FelsefeFilozoflar

Jean-Paul Sartre: Varoluş, Özden Önce Gelir

🎧 Bu konuyu sohbet eşliğinde öğren · Seçim Yapmamak Da Bir Seçimdir
0:00 / 0:00
Yapay zeka ile seslendirildi.
“İnsan ilk önce varolur, ortaya çıkar, sahnede görünür ve ancak ondan sonra kendisini tanımlar.”
                                                                                                    -Jean-Paul Sartre

Sartre, aktivist diyebileceğimiz bir filozoftu. O, 2. Dünya Savaşı döneminde en etkin dönemini yaşamış ve savaşa şiddetle karşı çıkmıştı. Ona göre zenginlerin ve bencillerin başlattığı bu savaş doğrudan fakirlerin veya savaş istemeyenlerin ölümüyle sonuçlanacaktı. Nitekim bu görüşünde haklı olduğunu söylemek de zor olmayacaktır. Tabi Sartre’ın tek görüşü bu değildi. Sartre, aynı zamanda bugün varoluşçuluk dediğimiz akımın belki de en büyük temsilcisiydi. Peki Sartre neleri savundu? Varoluş, özden önce gelir ne demekti? Gelin beraber inceleyelim.

Jean Paul Sartre

Varoluşçuluk Nedir?

Sartre, kendine gelene kadar Kierkegaard ve Nietzsche gibi filozofların başlattığı varoluşçuluğu genişletmiş ve kesinlikle daha parlak bir hale getirmişti. Peki varoluşçular neyi savunur? 

Kabaca özetlersek, varoluşçuluk varlığımızın özünü anlamaya çalışır ama bundan da öte olarak varoluşun bizi nasıl şekillendirdiğini arar. Ontoloji ve epistemoloji gibi dallarda çok daha analitik bir çaba varken varoluşçuluk sağduyu kavramını daha öne koyar. Yani aslında neden var olduğumuzdan çok dünyadaki varlığımızı en iyi nasıl ortaya koyacağımızı arar. 

Onlara göre biz bu evrende neredeyse sonsuz bir özgürlüğe sahibiz ve seçimlerimiz hayatımızda bir anlam oluşturuyor ancak bu özgürlük öyle olabildiğine sonsuz bir özgürlük değil. Sınırları ve yanında getirdiği sorumlulukları olan bir özgürlük…

Varoluşçulara göre insanın yaşamı bir anlam arayışı içinde geçer. Yani onlar atıldığımız bu dünyada bir anlamsızlık içinde yüzdüğümüzü savunur. Yine de özgürlüğümüz, aklımız ve sağduyumuzla bu absürt dünya içinde bir anlam yaratırız ve en sonunda kendi anlamımızı kendimiz oluştururuz. Daha doğrusu bunu amaçlarız.

Peki ya Sartre?

Sartre’a geldiğimizde aslında yukarıda tanımladığımız varoluşçulara pek uzak olduğunu söyleyemeyiz. Zaten bizzat Sartre bu ilkelerin birçoğunu tanıtmıştır. İşin özü, varoluşçulara göre insan her zaman ön plandadır ve Sartre bu ön planda olma düşüncesini bir hümanizm ile birleştirmişti. Ona göre insan yaşamı ön plandaydı. Bu nedenle savaş, hiyerarşi ve toplumsal sınıflar Sartre’ın karşısında durduğu konseptlerdi. Ona göre, hiçbir otorite bir insanı savaş gibi kaotik şeylere yönlendiremezdi. 

Ona göre, bu sonsuz değerin en önemli nedeni elimizde var olan tek şeyin kendi varlığımız olduğuydu. Sartre, bir ateistti. Bu nedenle yaratılışımızın altında bir anlam görmüyordu. Ona göre bir şekilde var olmuştuk ve bu kısa süreli yaşamımızda yalnız olacaktık. Sartre, bu yalnızlığın sonsuz bir özgürlük doğurduğuna inanıyordu. Ona göre istediğimiz her şeyi yapmakta özgürdük. Ancak yanlış anlaşılmasın, Sartre; Nietzsche gibi özgürlüğümüzü kullanarak bizden güçsüzlerin üstüne basmamızı önermiyordu. Aksine, hümanizmi ile beraber o bu özgürlüğün bize bir sorumluluk getirdiğine inanıyordu. Yani eğer biz özgürlüğümüz sayesinde bir karar veriyorsak o kararın olumlu ve olumsuz sonuçlarından doğrudan sorumluyduk. Yani, ne hata ne de başarımızı başka şeylere bağlayabilirdik.

Tabi bu sorumluluk beraberinde anksiyete, korku ve stres gibi duyguları da doğuruyordu. Hadi örnekler üstünden düşünelim. Varsayalım, siz savaş sırasında bir komutansınız ve 10 kişilik bir ekibiniz var. Savaşın en zorlu anlarında ekibinizin hamlelerine karar verdiniz ve ekibinizden birisi bir kararınız sonucu hayatını kaybetti. İşte bu anda siz verdiğiniz kararın sonucunu yaşarsınız ve verdiğiniz kararın ardından acı çekersiniz. Sartre’a göre bu suçu başkasına atmak sorumluluğu üstlenmemek anlamına geliyordu. İşte bu konsepte Sartre, “Kötü İnanç” diyordu.

Varolussallik

“Kötü İnanç”

Aslında yukarıda anlattığımız kötü inanç kavramı bizim günlük hayatta sıklıkla yaptığımız bir şeydir. Kısaca onu “bahane bulma” eylemiyle tanımlayabiliriz. Az önceki örnekten devam edersek eğer o komutan kendi kararının sonuca etkisini reddedip suçu diğer askerlerine veya düşmana atarsa bahane buluyor olacaktır ve “kötü inanca kapılmış” olacaktı. Akıllara bir soru gelmiş olabilir: “Sartre’a göre hayat hep böyle acımasız mı?”

Aslında hayır. “Demek cehennem bu. Hiç aklıma getirmezdim böyle olacağını… Acı, ateş, kızgın ızgara hepsi sizsiniz demek… Ne gülünç şey! Kızgın ızgaranın ne gereği var: Cehennem başkalarıdır.” Cümlesiyle buna tezat görünse de Sartre aslında hayatı olduğu gibi kabul etme taraftarıdır. Ona göre hayat ne kötüdür ne de iyidir. Biz hayata anlamlar yükleyerek kendimiz için kötü veya iyi yapma yeteneğine sahibizdir. Bu anlamda tam olarak özgürüz.

“Yalnızdı, korkunç bir sessizliğin ortasında, özgür ve yalnız, yardımsız ve mazeretsiz, bir daha dönememecesine karar vermeye mahkum, her zaman için özgür kalmaya mahkum…” işte aynen böyle özgürlüğe mahkumuz Sartre için. “Mahkum” kelimesini kullanması da az önce tarif ettiğim sorumluluk ve onun getirdiği acılara bir göndermedir. 

Biliyorum biliyorum… Şu ana kadar Sartre’ın felsefesinin ardındaki sevimli özgürlüğü gösteremedim. Yine de bana biraz daha şans verirseniz beraber göreceğimize inanıyorum.

Pozitif Ozgurluk ve Jean Paul Sartre

Pozitif Özgürlük

Sartre’ın uzun uzun anlattığı özgürlük kavramı sıklıkla ardından anlattığı sorumluluk kavramıyla olumlu kısmını kaybediyor gibi görünür ama aslında onun anlattığı özgürlük insanın hayatını özgürce kurmasına da olanak sağlar. Sartre’dan önce genel inanış insanların belli şeyleri gerçekleştirmek için doğduklarıydı. Örneğin bir ayakkabı tamircisinin oğlunun da onun gibi bir ayakkabı tamircisi olması gerektiğine inanılırdı. Bu tanım ve inanış yüzünden de insanların hayalleri hiçe sayılırdı. 

Sartre için bu kesinlikle yanlıştı. Onun için herkes kendi hayatını kendisi için özgürce kurabilirdi. Anneleri, babaları veya otoriteyi dinlemek zorunda değildi. Ona biçilen hayatı yaşamaktansa kendi hayatını yaratabilirdi. Tam da bu nedenle insan özünün, insan tarafından oluşturulduğuna inanıyordu. Bu noktada, herkes kendi hayalini yaşamakta da özgür oluyordu.

Bu açıdan baktığınızda Sartre’ın felsefesinin bizi kendi seçimlerimize dayanan, oldukça özgür ve yer yer riskli bir dünyaya attığını görüyoruz. İşte bu anlamsızlık içerisinde de anlam yaratmamızı sağlayan da bu özgürlüktü.

Yazıyı sevdiniz mi sevmediniz mi emin değilseniz tam size uygun bir Sartre sözüyle beraber tamamlayalım:

“Seçim yapmamış olmak da başlı başına bir seçimdir.”

Kaynakça ve İleri Okuma

Onof, C. J. (n.d.). Jean Paul Sartre: Existentialism. Internet Encyclopedia of Philosophy. https://iep.utm.edu/Sartre-ex/

Reynolds, J., & Renaudie, P.-J. (2022, March 26). Jean-Paul Sartre. Stanford Encyclopedia of Philosophy. https://plato.stanford.edu/entries/sartre/

Sartre, J.-P. (2014). Varlık ve Hiçlik: Fenomenolojik Ontoloji Denemesi (T. Ilgaz & G. C. Eksen, Trans.). İthaki.

Sartre, J.-P. (2015). Varoluşçuluk (A. Bezirci, Trans.). Say Yayınları.

YouTube. (2014, November 7). Philosophy – Sartre. The School of Life – YouTube Channel. https://www.youtube.com/watch?v=3bQsZxDQgzU

Bize Destek Olmak İster Misiniz?

  • Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.

Bağış Yapmak İstiyorum!

Tufan Özdemir

Herkese merhaba! Ben Tufan Özdemir. ODTÜ Felsefe bölümü mezunuyum. Çocukluğumdan bu yana felsefe, tarih ve psikoloji alanlarına ilgi duyarım. Doğa Filozofu bünyesinde bu ilgimi sizlerle paylaşmaktan çok keyif alıyorum! Doğa Filozofu bünyesinde Danışman Yazar ve İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak zevkle görev alıyorum!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu