Oyunculuğun Kitabını Yazan Adam: Stanislavski


Favori dizinizi, filminizi veya tiyatro oyununuzu ilk kez izlediğiniz zamanı hatırlıyor musunuz? O esere olan kapılışınızı, belki de kalbinizin heyecanla çarpışını? Eğer bu favori diziniz komedi ise yanaklarınızı ağrıtacak kadar güldüğünüzü veya içinizin ısınışını?
Bu hislerin hepsi, favori eserinizi izlerken sizde oluşan yansımaların sonucunda gelir. Peki bu hisleri sizde neler yaratır? Hadi bir düşünelim. “Hmm… Çekim teknikleri?” Belki ama eminiz ki favori işinizden çok daha iyi tekniklerle çekilmiş, çok daha iyi yönetilmiş pek çok sanat filmi vardır. Onlar favoriniz olamamıştır. Bir kez daha deneyelim mi? “Eserin türü?” kesinlikle etkili olacaktır ama türünün tek örneği değildir ya? Sonuçta Star Wars ve Star Trek tür ve tema olarak hemen hemen aynı olsa da genelde fan kitleleri paralel değildir. “Karakterler ve hatta hikâye?” Bingo! Kesinlikle bu doğru. Çoğu zaman türden, çekim tekniğinden veya diğer teknik pek çok detaydan önce izlediğimiz şeyin hikâyesini ve o hikâyeyi bize yaşatan karakterleri severiz. Onlara bağlanırız. Öyle ki, o karakter öldüğünde cenazeler düzenler, ölüm yıldönümünü anarız. Karakterin burcuna kadar biliriz.
Oyuncu ve Yazar
Peki bizi bu kadar o karaktere ve hikâyeye bağlayan iki kaynak nedir? Oyuncu ve yazardır elbette. Oyuncular ve yazarlar, bizi kendisine bağlayan eserin temel yapı taşlarındandır. Sonuçta biz oyuncuya da bağlanırız, öyle değil mi? Bugün Ezel dizisine yeni bir hikâye yazsalar ve Cengiz’i Yiğit Özşener değil de bir başka oyuncu oynasa ve hatta o yeni oyuncu inanılmaz bile olsa tatmin olur muyuz? Sanmıyoruz. İşte bu noktada iyi oyunculuk da devreye girer. Biz gerçek hayatta iyi birisi olduğunu bildiğimiz birinin, rol gereği büründüğü kötü kişiliği görürüz. Buna rağmen gerçekteki karakterinden onu sıyırır, kötü rolüne gerçek kimliğinden daha çok inanırız ve bunun adına iyi oyunculuk deriz. Peki oyuncular nasıl iyi oyuncu olur?
Konstantin Stanislavski (1863-1938)
İşte tam da bu noktada devreye Konstantin Stanislavski girer. Stanislavski aslında bir tiyatro teorisyeni olarak tarihe geçmiştir. O, film ve dizilere pek aşina olmasa da oyunculuk kavramının son derece içindeydi. Ona göre, 19. yüzyılın başındaki ve öncesindeki oyuncular oldukça yapaydı. Oyuncular rollerini inandırıcı bir şekilde yapmıyor, her duygu ve repliği abartarak gösteriyordu. Bu da yapılan işin kalitesini, izleyicinin gözündeki inandırıcılığı düşürüyordu. Tam da bu nedenle, Stanislavski oyunculuğu bilimsel bir temele oturtarak gerçekçiliği arttırmayı amaçlamıştı.
Ona göre, oyunculuk doğal olabilmekle yakından ilişkiliydi. Samimi olmadan gerçek olunamayacaktı. Bunun için de önce oyuncunun role olan bakış açısı değişmeli, oyuncu rolüne ait hissetmeliydi. Peki bunu nasıl yapacaktı?
Şüphesiz ki bu soru başlangıçta Stanislavski’yi de içine almıştı. Bu sorunun cevabını da Moskova Sanat Tiyatrosu’nda, önceleri yakın arkadaş sonrasında kanlı bıçaklı olacağı Anton Çehov sayesinde bulacaktı. Çehov, bugün hâlâ adı anılan başarılı bir tiyatro yazarıydı. Hadi gelin Çehov ile Stanislavski’yi birbirine derinden bağlayan bir oyun üzerinden hem Stanislavski’nin tekniğini hem de Çehov’u daha iyi anlayalım: Vanya Dayı.
Vanya Dayı
1897 yılında Çehov’un yazdığı bu tiyatro oyunu insanın içsel çatışmalarını, yaşamın anlamsızlığını ve hayal kırıklıklarını ele alıyordu. Oyun, Rus taşrasında geçiyordu ve birbirine son derece bağlı bir grup insanın birbirleriyle olan ilişkilerine yoğunlaşıyordu. Şimdi kısaca bu oyunun konusundan bahsedip ardından Stanislavski ile olan etkileşimlerine geçeceğiz:
Oyun, Vanya veya tam adıyla İvan Voynitski ve yeğeni Sonya’nın, bir malikanede geçimlerini sağlayabilmek için yıllarca fedakârca çalıştıkları çiftlikte başlar. Bu çiftlik, Sonya’nın babası ve Vanya’nın eniştesi olan Profesör Serebryakov’a aittir. Ancak yaşlanmış ve emekli olan Serebryakov’un çiftliğe taşınması, tüm düzeni altüst eder.
Serebryakov kibirli, bencil ve işe yaramaz bir adamdır. Yanında ikinci karısı, büyüleyici ve genç Yelena ile gelir. Vanya, Yelena’ya karşı umutsuz bir aşk beslemektedir ancak Yelena bu aşka kayıtsızdır ve kocasına olan sevgisiyle değil, hayal kırıklıklarıyla boğuşmaktadır. Bu sırada, çiftliğin sık sık misafiri olan Doktor Astrov da Yelena’ya ilgi duyar. Ancak Yelena Doktor’a da karşılık vermez, bu da Astrov ve Vanya’nın duygusal gerilimlerini artırır.
Yani genel olarak karmaşık ilişkiler ve bunların doğurduğu hayal kırıklıkları ön plandadır. Bu oyun Stanislavski’nin sistemini kurması için oldukça idealdir çünkü tamamen hislere, mimiklere ve sıradan olaylara dayanıyordur. Çehov, bu oyunu sahnelediğinde seyirciden istediği reaksiyonu alamamıştı. Stanislavski de tam olarak burada dahil olacaktı. Bunun için, Stanislavski önce her bir karakterin duygularını, motivasyonunu ve amacını analiz etti. Ardından, Çehov’un metinde tam olarak bahsetmediği ancak yorumlanabilir olan duyguları, imaları veya arka plan hikâyelerini buldu. Daha sonra da oyunu oynayacak olan oyuncuları topladı ve onlara bu analizlerini anlattı. Stanislavski, bu analizlerin alınması ve kullanılması için bir yöntem benimsemişti. Bunun için de bazı kavramlar yaratmıştı. Hikâyemize devam etmeden önce bu kavramlara da göz atalım.
Stanislavski’nin Metodu
Sihirli Eğer ve Amaç: Stanislavski, adına “The Magic If” yani “Sihirli Eğer” dediği bir kavram geliştirdi. Buna göre, bir oyuncu önce oynayacağı karakterin yerine kendisini koyar ve “Eğer bu durumda ben olsaydım, ne yapardım?” der. Bir diğer deyişle empatiyi öne koyar. Örneğin, bir karakter eğer annesini küçük yaşta kaybetmişse, oyuncu da bunu benimsemeli ve öksüz birisinin ruhuna bürünmelidir. Bunun ardından da karakterinin amacını veya varmaya çalıştığı yeri anlamalıdır. Bazı ustaca performanslar bu teknik sonucu ortaya çıkar. Örneğin, Harry Potter’da Severus Snape rolünü canlandıran Alan Rickman, karakterinin yapacağı her şeyi bilebilmek adına henüz son kitapları yayınlamayan J.K. Rowling’den Snape’in sonu hakkında bilgi almıştır.
Verilen Koşullar: Stanislavski’ye göre oyuncu, yukarıda bahsettiğimiz empatiyi kurabilmek ve karakterini tam olarak anlayabilmek için oyunun yazarının ona verdiği hikâyeyi daha iyi anlamalıdır. Örneğin yazar, hikâyenin geçtiği coğrafyadan bahsettiyse oyuncu bunu kafasına yazmalıdır. Oyuncu, yalnızca bu şekilde empatiye giden yolun kapısını açacaktır.
Verilmeyen Koşullar veya Alt Metni Anlama: Oyuncunun verilen detaylar kadar net bir şekilde bahsedilmeyen durumları da kavraması gerekir. Örneğin, metin bize 1920 yılı Türkiye’si içerisinde bir hikâye anlatıyorsa ancak şans eseri Milli Mücadele’den bahsetmiyorsa oyuncunun bunu alt metin olarak kavrayıp yine bunu oyununa adapte etmesi gerekir.
Duygusal Hafıza: Stanislavski, iyi oyunculuğun duygudan geçtiğine inanır. Yukarıda bahsedilen tüm rasyonel süreçleri yerine getirse dahi oyuncu duyguyu da yaşamalıdır. Bunun için de anıları ona gerekecektir. Stanislavski, tam olarak bu amaçla, oyuncunun geçmiş duygularını farklı durumlara adapte etmesi gerektiğini söyler. Örneğin, eğer oyuncunun oynadığı karakter aşk acısı çekiyorsa, oyuncu o dönemde veya daha önce aşk acısı çekmese dahi kendisine yoğun acı vermiş olan herhangi bir anı kafasında yeniden yaşaması gerekecektir.
Bu noktada durmakta fayda var. Daha pek çok tekniği olsa da bu yukarıda bahsedilenler tekniğinin önde gelen öğeleridir. Stanislavski, tüm bu tekniklerle bir oyuncunun role girebilmesini ve doğal bir şekilde o karaktere bürünmesini sağlayacaktır. Elbette, bu teknik burada yazdığımız kadar basit değildir. Bunları yapabilmek herkesin harcı olmayacaktır. Bu teknikler aynı zamanda içsel süreçleri getirecektir ve bu süreçleri tamamlayan oyuncular başarılı olacaktır.
Çehov ve Stanislavski
Stanislavski, bu metodu ve yaklaşımı Çehov’un Vanya Dayı eseri üzerinden geliştirdiğinde ve ortaya aynı eser üzerinden kendi oyununu koyduğunda sonuç değişmişti. Bu sefer oyun büyük bir başarıya ulaşmıştı. Yazar yine Çehov’du, oyun ve hikâye aynıydı ancak oyunculuk kökten değişmişti. Bu başarıya rağmen Stanislavski, tüm bu süreçte Çehov’a hayran kalmıştı. Onun eserlerindeki derinlik ve gerçeklik Stanislavski’yi etkiliyordu. Çehov, tam olarak aynı hisleri paylaşmıyordu. Arkadaşlık ve iş birliğinin karlılığı açısından memnun olsa da, Stanislavski’nin oyunları dramatize etmesinden rahatsız olmuştu. Çehov, oyunlarının sakin ve durağan tempoda olmasını istiyordu. Mesela, daha sonra gelen Martı oyunu yine Çehov’a aitti ancak Stanislavski’nin dokunuşları ve oyunu trajedi türüne sürüklemesi Çehov açısından nahoş bir durum oluşturmuştu.
Stanislavski, onun oyunlarına başarı getirmiş ve kesinlikle Çehov’un ününü kazanmasına yardımcı olmuştu ancak sanatsal düşünceleri kesinlikle uyuşmamıştı. Yine de bu ikili zamanla bu farklarını bir dengeye oturtmayı başararak tiyatro tarihinin gördüğü en başarılı iş birliklerinden birisine imza atmıştı.

Doğal Oyunculuk
Stanislavski bir oyunun ve rolün doğal akışta ilerlemesi konusunda son derece tutkuluydu. Öyle ki tüm algıları buna göre çalışıyordu. Bunun için müthiş bir örneği sizlerle paylaşmak isteriz:
Stanislavski’nin yönettiği oyuna bir aktör her gün köpeğiyle geliyordu. Köpek, herkes oynarken ve Stanislavski yönetirken orada yatıyordu. Köpek, tüm oyun boyunca uslu uslu yatarken bir noktadan sonra henüz set dağılmadan, oyun sonu geldiğinde ayaklanıp, tasmasını ağzına alıp sahibini bekler hâle gelmişti. Stanislavski bu durumu fark ettiğinde bunun sebebini aramıştı. Kendisi henüz paydos vermeden ve hatta oyun bitmeden köpek toplanıyor ve gitmeye hazırlanıyordu. Oyuncular henüz oyunlarını da bitirmemiş oluyorlardı üstelik. İşte Stanislavski tam da bu noktada kendisini rahatsız eden bir gerçek buldu. Köpek provanın bittiğini hissediyordu çünkü bunun bir oyun olduğunu anlıyordu. Doğal konuşmalar ve hareketler olmadığını görüyordu. Eğer yeterince doğal bir akış olsaydı köpek bitişe gelindiğini hissetmeyecek, belki sahnede yaşananın duygusuna bile girecekti. Bunun üstüne o şu ünlü sözü söyler: “Pavlov’un zili kadar keskin bir şeydir gerçek ve sahte olan, ve ben o gerçeğin peşinde koşuyorum.” İşte Stanislavski doğallığa böyle bağlıydı. Bir köpeğin hareketinden bile ders çıkartan, sebep arayan ve sorgulayan bir tutkundu.
Şüphesiz ki, modern tiyatro ve bugünkü birçok gerçekçi performans onun geliştirdiği metodun üstüne kurulan sistemlerle mümkün olmuştur. Kendisi öldükten sonra da onun izinden gelenler, onun sistemini daha da mükemmel hâle getirmek isteyenlerle beraber onun sistemi varlığını sürdürmüştür.
Kaynakça ve İleri Okuma
Hingley, R. F. (1998, July 20). Anton Chekhov | Biography, plays, short stories, & Facts. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/Anton-Chekhov
Moore, S. (2024, November 8). Konstantin Stanislavsky | Biography, Method, & Facts. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/Konstantin-Stanislavsky
The Editors of Encyclopaedia Britannica. (1998, July 20). Stanislavsky system | Acting Technique, Method Acting & Character Development. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/art/Stanislavsky-system
Bize Destek Olmak İster Misiniz?
- Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.
- Daha detaylı bilgi almak için “Bize Destek Olabilirsiniz!” sayfamızı inceleyebilirsiniz!











