Anadolu’nun Sesi: Yaşar Kemal


Türk edebiyatı, yüzyıllar boyunca köşklerde yaşayan, maddi durumu iyi ve halkın empati kurmasının daha güç olduğu hikâyeleri anlatmıştı. Bu düzen yüzyıllardır böyleydi. Derken bir ses yükseldi Çukurova’nın sıcağından… Toprağın, yoksulluğun, dağın ve halkın sesi! İşte bu ses, bugün hepimizin adını bildiği Yaşar Kemal’in sesiydi.
Serimizin diğer tüm yazılarında olduğu gibi her şeyden önce yazarımızı daha yakından tanımak bize yardımcı olacaktır. O yüzden gelin ilk durağımız şairimizin yaşam haritası olsun.
Yaşar Kemal, 1923 yılında Osmaniye’nin bir köyünde dünyaya geldi. Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli’ydi. Küçük Kemal hayata zor koşullarda başladı. Zira daha beş yaşındayken babasının gözleri önünde öldürülmesine tanık oldu. Aynı dönemde geçirdiği bir kaza sonucu sağ gözünü kaybetti. Henüz hayatın eşiğinde bile değilken, hem bir travma hem bir karanlıkla baş başa kaldı. Belki de bu yüzden, Anadolu’da yaygın olan bu tür dramalar onun romanlarında da kendini göstermiş, her karakter benzer acılarla şekillenmişti. Zira Yaşar Kemal o insanları anlayabiliyordu. Çocukluğu yoksulluk, mücadele ve doğayla iç içe geçti. Ortaokulu bitirdikten sonra ırgatlık ve traktör sürücülüğü gibi işlerde çalıştı ama her zaman bir şeyler yazdı. Her ne kadar şartları dar olsa da ufku hiç dar değildi.
Bu yazma alışkanlığı onu da şekillendirdi. 1951’de İstanbul’a gelmesiyle gazeteciliğe başladı. Cumhuriyet gazetesinde yaptığı röportajlarla dikkat çekti. En ünlüsü, “Çukurova Röportajları”ydı. Burada yalnızca tütünün değil, insanların da “nasıl kuruduğunu” anlatıyordu. Bununla birlikte röportaj, edebî form hâline geldi. Gerçeğin süslenmeden yalın bir şekilde anlatılması onun için önemliydi; ancak Yaşar Kemal sadece röportajlarla sınırlı kalmayacaktı.
1955’te yayımlanan “İnce Memed”, onun edebî patlamasıydı. Kitap, bir halk efsanesine dönüşen köylü direnişçinin hikâyesinin yanı sıra; aslında toprak ağalarının, zulmün ve çaresizliğin karşısında dimdik duran insanın hikâyesiydi bu. Kitap onlarca dile çevrildi. Yaşar Kemal artık yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın da tanıdığı bir edebî vicdandı. Yaşar Kemal için betimlemeler son derece ön plandaydı ancak bu betimlemeler tamamen doğal ve gerçekti. Çamurun rengine kadar her detayı anlatıyordu. Anlattığı hikâyelerin dramatik gücü nedeniyle çoğu zaman, betimlemeleri görece çirkin sayılabilecek manzaralar üzerineydi ancak bu onun tarzıydı. Onun kalemi; doğa, insan ve zulüm üzerineydi. “Yer Demir Gök Bakır”, “Demirciler Çarşısı Cinayeti”, “Binboğalar Efsanesi” gibi eserlerde tüm bu tarzı görünüyordu ama pek çok kişiye göre Yaşar Kemal’in en büyük başarısı, köylüyü karikatürize etmeden, bir “tip” hâline getirmeden anlatmasıydı. O insanlar, bir “sınıf” değil; birer “karakter”di. Dertleri sadece toprak değil; onur, aşk, korku ve umuttu. Türk sinemasında tarihe geçen Selvi Boylum Al Yazmalım’ın tonu ve belki daha ağırı onun romanlarında da vardı. Peki biraz daha derinine inersek Yaşar Kemal bize neler anlattı?
Bir Halk Destanı: İnce Memed
İnce Memed tartışmasız bir şekilde onun en ünlü eseriydi ve kesinlikle bir destandı. Roman, Çukurova’nın bir köyünde, yoksul ve ezilen köylülerin yaşadığı adaletsiz düzene başkaldıran genç bir adam olan İnce Memed’in hikâyesini anlatır. Ağalık düzenine, özellikle de zalim Abdi Ağa’ya karşı duyulan öfke; romanın asıl aksiyonun konusudur.
Bu problem, o dönemde gerçek bir sorundu. Çiftçi kendi bulunduğu bölgedeki vergilerin ve kontrolün az olmasından dolayı hem zenginleşmiş hem de ağalaşmıştı. Bir nevi küçük mafya düzenini almıştı. Bazı “ağalar” bu durumu kullanarak bölge halkına eziyet etmeye başlamıştı. İşte Memed de bu düzene başkaldırmıştı.
Memed ne tesadüftür ki Yaşar Kemal’in doğduğu köyde doğmuştur. Daha küçücük yaşta, köyün sahibi gibi davranan zalim Abdi Ağa’nın acımasızlığına tanıklık eder. Kimi zaman dövülür, kimi zaman aşağılanır. Köy halkı suskundur çünkü korkuyorlardır ama Memed’i korkudan çok öfke besler. Memed, bir gün sevdiği kadın Hatçe ile birlikte bu düzenden kaçmaya karar verir. Fakat kaçış, özgürlüğe değil, daha büyük acılara açılan bir kapıdır. Hatçe yakalanır, hapse atılır ve orada doğurduğu çocuğuyla birlikte büyük bir yalnızlığa bırakılır. Memed için artık geri dönüş yoktur. Dağa çıkar. İlk başta hayatta kalmak için, sonra ise hakkını aramak için… Ama zamanla yalnızca kendi hesabını görmekle yetinmez. Onun öfkesi, tüm ezilmişlerin öfkesi olur. O artık sıradan bir kaçak değildir, bir halk kahramanına dönüşmüştür. Memed bir bir Abdi Ağa’nın bölgelerine girer ve onun düzenini bozmaya başlar. Romanın sonunda Memed, yıllardır hesaplaştığı Abdi Ağa ile karşı karşıya gelir. Elinde silahı vardır, onu öldürebilir. Ama yapmaz. Çünkü anlamıştır: Bazı kötülükler, kurşunla değil, halkın gözünden düşerek yenilir. Abdi Ağa zaten yenilmiştir; Memed’in onu öldürmesine gerek kalmaz ve atına binerek gider.
Halk Efsanesi Göçüyor
Her ne kadar biz romanına fazlasıyla değinsek de Yaşar Kemal sadece romancı değildi, bir entelektüeldi. O, her zaman özgürlüğü savundu. 1995’te “Milliyetçilikle barış yan yana duramaz.” diyen makalesi nedeniyle yargılandı ama hiçbir zaman geri adım atmadı. 2007 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterildi. Ödülü kazanamadı ancak onun eserleri ve tarzı kesinlikle ödül almaya yaraşacak kadar orijinaldi. 28 Şubat 2015’te aramızdan ayrıldığında, ardında sadece yazdıklarını değil yaşattıklarını da bıraktı. Yani bu güzel insan atına binerek gitti ancak arkasında büyük izler bıraktı.
Kaynakça ve İleri Okuma
Koç, T. (2023). Yaşar Kemal’in hikâyelerinde yerel ve evrensel unsurlar. DergiPark. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3510374
Sözlüğü, T. E. İ. (n.d.). Yaşar Kemal. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü. https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/yasar-kemal
Yaşar Kemal – TDV İslâm Ansiklopedisi. (n.d.). TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/yasar-kemal








