Kaç Tane Sen Var? Çoklu Evren Teorisi


Konu direkt ağırlığını ortaya koyuyor öyle değil mi? “ÇOKLU EVREN TEORİSİ!!” Amanın nasıl ağır bir konu? Korkmayın! Doğa Filozofu bu konuyu içtiğiniz en güzel latte kadar hafifletecek ve sizinle birlikte; sizin bu yazıyı okuduğunuz ve bizim de yazdığımız her evrende derin bir eğlenceye başlayacağız! Bu evrende latte diğerinde Americano veya tüm türevleri olacak şekilde kahvenizi kapın ve yolculuğumuz başlasın!
Madem kahveden gittik, gelin konunun girişini yine kahveyle yapalım! Diyelim ki sabah kahvenizi içerken iki seçeneğiniz var: şekerli ya da şekersiz. Çoklu Evren Teorisi’ne göre, aslında bu seçimi yaptığınız an evren ikiye ayrılıyor! Bir evrende şekerli kahve içerken diğerinde şekersiz olanı tercih ettiniz ama durun, ya üçüncü bir evrende bardağı düşürüp kahvenizi masaya döktüyseniz? Hugh Everett’in 1957’de ortaya attığı Çoklu Dünyalar Yorumu, kuantum mekaniğini “Ya hep ya hiç.” yerine “Neden hepsi olmasın?” şeklinde yorumlayan en çılgın teorilerden biri. Eğer her olasılık gerçekten yaşanıyorsa belki de bir başka evrende bu yazıyı yazan yazarımız Tufan değil, sizsiniz!
Teori Şekilleniyor!
Önce bu teorinin nereden geldiğine bakalım. Bilim tarihinde hemen her sistem ve teori, sistemdeki bir boşluğu gidermek veya cevaplanamayan bir soruyu cevaplamak için ortaya atılmıştır. Bu teori de farklı değildir, yani bir ihtiyaçtan doğmuştur. Şimdi mümkün olduğunca basit bir şekilde bu ihtiyacın ne olduğuna bakalım.
Kuantum mekaniğinde o döneme kadar açıklanamamış oldukça garip bir durum vardı. Bir parçacık, ölçüm yapılana kadar birden fazla durumda aynı anda bulunabiliyordu. Mesela bir elektron hem “yukarı spin” hem de “aşağı spin” olabilir. Ama biz ölçüm yaptığımızda sadece bir sonuç görüyoruz. Peki, diğer ihtimale ne oluyor? Kopenhag Yorumu’na göre dalga fonksiyonu ölçümle birlikte çöküyor ve tek bir gerçeklik ortaya çıkıyor. Bu, Çoklu Evren Teorisi gelene kadar açıklamanın ta kendisiydi. Yani bir diğer deyişle, biz bir bozuk parayı havaya attığımızda ancak para düştüğünde yazı veya tura olarak devam eder. Diğer ihtimal hiç yokmuş gibi olur fakat Hugh Everett, dalga fonksiyonunun aslında hiç çökmediğini, sadece farklı evrenlerde farklı sonuçlar yaşandığını söyledi. Yine bir diğer deyişle, para yere düşse de düşmese de yazı da gelse tura da gelse diğer ihtimal de var olmaya devam eder.
Para düştüğünde iki farklı evren ortaya çıkar: Tura geldiği evren ve yazı geldiği evren. “Aa bu tanıdık sanki? Birinin bir kedisi vardı… Ona çok benziyor.” diyorsanız haklısınız! “Eureka” diye bağırabilirsiniz özgürce! Shrödinger’in Kedisi yazımızdan da hatırlayabileceğiniz üzere kedi kapak açılıp da görülene kadar hem ölü hem de hayattadır. Eğer Everett’in bu teorisi yerine Kopenhag Yorumu’nu baz alsaydık o zaman kedinin yaşayıp yaşamadığı kapak açıldığında tam olarak belirli olurdu. Bu da akla yatkın geliyor öyle değil mi? Aslında öyle. Newton’ın geleneksel fiziğine göre son derece de doğrudur bu ancak konu kuantum fiziği olduğunda oldukçayetersiz bir açıklamaya dönüşüyor.
Yani özetle, Everett’in getirdiği Çoklu Evren Yorumu ve Kopenhag Yorumu birbirine zıttır. Kopenhag Yorumu’na göre ölçüm yaptığımız anda sistem bir duruma “çöküyor”. Diğer ihtimaller kayboluyor. Çoklu Evren Yorumu ise bunu reddederek ölçüm yaptığımızda evren bölünüyor ve her ihtimal gerçekleşiyor ama farklı evrenlerde diyor. Yani kutu açılsa da açılmasa da kedi hem ölür hem de yaşar. Sadece bu iki olay farklı evrenlerde gerçekleşir.
Bu Evrenler Nerede?
“İyi, güzel, hoş ama bu evrenler nerede? Biz sadece bu evreni görüyoruz. Bilim de bir şeyleri kanıtlamadan ortaya boş iddialar atmaz, öyle değil mi? Şimdi söyle! Nerede bu evrenler!” diye bize bas bas bağırmak hakkınızdır. Merak etmeyin, bunun cevabını da birlikte keşfedeceğiz. İlk olarak, Çoklu Evren Teorisi’ne göre bu evrenler elbette fiziksel bir yerde değiller. Yani bu evrenler bizim anladığımız anlamda uzayın içinde bir yerde değil. Bunlar, kuantum dalga fonksiyonunun evriminden kaynaklanan farklı gerçeklikler. Bunu örneksiz açıklamak boşuna başınızı ağrıtacaktır. O yüzden gelin, birlikte hayal edelim:
Diyelim ki Instagram’a bir fotoğraf atacaksınız ve öncesinde 10 tane fotoğraf çektiniz ancak birisini atmak istiyorsunuz. Uzun süren bir karar sürecinin ardından birini seçtiniz ve attınız. Kalan 9 fotoğraf yok olmadı öyle değil mi? Onlar hala galerinizde ancak Instagram’da onları görmemiz imkansız. Tıpkı bu mantıkla Çoklu Evrenlerde her seçim farklı bir evren oluşturuyor ama biz sadece bir tanesini deneyimliyoruz. Biri diğerinden daha gerçek de değil üstelik. Siz bu yazıyı okurken diğer bir siz de bambaşka bir şey yapıyor. O sizden, siz de ondan habersizsiniz ancak ikiniz de varsınız. Tam da bu anlattıklarımızdan dolayı bu evrenler arasında geçiş yapamayız. Başka evrendeki halimizle konuşamayız veya evrenler arası geçiş yaparak Thanos’u yenemeyiz. En azından Everett’in teorisine göre bu böyledir.
Avengers Endgame Doğru Muydu?
Evet az önce Thanos’u yenemeyiz dedik ama bir konuda haklılar. Eğer biz bir şekilde geçmişe gidebilseydik (farklı evrene değil, kendi geçmişimize) ve orada tarihi değiştirecek bir şey yapsaydık, yepyeni bir evren oluşurdu ancak kendi zamanımız bundan etkilenmezdi. Yani geçmişimizi değiştirmek geleceğimize yansımazdı. Yani üzülerek Ant-Man’in dediği gibi “Back to Future saçmalık mıydı yani?” sorusunun cevabı kocaman bir evet oluyor. Endgame ise bu anlamda en azından Everett’e göre son derece tutarlı bir hikaye anlatır.
Elbette sonsuzluk taşları, nar gibi çenesi olan Thanos ve tüm o süper güçler kısmı şaibelidir ancak kalan kısımlarıyla Endgame gayet tutarlıdır.
Bu Teori Gerçek mi?
Şu ana kadar hep Everett’e göre olan hikayeyi anlattık. Peki bu doğru mu? Eh, elbette bunun net bir cevabı yok ancak yaklaşımsal açıdan belirli cevapları var. Çoklu Evren Teorisi kesinlikle bir soruna yanıt buluyor. Yaptığımız ölçümlerin yorumlanması olarak bir problemi çözebiliyor. Şu ana kadar kuantum bilgisayarların bulguları ve açıkladıklarıyla da uyumsuz ilerlediğini söyleyemeyiz ancak net bir kanıt da yok tabii ki. Gelelim eksi yönlerine. Bu az önce de aktardığımız gibi test etmesi şu an için imkansız bir teori. Teknolojimiz buna pek el vermiyor. Ayrıca, belki önceki yazılardan hatırlarsınız ki Occam’ın Usturası ilkesinin istediği en basit çözüme de fazlasıyla uzak. Bu da bilimin genel olarak istediği temelden uzakta kalmasına neden oluyor.
Sonuç olarak, Çoklu Evren teorisii doğruysa, şu an başka bir evrende bu yazıyı yazarken bir yandan kedi besliyor, bir diğerinde ise kuantum fiziği yerine astrolojiyle ilgileniyor olabilirsiniz! Ama her şeyin birden fazla versiyonunun olduğu fikri sizi rahatlatıyorsa, belki de sonsuz evrenlerden birinde hep kazandığınız bir piyango bileti ya da hiç pişman olmadığınız kararlarınız vardır. Kim bilir? Belki de bir gün, kuantum bilgisayarlar sayesinde başka evrendeki versiyonlarımızla sohbet edebileceğiz. O zamana kadar, en azından bu evrende keyifli bir hayat yaşamaya bakalım! Teorinin doğruluğuna gelecek olursak da, tıpkı kutudaki kedinin ölü veya hayatta oluşu gibi teori de kapağı açılana kadar hem doğru hem yanlış olarak devam edecektir.
Kaynakça ve İleri Okuma
Copenhagen Interpretation of Quantum Mechanics (Stanford Encyclopedia of Philosophy). (2024, May 31). https://plato.stanford.edu/entries/qm-copenhagen/
Many-Worlds Interpretation of Quantum Mechanics (Stanford Encyclopedia of Philosophy). (2021a, August 5). https://plato.stanford.edu/entries/qm-manyworlds/
Many-Worlds Interpretation of Quantum Mechanics (Stanford Encyclopedia of Philosophy). (2021b, August 5). https://plato.stanford.edu/entries/qm-manyworlds/










