Gerçekten Gerçek Mi? Bulunabilirlik Çavlanı ve Sosyal Algılarımız


Hepimiz zaman zaman, duyduğumuz bir söylentinin veya bir haberin ne kadar doğru olduğuna bakmadan hemen doğru kabul etmişizdir öyle değil mi? Peki, bu durumun gerçekten ne kadar sağlıklı olduğunu hiç düşündünüz mü? Bu yazımızda, Bulunabilirlik Çavlanı adı verilen psikolojik ve sosyal bir kavramı keşfedeceğiz.
Bu kavram ile beraber, insanların yalnızca sıkça duydukları veya medyada sürekli olarak karşılaştıkları bilgilere nasıl daha fazla inandığını ve bu durumun toplumsal kararları nasıl şekillendirdiğini birlikte göreceğiz. Unutulmuş tarihi örneklerle beraber geçmişteki paniklerimizi veya yargılarımızı keşfedeceğiz!
Bulunabilirlik Çavlanı Nedir?
Öncelikle farkındayız ki bu kavram tuhaf tınlıyor. “Çavlan ne ya?” veya “Neyin bulunabilirliği?” diyor olabilirsiniz. Çok da haklısınız. Bu kavramı biraz açalım.
Bulunabilirlik Çavlanı (Availability Cascade), Timur Kuran ve Cass Sunstein tarafından ortaya atılan bir kavramdır. Bu kavram, bir bilginin toplum içinde giderek daha fazla tekrar edilmesi sonucunda geniş bir kabul görme sürecini açıklar. Bazen olur ya, şirketinizdeki birisi “Maaş oranları belli olmuş!” der ve size beklentinizin altında veya üstünde bir rakam söyler. Ardından şirkette ya bir bayram ya bir cenaze havası oluşur. Hâlbuki oran belli değildir. Bunun aynısı “Sınav açıklanmış.” veya “Bilmem kime şu şu olmuş.” gibi örneklerle de mümkündür. Bulunabilirlik çavlanı, özellikle yanlış veya abartılı iddiaların, sosyal dinamikler ve psikolojik eğilimler nedeniyle giderek daha fazla benimsenmesine neden olur ve sonuç olarak yanlış bilgi veya inanış herkesi sarar.
Bu Nasıl Gerçekleşir?
Bu teoriye göre insanlar, bir bilginin veya iddianın doğruluğunu, onun ne kadar yaygın olarak dile getirildiğine ve hatırlanabilir olduğuna bağlı olarak değerlendirme eğilimindedir. Bu süreç bazen o kadar masum da olmaz elbette. Bazı zamanlarda o iddianın yayılması insanların işine gelir ve kişiler sosyal baskı veya statü kazanma motivasyonlarıyla belirli bir iddiayı desteklemeye yönelebilir. Sosyal medyada yapılan trol yorumlar, yapılan reklamlar veya PR ajanslarının yaptığı çalışmalarla da bu algı şekillenir. Eski zamanlara kıyasla sosyal medya veya televizyon gibi araçlar da süreci hızlandırır elbette. Bu oluşan yanlış bilgi veya genel inanış tüm algıyı derinden değiştirir ve zamanla o iddia veya inanış herkesi sarar. İnanmayan kişiler bile o algı çevresinde hareket etmeye başlar ve zihinlerin bir köşesinde “Acaba?” diye sorgulamaktan alıkoyamazlar kendilerini. Şimdi gelin bu süreci tüm adımlarıyla inceleyelim.

Yayılma Süreci
Başlangıçta doğal veya yapay olarak bir olay anlatılır. Bir kasabada görülen korkutucu bir olay, bir uygulamanın verilerinizi çalması, bir ünlünün skandal bir olayı, yayılmakta olan salgın veya tarihe baktığımızda maya takvimindeki son günün yaklaştığı gibi bir bilgi önümüze düşer. İlk bakışta kimse bu haberi dikkate almaz çünkü algılarımız buna inanmaz. Olay gayet absürttür çünkü. “Muhtemelen kasabada gördükleri şey tamamen bir göz yanılsamasıdır.” , “Salgın 3 güne biter ya!” , “Bu ünlü, bunu asla yapmaz!” veya “Maya’lar ne bilsin dünyanın son gününü!” gibi bir yaklaşım geliştiririz. Çok büyük bir olasılıkla da bizim başlangıçta bu absürt olayı reddetmemiz de olayın gerçeğidir ancak çok uzun süre bu gerçeğin üstünde durmayız.
Daha sonra, aynı haberi bir arkadaşımızdan duyarız. Konudan etkilendiğini görürüz. Ona “Abartma ya! Olur mu öyle şey?” deriz ve o bize bir video veya bir haber izletir. Başka kişilerle de konuştuğunu söyler. Artık ilk kıvılcım zihnimize düşer. Ardından haberler gün geçtikçe artar. Bunlar güvenilir kaynaklar tarafından onaylanmasa bile halk arasında bu haber yayılır. Artık haberlerde duymamız gerekmez. Şüphe içimizi derinden sarar. İnanmak istemeseniz de sevdikleriniz veya halkın geneli sizi buna inanmaya zorlar. En sonunda artık bu iddia sizin gerçeğiniz hâline gelir.

Şimdi gelin bu süreci bir de örnekler üzerinden inceleyelim. Tarihte yaşanmış bazı olaylar veya şu an bile var olan bazı inanışlar, anlamamıza yardım edecektir.
Tarihten Enstantaneler
1990’lı yılların sonuna yaklaştığımızda, özellikle Amerika’da bir kıyamet senaryosu peydah olmuştu. Bilgisayarların 2000 yılına geçişte hata vereceği ve küresel bir çöküşe neden olacağına dair büyük bir panik yayıldı. Medyada sürekli olarak gerçekleşmesi imkânsız senaryolar yayıldı. Üstelik bu durum tamamen soyuttu. Bu olay için hiçbir kanıt ve ipucu yoktu. Bu geçişteki hatadan sonra bankaların çökeceği, elektrik şebekelerinin işlemez hâle geleceği ve hatta nükleer sistemlerin kontrolden çıkabileceği söylendi. Bunu söyleyenler başlangıçta toplumdan birkaç kişiydi ancak zamanla bu iddia otoritelere bile sıçradı. Öyle ki, bu paniğin sonucunda hükümetler ve şirketler milyarlarca dolar harcayarak sistemlerini güncelledi. Tarihler 1 Ocak 2000’i gösterdiğinde, 31 Aralık 1999’dan hiçbir farkı olmadı.

“Delilik” dediğinizi duyar gibiyiz ancak daha hiçbir şey görmediniz.
Yine 1998 yılında Andrew Wakefield adlı bir doktorun yaptığı bir araştırma,kabakulak aşısının otizme neden olabileceğini öne sürdü. Araştırma çok kısa sürede yanlışlandı. Wakefield araştırmasını geri çekti çünkü metodoloji oldukça zayıftı. Geri çekme durumuna rağmen ünlüler canlı yayında bu durumu dile getirmiş ve sonucunda insanlar, çocuklarını aşıya götürmemişti. Sonra ne mi oldu? Elbette kızamık ve kabakulak gibi hastalıklar arttı. Aşı olan çocuklara ise hiçbir şey olmadı.
İkinci örnek en azından bir olasılık taşıyor öyle değil mi? Siz bile içinizden “Belki ilaç firmaları bu araştırmanın altını kazmıştır.” diye geçiriyor olabilirsiniz. Peki ya Maya takvimi ve dünyanın sonu geliyor iddiası?

2000’li yılların başında Maya takvimimin 21 Aralık 2012’de son bulduğu bilgisi insanları sarmıştır. İlk başta kimse dikkate almasa da 2010 yılından itibaren bu düşünce insanları korkutmaya başlamış, insanlar hayatlarını bu tarihe göre şekillendirmeye başlamıştır. İşin daha da tuhaf tarafı, Şirince’nin bu kıyametten etkilenmeyeceği gibi daha da absürt bir düşünce ortaya atılmıştır. Hatta Tom Cruise, Jennifer Lopez gibi ünlülerin ardından Angelina Jolie ve Brad Pitt’in de, çocuklarıyla beraber 18 Aralık 2012’de Şirince’ye gideceği bile konuşuldu. Elbette hepimizin bildiği üzere 21 Aralık 2012’de hiçbir şey olmadı.
Bu örneklerin dışında, uzaylı paniği, Mısır piramitlerinin gizemi, Bermuda şeytan üçgeni gibi pek çok kanıtlanmamış durum da örnek gösterilebilir elbette.

Sonuçta, Bulunabilirlik Çavlanı, modern dünyada kararlarımızı, inançlarımızı ve toplumsal normlarımızı nasıl şekillendirdiğimizi anlamamıza yardımcı olabilecek önemli bir kavramdır. Yanlış bir bilginin sosyal medyada hızla yayıldığı, medyanın belirli anlatıları sürekli tekrar ettiği bir dünyada, neyin doğru olduğunu sorgulamak her zamankinden daha önemli hâle geliyor. Bu yazıda ele aldığımız örnekler, sahip olduğumuz “gerçeklik” algısının aslında çoğu zaman çevremizdeki etkenlerle şekillendiğini gösteriyor. Bu yüzden, bir bilgiyi ne kadar doğru bildiğimizi sorgularken, bir de kaç kez duyduğumuzu, akla yatkın olup olmadığını da gözden geçirmek faydalı olacaktır.
Kaynakça ve İleri Okuma
Availability cascade. (n.d.). Newristics. https://newristics.com/heuristics-biases/availability-cascade
Explified Studio. (2023, May 2). The availability cascade: when belief overrides evidence [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=OQbhcScP3Uc
Productivity Guy. (2020, December 27). What is Availability Cascade | Explained in 2 min [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=OGed_KE7lqI
Rao, T. S., & Andrade, C. (2011). The MMR vaccine and autism: Sensation, refutation, retraction, and fraud. Indian Journal of Psychiatry, 53(2), 95. https://doi.org/10.4103/0019-5545.82529
The availability cascade: How information spreads on a large scale. (n.d.). https://effectiviology.com/availability-cascade/
Bize Destek Olmak İster Misiniz?
- Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.
- Daha detaylı bilgi almak için “Bize Destek Olabilirsiniz!” sayfamızı inceleyebilirsiniz!







