bazen okuması zor metinlere dönüşebiliyor. Tam da bu yüzden zor metinler okumayı seven okurlar için Handke’nin eserleri aslında birebir.
Üstelik Handke romanlarını kurarken dili yalnızca bir araç olarak kullanmıyor; romanın içerdiği konuya göre, anlatmak ve vurgulamak istediği temayı dil-toplum ikiliğine dikkat çekerek vurguluyor. Romanlarının büyük çoğunluğunda ana karakterin konuşmayı bırakması, dilden vazgeçmesi, Handke’nin bireysellik temasına dil ve iletişim altyapısıyla yaklaştığını gösteriyor.
Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi
1970’te yayımlanan ve Handke’nin erken dönem işlerinden olan roman, eski bir kaleci olan Bloch adlı karakterin etrafında şekilleniyor. İşinden çıkarılmasının ardından Bloch’un iç dünyasında meydana gelen kopmalar, dış dünyadan ayrılması ve varoluşsal krizleri ile hikâye başlıyor. Roman yalnızca Bloch’un iç dünyasını anlatmakla kalmıyor, dil ve dünya algılayışı üzerinden dil bilimsel bir yaklaşımla bireyselliği ve bireysel yalnızlığı da ele alıyor. Belki bu sebeptendir ki, kitabı okurken olaylar sanki uyku ve uyanıklık arasında geçiyormuş gibi hissettiriyor okuyucuya. Psiko dil bilimsel bir incelemeyi, kaygı temelinde ele alarak okuyucuya sunuyor.
Bloch’un uyku ve uyanıklık arasındaki anları da aslında bireyin iç dünyası ve dış dünyası arasındaki geçişleri gösteriyor. Aniden uyanması ve uyanışlarının belirsizliği, aslında bireyin etrafında çizilen sınırlarının ne kadar ince olduğuna dikkat çekiyor. Bu sebeple bu romanda Handke; ana karakterinin iç ve dış dünya ayrımını, bu çizginin inceliğini “uyku” üzerinden kuruyor da diyebiliriz. Bloch’un uyuyamaması, uyanmasının da detaylı anlatılması ile iki dünya arasında bireyin yaptığı yolculuklar vurgulanıyor.
Romanda işlenen bir diğer tema da yalnızlık ve boşluk. Okuyucuya uzaktan konuşuyormuş gibi hissettiren anlatıcısıyla roman; izolasyonu, yalnızlığı imgelerle anlatmakla kalmayıp okuyucuya hissettiriyor da. Hikâye boyunca Bloch ile aramızda bir mesafe var. Bu mesafe olayların kısa süreli akışlarında, hızla değişen mekân ve kişilerle pekiştiriliyor. Bloch yalnız ve bizden uzakta, bu da nazımla vurgulanıyor. Üstelik kelimelerle kurduğu ilişki de bu yalnızlık ve izolasyon temasını destekliyor. Bloch insanlardan uzaklaştıkça kelimelere yaklaşıyor ve bir noktada kelimeler de onun için anlamlarını, yerlerini yitiriyor.
Karanlık Bir Gecede Sessiz Evimden Çıktım
Handke diğer romanlarında olduğu gibi, bu romanında da tek bir konu üzerinde durmuyor. Bireyselliği ele alırken bu sefer ana karakterini bir yolculuğa çıkarıyor. Avusturya’da yalnız bir yerleşke olan Taxham kentinin eczası, romanda okuyacağımız adı ile Taxham’ın eczacısı; yani ana karakterimiz, gündelik yaşamından sıkıldığı için bir yolculuğa çıkıyor. Yolculuğu, Handke’nin metaforik anlatımıyla düş ve gerçeğin sınırında geçiyor. Bu sırasında ona yer yer eşlik eden iki arkadaşı ve kaybettiği (belki de terk ettiği) konuşma yetisiyle bu düşsel hava daha da güçleniyor. Dolayısıyla Handke bu romanında da dil ve birey ilişkisini inceliyor diyebiliriz. Eczacı tekrar konuşmaya başladığı zaman hikâyesini anlattığı kişi de hikâyeyi bize yani okuyucuya aktarıyor. Üstelik, belki de mesleği gereği medikal kokulara çok maruz kalmış olması nedeniyle, eczacının anlattığı pek çok olayın içerisinde ‘koku’lara karşı olan hassasiyeti de dikkat çekiyor. Oldukça kısa olmasına rağmen, işlenilen konular ve Handke’nin edebi dili nedeniyle zaman zaman zorlayıcı bir okuma olabiliyor.
Son Söz
Kitaplarında kullandığı temalar ve yazım dilinin gücü ile desteklediği hikâyeler, Handke’nin okuyucuları için farklı bir deneyim sunuyor. Zaman zaman takibi zorlaşabiliyor olsa da, işlemeyi tercih ettiği konuların yoğunluğu okuyucuyu hem duygusal hem de felsefi bir yolculuğa çıkarıyor.
Kaynakça ve İleri Okuma
[1]: Lange, J. (2019, October 10). Why Peter Handke is a startlingly controversial Nobel prize winner. Theweek. https://theweek.com/speedreads/870868/why-peter-handke-startlingly-controversial-nobel-prize-winnerHandke, P. Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi, Ayrıntı Yay. 2022, İstanbul
Handke, P. Karanlık Bir Gecede Sessiz Evimden Çıktım, Sia Kitap Yay. 2024, İstanbul
Barry, T. F. (1986). Language, Self, and the Other in Peter Handke’s “The Goalie’s Anxiety at the Penalty Kick.” South Atlantic Review, 51(2), 93–105. https://doi.org/10.2307/3199351
Bize Destek Olmak İster Misiniz?
- Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.
- Daha detaylı bilgi almak için “Bize Destek Olabilirsiniz!” sayfamızı inceleyebilirsiniz!







