Antik Yunan ve Felsefe


Lisede felsefe hocalarımızdan sıklıkla duyduğumuz bir söz vardır:
“Felsefe Antik Yunan’da başladı.”
Felsefe Nedir?
Bu söz doğru olmamakla birlikte neden söylendiği anlaşılabilecek bir sözdür. Elbette felsefe hiç yokken bir anda Antik Yunan’da ortaya çıkmadı. Sonuçta felsefe tekerlek gibi bir icat değildir, değil mi? Felsefe veya İngilizcedeki karşılığıyla “philosophy” özünde Antik Yunan’da “philo” ve “sophia” kelimelerinin birleşimidir. Sophia bilgelik anlamına gelirken philo da sevme anlamına gelir yani kısaca bilgelik sevgisi diyebiliriz. Felsefe, bilmek için yola çıkılan bir maceradır ama sonrası için bir spoilera hazır olun: Bilmemiz de o kadar mümkün değildir.
“Ne demek istiyorsun sevgili yazar?” dediğinizi duyar gibiyiz. İşin özü şudur ki felsefede doğru ve yanlış kavramları tamamen sizde biter. En nihayetinde felsefe bir bilim değildir. “Su 120 derecede kaynamaya başlar” derseniz bilim sizi hızla düzeltebilir. Üçgenin iç açıları toplamı konusunda “bence” diye başlayan bir iddia ortaya atamazsınız. En azından bu bilimsel olmayacaktır ancak iş felsefeye geldiğinde tüm bu iddialar doğru ve yanlış arasında sizin inancınıza göre gidip gelecektir.
“Ya biz Antik Yunan felsefesi okumaya geldik. Sen ne anlatıyorsun?” da diyor olabilirsiniz ancak felsefe ne yazık ki sıklıkla yanlış anlaşılan ve sıkıcı görülen bir… Sahi? Sıkıcı görülenden sonra ne demeli? Bilim desek olmaz. E disiplin de diyemeyiz değil mi? İşte burada belki de en doğrusu “yaşam biçimi” demek olacaktır. Sıkıcı görülen bu yaşam biçimi aslında hiç de öyle değildir. Şimdi gelin beraber en azından tarihin bildiği felsefenin doğuşuna bir göz atalım.
Felsefe, eş zamanlı olarak birçok yerde başlamıştır: Antik Yunan, Mısır, Uzak Doğu ve daha niceleri. Sonuçta bilmek için çabalayan, duyduklarını sorgulayan herkes özünde felsefe yapıyordur. Tabii işe hangi rotadan gitsem daha mantıklı diye sorgulayan birinin yaptığı felsefeyle, en ideal yönetim şeklini düşünen veya Tanrı’nın varlığı üzerine kafa yoranın yaptığı felsefe bire bir aynı değildir. İşte tam da bu nedenle felsefe sorgulamadan doğar. Bu sorgulama için de dertten biraz daha uzak olmak gerekir. Yoksa kim gidip de çocuğunun karnını doyuramazken zaman, hayat veya etik üzerine kafa yorabilir ki? İşte tam da bu nedenle refahı yüksek olan Antik Yunan toplulukları felsefe konusunda ilerledi. İlk ortaya çıkan büyük soru da özümüze dair oldu.
Öz Sorunu
Öncelikle bu yazı boyunca bahsedeceğimiz birçok noktada 2000’lerin getirdiği algıyı bırakıp büyük bir empatiyle milattan çok öncesine gitmemiz gerekiyor. O dönemde tüm bu varlığımızın ve hatta tüm varlıkların tek bir maddeden geldiği inancı vardı ancak bu hangi maddeydi? “Arke” adını verdikleri bu madde Anaksimenes için hava, Thales için su ve Heraclitus için değişimin ta kendisiydi. Bu dönem, adına herkesin aşina olduğu Sokrates, Plato (Platon veya Eflatun) ve Aristotle (Aristo) gibi büyük filozoflardan öncesine dayanır. Bu nedenle döneme “Pre-Socratic Dönem” veya “Sokrates Öncesi Dönem” adı verilir. İşte bu dönem tam anlamıyla arke tartışmasına dayanır, tartışmanın devamında gelen bir evren analizi de vardır. Anaximander burada dönemindekilerden biraz daha ileri giderek arkeyi sonsuz bir madde olarak tanımladı ve bunun adına “apeiron” dedi. Bu tanımlama, arke tartışmasını büyüterek evreni anlama çabasına dönüştü. Aynı sıralarda yine arke tartışması içerisinde Heraclitus (Heraklitos) yine işleri ileri götürerek “değişim” teması üzerinde durdu ve bugün hâlâ sıklıkla söylenen o sözleri söyledi: “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” İşte tam burada arkeyi değişim olarak tanımlamış oldu. En nihayetinde bu iki iddia, tartışmayı “Evrenin özü ateştir” gibi argümanlardan çıkararak çok daha derin ve soyut sorulara yöneltti.
Yine bu tartışmanın ardından yeni bir tartışma doğdu: Arke tek bir şey midir, yoksa bazı şeylerin karışımı mıdır? Burada Anaxagoras ve Empedocles gibi filozoflar birden fazla maddenin özü yarattığını savunurken Thales ve Heraclitus tek bir arkenin özü yarattığını savundu. Az önce belirttiğimiz gibi Heraclitus’un değişim vurgusu, bu tek maddeye dayandırmasına örnektir. Aslında bu dönemleri kısa sürede özetlediğimizde altındaki müthiş yorumlar, anlamlar veya olaylar elbette tam olarak gözler önüne serilemiyor. Yine de sadece arke tartışmasının ateş, su, hava gibi elementlere odaklanmasından çıkıp bir anda sonsuzluk ve değişim kavramlarını işin içine sokması, oradan da “Acaba bu arke tek bir şey mi, yoksa birden fazla şey mi?” sorusunun doğması da felsefenin zenginliğine bir işarettir.
En nihayetinde Sokrates öncesi Antik Yunan felsefesi ana hatlarıyla bu konulara odaklanmıştı. Hadi sizin gibi araştırmacı kişiler için biraz da dönemin filozoflarını analım:
- Thales: İlk filozof olarak kabul edilir. Evrenin temel maddesinin su olduğunu öne sürmüştür.
- Anaximander: Tüm şeylerin kökeni olarak “apeiron” (sonsuz ya da sınırsız) kavramını tanıtmıştır.
- Anaximenes: Evrenin temel maddesi olarak havayı önermiştir.
- Heraklitos: “Aynı nehre iki kez giremezsin.” ifadesiyle özetlenen değişim doktriniyle tanınır.
- Parmenides: Gerçekliğin değişmez olduğunu ve değişimin bir yanılsama olduğunu savunmuştur.
- Empedocles: Dört kök element (toprak, su, hava, ateş) teorisini önermiştir.
- Anaxagoras: Kozmosun düzenleyici ilkesi olarak “nous” (akıl) kavramını tanıtmıştır.
- Democritus: Her şeyin bölünemez atomlardan oluştuğunu öne süren atomculuk teorisini geliştirmiştir.
Elbette yazıda genel olarak Antik Yunan felsefesine yer vermek adına ta o zamanlardan atom terimini ortaya atabilmiş Democritus (Demokritos) gibi isimlere bu yazıda pek yer veremiyoruz ancak sırf onun bu atomculuğunu merak edenler için ileri okumada bir sürpriz yer alıyor.
Klasik Yunan Felsefesi
İşte bu dönemde sahneye üç ana figür çıktı: Socrates, Plato ve Aristotle. Bu üç isim birbirinin öğrencisidir. Aristotle, Plato’nun; Plato da Socrates’in öğrencisidir. Dolayısıyla üçünün düşünceleri arasında bağlantılar olduğu gibi birbirlerinin sistemlerini de oldukça geliştirmişlerdir. Socrates, diğer iki isimden biraz daha farklıdır. Socrates, felsefenin ana değeri olan sorgulamayı merkez edinmişti, yazmazdı, anlatılarını aktarma gibi bir derdi de yoktu. Bu anlamda tüm işini konuşarak yaptığı için tam bir hatipti.
Socrates ve Felsefesi
Socrates, diyalektik dediğimiz bir soru sorma sanatını yarattı. Bu sanat nasıl bir şey? İşte örnek bir diyalog:
Merve: Ee Hakan, şu kızı güzel buluyor musun?
Hakan: Hayatım, ben hiçbir kızı güzel bulmuyorum!
Merve: O halde beni de mi güzel bulmuyorsun?
Hakan: Hayır, seni çok beğeniyorum.
Merve: O hâlde ben kız değil miyim?
Hakan: Hayır, sen bir kadınsın. Yani evet kızsın.
Merve: O zaman kızları beğeniyorsun. Doğru mu anlıyorum.
Hakan: Senin dışında hiçbir kızı beğenmiyorum demek istemiştim.
Elbette bu diyalogda biraz muzurluk yaptık ancak gelin şimdi bu şaklabanlığı açıklayalım. Burada Merve aslında Socrates’in yaptığı bir şeyi yaptı. Ortaya bir soru attı ve Hakan gibi masum bir Antik Yunan vatandaşı bu soruya düşünmeden yanıt verdi. O zaman Socrates baştaki cümleyi düşürecek başka sorular sormaya başladı. Sonra yeniden ve yeniden… Ta ki en sondaki cümle ile başlangıçtaki cevabın alakası kalmayana kadar. Tabii, Socrates böyle sorular sormuyordu, ideal yönetim şeklinden iyi bir hayat yaşamaya kadar karmaşık sorular soruyordu. Bu soruların amacı da sohbet içerisinde akla en yakın, en doğru cevaba beraber ulaşmaktı. İşte bunun adı diyalektik yöntemdir.
Sokrates buna ek olarak bilginin tamamen peşindeydi. Antik Yunan için çok önemli bir kavram olan “erdem”in de ancak ve ancak bilgiyle elde edinileceğine inanıyordu. Kötü olanı, erdemden yani bilgiden uzak olarak görüyordu. Bu da Socrates için inatçı bir yol yaratıyordu. Bilginin peşini bırakmamak için ölümü, ruhu ve etik değerleri devamlı sorguluyordu.
Bu sebeptendir ki Socrates, Antik Yunan’ın geleneklerini sorgular olmuş, kendisine saçma gelen kuralları eleştirir olmuştu. Bu nedenle yargılandı ve ünlü savunmasını yaptı. Ne yazık ki o savunma Socrates’i kurtaramadı ancak onun da öyle bir niyeti yoktu. (Bu konuyu merak edenler ileri okumadaki Crito (Krito) diyaloğunu işaret eden kaynağa göz atabilir.)
Socrates’ten sonra öğrencisi Plato ortaya çıktı ve gerçekten ortalığı kırdı geçirdi. O döneme kadar sorgulanmayanları sorguladı veya sorgulananlara öyle yanıtlar getirdi ki tartışma biçimine kadar her şeyi değiştirdi. Nasıl mı yaptı? Gelin birlikte bakalım:
Plato ve Felsefesi
Plato, İdealar (Formlar) Kuramı’nı ortaya atmıştır. Peki nedir bu kuram?
Bu teoriye göre maddi dünyada gördüğümüz her şeyin, idealar dünyasında mükemmel ve değişmez bir formu vardır. Yani iki dünya vardır. Birincisi bizim görüp algıladıklarımızın dünyası, ikincisi de onların gerçek hâlinin bulunduğu idealar dünyası. Bunu net bir şekilde açıklamak güç ama gelin beraber bir deneyelim:
Bir çocuk olduğunuzu ve en sevdiğiniz pastayı hayal ettiğinizi düşünün. Bu pasta o kadar mükemmel ki tam da istediğiniz gibi. Şimdi bu hayalinizdeki pastayı düşünün:
Hayalinizdeki pasta, en güzel kremayla süslenmiş, harika bir tada sahip, mükemmel bir pasta diyelim ki. Yani bu, aslında idealinizde kafanızda canlandırdığınız pastanız.
Şimdi bu pastayı yapmak istediniz ve mutfağa gidip gerçek bir pasta yapmaya çalıştınız. Malzemeleri karıştırıyorsunuz, pişiriyorsunuz ve süslüyorsunuz ancak yaptığınız pasta güzel olsa bile hayalinizdeki pasta kadar mükemmel değildir. Belki kreması biraz akmış, belki tadı tam istediğiniz gibi değil. İşte tam da bu idealar dünyasının durumudur. Her obje bizim dünyamızda kusurludur. Örneğin bir masa kırılabilir, rengi kötü olabilir, çürüyebilir ancak idealar dünyasındaki masa bunları yaşamaz. En has özellikleri neyse ona sahiptir. Burada idealar dünyasını, sadece kafanızda canlanan en ideali gibi düşünmeyin. Aslında buradaki kasıt, gerçek dünyanın idealar dünyasından yansıyanlar olduğudur. Plato, her bir objenin veya kavramın idealar dünyasında en temiz ve mükemmel haliyle olduğunu söyler. İşte bunun özü budur. Kendinizle gurur duyun! Felsefe tarihinin en önemli kavramlarından birisini öğrendiniz! Yine de direnin. Biraz daha devam edelim olur mu?
Plato’da aştığınız bu harika sınavdan sonra onu bu yazı için geride bırakacağız ama unutmayın. Şu an yalnızca yüzeyden bir kum kaldırdık. Daha aşağıda neler var? Olsun, şimdi onun ardından gelen Aristotle ile devam edelim.
Aristotle ve Felsefesi
Aristotle, bir varlığı her şeyiyle incelemişti ve varlığın 4 ana nedeni olduğunu düşünmüştü:
- Maddi Neden: Bir şeyin neyden yapıldığı.
- Formel Neden: Bir şeyin şekli ya da özü.
- Ereksel Neden: Bir şeyin amacı ya da niyeti.
- Hareket Ettirici Neden: Bir şeyin neden ya da nasıl değiştiği.
Peki tamam da nedir bu? Gelin, yine az önceki idealar dünyasındaki gibi daha basit bir örnekten devam edelim:
Bir oyuncak araba düşün. Bu arabanın “neyden yapıldığı” (plastik), “şekli” (araba şekli), “neden yapıldığı” (oyuncak olarak oynanmak için) ve “nasıl yapıldığı” (bir fabrikada) vardır. İşte Aristotle için bir varlık tüm bu soruların cevabıyla var olur. Düşünürseniz çok da yanlış değildir. Eğer bu özellikleri bir objede tanımlayamazsak artık o bizim kafamızda tam da bir yere sahip olmaz değil mi?
Bize sabrederseniz, ona dair son bir şey daha söylesek olur mu? Aristotle bu anlattığımız dört neden üzerinden idealar dünyası üzerine yürümüş, o sistemin üzerine eklemeler yapmıştır. Yine bu yazı için bu konunun devamını sonraya saklayalım ve onun etik anlayışını da daha önceki yazımız olan “Mutsuzsan Ahlaksızsın: Erdem Etiği” yazımızda görebilirsiniz.
Şimdi Sokrates sonrası döneme geçmeden önce Aristotle’ın mantığını da kısaca açıklayalım. Aristotle, mantık biliminin başlangıcı olan ve doğru düşünmeyi kodlayan bir yapı oluşturdu. Örneğin eğer “Tüm köpekler havlar.” ve “Bu hayvan bir köpek.” diyorsak bu hayvanın da havladığını söyleyebiliriz. İşte bu kadar! Aristotle’ı da anladık!
Helenistik Felsefe
Geldik bu yazının son konusuna! Bu kısmı oldukça kısaca ele alacağız. Hepimiz yorulduk ve zihinlerimizin dinlenmeye ihtiyacı var.
Bu dönem, filozoflarından ziyade ortaya çıkardığı sistemler ve ideolojiler ile öne çıkmıştır. Bu dönemde bilgiye, siyasete ve iyi bir hayat yaşamaya dair pek çok konu gündemde kaldı. Büyük argümanlar ortaya atılsa da konumuz -en azından bu yazı için- daha çok bu argümanların sonrasında hangi yaklaşımları ortaya çıkardığı olacak.
Stoacılık
Zenon’un kurduğu kabul edilen Stoacılıkta, kötü şeyler olduğunda bile sakin ve güçlü kalma savunulur. Mesela oyuncağını kaybeden bir çocuk, buna çok üzülmek yerine bunun doğanın bir parçası olduğunu anlamaya çalışmalı ve kendini kontrol etmelidir. Yani aslında isyan ve acıdan uzak kalınan, olanın olduğu gibi kabul edilmesinin gerektiği bir yaklaşımdır. Genelde kadercilikle karıştırılsa da Stoacılar doğrudan bu olayları kadere bağlamazlar. Amaçları güçlü kalmak olduğu için de kaderci demek pek doğru değildir. Bugün birçok kişinin adını bildiği Marcus Aurelius da bu düşünceyi taşırdı.
Epikürcülük
Epikürcüler, lüks ve gösteriş yerine, sade bir yaşam sürmeyi tercih ederlerdi. Onlar mutluluğa ulaşmak için acıdan uzak kalmak isterlerdi ve ölüm gibi konseptleri tartışıp düşünmenin anlamsız olduğuna inanırlardı. Tabii onları böyle umursamaz kişiler gibi düşünmeyin. Epikürcüler yalnızca acı gibi duygulara odaklanmanın faydasız olduğuna inanırlardı.
Septisizm
Günün son kavramı ama felsefe tarihinde en büyük yeri edinmiş olan o kavram geldi! Septikler, kesin bilginin mümkün olmadığını savunurlar ve sürekli şüpheci olmayı önerirlerdi. Bu, kişinin sakin ve huzurlu bir yaşam sürmesini sağlıyordu. Örneğin Tanrı’nın varlığını bir septike sorsaydınız size bunun yanıtını asla bilemeyeceğini ve iki tarafa da eşit uzaklıkta olduğunu söylerdi yani bir nevi agnostik diye adlandırılırdı.
Tüm bu konseptleri geride bıraktığımızda aslında arkamızda Antik Yunan’ı da bırakmış olduk. Elbette bu kadar uzun ve kapsamlı bir dönem 2000 kelimelik bir yazıda tam olarak anlatılamaz ancak öne çıkan yanlarını gayet keyifle ele almış olduk. Serimizin ilerleyen yazılarında görüşmek üzere!
Kaynakça ve İleri Okuma
Crito | work by Plato. (n.d.). Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/topic/Crito
Kenny, A. J., & Amadio, A. H. (2024, September 10). Aristotle | Biography, Works, Quotes, Philosophy, Ethics, & Facts. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/Aristotle
Kraut, R. (2024, September 10). Socrates | Biography, Philosophy, Method, Death, & Facts. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/Socrates
McLellan, D. T., Levi, A. W., Wolin, R., Maurer, A., Chambre, H., Von Fritz, K., & Stroll, A. (2024, August 9). Western philosophy | History, Figures, Schools, Movements, Books, Beliefs, & Facts. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/topic/Western-philosophy/Hellenistic-and-Roman-philosophy
Meinwald, C. C. (2024, September 23). Plato | Life, Philosophy, & Works. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/Plato
Plato (Stanford Encyclopedia of Philosophy). (2022, February 12). https://plato.stanford.edu/entries/plato/
Von Fritz, K. (2024, August 21). Greek philosophy | Definition, History, Pre-Socratics, Socrates, Plato, Aristotle, Stoicism, Epicureanism, & Facts. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/topic/Greek-philosophy
Von Fritz, K., Maurer, A., Wolin, R., McLellan, D. T., Stroll, A., Chambre, H., & Levi, A. W. (2024, August 9). Western philosophy | History, Figures, Schools, Movements, Books, Beliefs, & Facts. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/topic/Western-philosophy/Ancient-Greek-and-Roman-philosophy
Bize Destek Olmak İster Misiniz?
- Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.
- Daha detaylı bilgi almak için “Bize Destek Olabilirsiniz!” sayfamızı inceleyebilirsiniz!















