Tanrısal Anlamda Film İncelemesi: Pi’nin Yaşamı


Bir tanrı var mıdır, varsa bizi korur mu? Bir insanın gerçek dostu veya onu hayata bağlayan şey nedir? Aslında bu sorular çoğaltılabilir ve hepsine öznel cevaplar verilebilir. Bu tarz konularda bir iç muhasebe yapmanızı sağlayacak ve sizi derin düşüncelere götürecek bir filmi inceleyeceğiz. Pi’nin Yaşamı (Life of Pi) 2012 yılında yayınlanmış, 3D teknolojisi ile seyircinin karşısına çıkmıştır. Sadece konusuyla değil görsel efektleri ve müziğiyle de adından söz ettirmiştir. 2013 yılında en iyi yönetmen (Ang Lee), en iyi görsel efekt, en iyi görüntü yönetmeni (Claudio Miranda), en iyi özgün müzik (Mychael Danna) alanlarında toplam 4 tane Oscar Ödülü almaya hak kazanmıştır. Hadi gelin, bu filmi daha yakından inceleyelim…
Film bir gazeteci ile hikâyenin ana karakteri Pi’nin röportajı ile başlar. Pi çocukluk çağlarından başlayarak anlatır. Yüzmeyi nasıl öğrendiğini hatta adını Fransa’daki bir yüzme havuzundan aldığını anlatır. Kendisi Hindistan’da doğmuş ve belli bir yaşa kadar ailesiyle orada yaşamıştır. Babasının bir hayvanat bahçesi vardır. Pi, ergenlik çağına geldiğinde tanrıyı aramaya koyulur. Çok dinli olarak bilinen Hindistan’da birçok dine tanıklık eder ve bu arada birkaçına inanır. Öyle ki aynı anda üç dine inandığı bile olur. Bir tanrının olmadığına inanan babası ve geleneksel yapıda bir annesi vardır. Gerek sürekli din değiştiriyor olması gerekse birden fazla dine inanması aile içinde dalga konusu olur.
Pi, bir gün hayvanat bahçesinde bulunan kaplanın (Richard Parker) kafesine girip onu elleri ile beslemek ister. Kaplan, Pi’ye yaklaşıp eti kokladığı esnada babası koşarak gelir ve Pi’yi kaplana yem olabileceği konusunda uyarır, Pi hayvanların ruhları olduğunu söylese de babası onu dinlemez ve ona unutamayacağı bir ders verir…
Pi babasına hayvanların ruhları olduğunu, onlarla arkadaş olabileceklerini ve bunu hayvanın gözlerinde gördüğünü söyler. Babası ona hayvanlarının ruhlarının olmadığını gözlerine baktığında gördüğünün, kendisinin yansıyan duyguları olduğunu söyler. Kaplanın bakıcısından bir keçi getirmesini ister, keçiyi kafese bağladıkran sonra kaplanın gelip avını yakalamasını izlemek için beklerler. Kapısı açıldığı anda Richard Parker tek hamlede avını yakalar ve oradan uzaklaşır. Baba, Pi’ye bir kaplanın herhangi bir canlı ile arkadaş olamayacağını göstermiştir.
Bir boşlukta anlam arayışı içerisindeyken bir kız ile tanışır ve ondan hoşlanır. Fakat kısa süre sonra ailesi ekonomik sebeplerden ötürü hayvanat bahçesindeki hayvanları satmak ve Kanada’ya yerleşmek ister. İstemese de bu yolculuğa dahil olmak zorundadır. Pi ve ailesi hayvanlarla beraber gemi yolculuğuna çıkarlar.
Yolculuğun dördüncü gününde, gemi Marina Çukuru’nun üzerindedir. Gece fırtınanın sesine uyanan Pi, abisine seslenir fakat abisi uyanmaz. Pi geminin kamarasına çıkar, o esnada acil durum sireninin çaldığını duyar. Geri dönüp ailesini uyandırmak istediğinde gemi çoktan su almıştır ve ailesine ulaşamaz. Yeniden kamaraya çıktığında, mürettebatın gemiyi terk etmeye hazırlandığını fark eder ve yanlarına doğru ilerler. Acil durum botuna binerek geride kalanların binmesi için botu yukarı çektiği sırada kafesinden çıkan bir zebra geminin üst katından bota atlar ve Pi botla beraber okyanusa düşer. Dev dalgalar ile verdiği savaş olağanüstü bir gerçeklikle perdeye yansır. Pi’nin geminin batışı karşısındaki çaresizliği gözler önüne serilir.
Pi gece boyunca geri kalanları kurtarmak için çaba sarf eder ama başarısız olur. Sabah Pi üç hayvanla birlikte okyanusun ortasında yalnız kalır: Zebra, orangutan ve sırtlan. Zebra kısa süre sonra ölür orangutan ve sırtlan ise sürekli kavga eder ve sırtlan orangutanı da öldürür. Bu duruma çok sinirlenen Pi botun üzerini örten çadırın üstünde bağırmaya başlar ve o sırada kaplan (Richard Parker) örtünün altından çıkarak sırtlanı yer. Pi can yeleklerinden yapmış olduğu bir sandalı bota bağlayarak suya atar ve onun üzerinde yaşamaya başlar. Bottan yiyebileceği yiyecekleri alır ve üzerinde yaşadığı sandala yükler. Okyanusun ortasında pek de sağlam olmayan bir sandalın üzerinde, içinde kaplan olan bir bota bağlı şekilde sürüklenir. Okyanusun ortasında yalnızdır Pi ve kaplan Richard Parker.
Çaresiz kalan Pi, kurtulmak için tanrıya dualar eder. Hayatta kalmak için botta bulduğu el kitapçığını okumaya başlar. Yine botta bulduğu bir deftere yaşadıklarını yazar ve biz burada Pi’nin sesi ile bunları dinleriz.
Kaplanı eğitmeye çalışır fakat başarısız olur. Okyanustan arıttığı suyu hem kendisi içer hem de kaplana verir. Kaplanların iyi yüzücüler olduğunu ve eğer kaplanı beslemezse aralarında bulunan kısa mesafedeki suyun kendisini korumayacağını fark eder. Acıkmakta olan kaplan için balık tutmaya çalıştığı sırada, kaplanın suya atlayıp balık yakaladığını görür. Boş olan bota çıkıp bir an kaplanı öldürmek istese de bunu yapmaz ve kaplanın sudan çıkmasına yardım ederek kendi yaptığı bota geri döner.
Bir gün büyük bir balık yakalar ve onu ağlayarak öldürür, kendisi vejetaryen olduğu hâlde kaplanı beslemek için bunu yapmak zorundadır. Ağlayarak tanrıya dualar eder ve balığı kaplana verir.
Erzak almak için bota çıktığı bir gün, aniden denizden botun içine doğru âdeta bir balık yağmuru gerçekleşir ve botun içi balık ile dolar. Pi aldığı bir balığı kendi yaptığı sandalda yemeye koyulur.
Yiyecek bir şeyler almak için bota her çıkışında hayatını tehlikeye attığı için tedirgin olur. Richard Parker’ı evcilleştiremeyeceğini ama onu eğitebileceğini bilir. Fakat bunu da başaramaz; Richard Parker botta yalnız yaşamak konusunda ısrarcıdır. Pi zamanla orada bulunan eşyaları kullanarak kendisi için daha kullanışlı bir sandal inşa eder.
Bir sahnede, yırtıcı bir hayvan olan Richard Parker’ın botta oluşunun onu hayatta tuttuğunu, ona karşı duyduğu korku ve sorumluluk duygusunun onu hayata bağladığını ifade eder.
Çıkan bir fırtınada teslim olduğunu tanrıya küstahça dile getirir. Bir süre sonra artık erzakları bittiğinden hem kendisinin hem de kaplanın iyice zayıfladığı görülür.
Tam ölmek üzereyken bir adaya varırlar; burada insan yaşamamaktadır sadece mirketler vardır. Temiz su ve yiyecek ihtiyacını karşılayıp günü burada geçirirler fakat gece işler değişir. Ada aslında etoburdur, yani gündüz tatlı su veren ada, gece canlıları sindiren kimyasal bir sürece girer. Hatta Pi orada insan kalıntıları bulur. Ertesi gün botu yiyecek ve su ile doldurduktan sonra kaplanı da alıp tekrar okyanusun derinliklerine doğru yol alır.
Kendisinden sonra o adayı kimsenin bulamadığından bahseder ve ‘o zaman her ne kadar tanrı beni umursamıyor sansam da aslında beni gözetiyordu’ diye ekler.
Ve bir gün bot kıyıya vurur …
Bedeni zayıf düşmüş, âdeta yarım metre suda dahi yüzemeyecek duruma gelmiştir. Yüzünün toprağa değdiği anı ‘sanki tanrının yanağına dokunmuşum gibiydi’ diye ifade eder.
Richard Parker Pi’ye göre daha iyi bir durumdadır. Bottan iner ve ormana doğru yol alır. Tam ormanın karşısına geldiğinde durur, Pi o an dönüp ona bakacağını ve veda edeceğini düşünse de böyle olmaz ve Richard Parker arkasına bile bakmadan ormanın derinliklerine doğru yol alır. İnsanlar kıyıda Pi’yi bulduğu zaman Pi sadece ormana bakarak bebek gibi ağlamaktadır.
Bir grup sigortacı geminin nasıl battığını araştırmak için gelip Pi ile görüşürler fakat anlatılanlara inanmazlar. Pi ise yaşadıklarını bottakiler hayvan değil de insanmış gibi tekrar anlatır.
Gazeteciye son sahnede ‘sana iki hikâye anlattım her ikisi de geminin neden battığını açıklamıyor, iki hikâyede de gemi batıyor, ailem ölüyor ve ben acı çekiyorum, sen olsan hangisini seçerdin?’ diye sorar. Gazeteci kaplanlı olanı seçeceğini ve onun daha iyi bir hikâye olduğunu söyleyince Pi teşekkür edip tanrı için de bu durumun geçerli olduğunu söyler.
Hangi hikâyeye inanacağımız bize kalmıştır…
Pi’nin yaşamında önemli olan hikâyeyi kimin yazdığı değil, nasıl yazdığıdır. Pi hayatının bir dönemini arayış, sonrasını teslimiyet ve sonunu da direniş ile geçirmiştir. Vermiş olduğu mücadelenin sonucu somut bir zafer ile taçlandırılmamıştır. Pi sürekli kaybeden ama her defasında direnen bir sembol olmuştur. Doğduğu topraklardan ayrılmış, ailesini kaybetmiş, bir hiçliğe hapsolmuştur ve bütün bunlara rağmen onu ayakta tutan tek bir şey vardır; arkadaşı olduğunu düşündüğü Richard Parker ama yolun sonunda o da Pi’yi terk etmiş ve inandığı ilk doğru olan hayvanları ruhu olduğu onlarla arkadaş olabileceği gerçeğini de kaybetmiştir. Böylece ‘belki de asıl zafer her şeye rağmen mücadele etmektir’ dedirten bir hikâye ortaya çıkmıştır.
Tanrı’nın düzeni, sadece varlığı büyütmek değil, direncin sınırlarını ve anlamını göstermek için kurulmuş olabilir. İnandığımız uğruna mücadele ettiğimiz her şey hayattaki sınavımızın bir parçası olabilir. Kim bilir?
Kaynakça ve İleri Okuma
Dziemianowicz, J. (2023, 20 Ocak). Everything you need to know about “Life of Pi” on Broadway. New York Theatre Guide. https://www.newyorktheatreguide.com/theatre-news/news/everything-you-need-to-know-about-life-of-pi-on-broadway
Keşaplı, O. (2016, 9 Haziran). 11 dalda Oscar adayı inanç güzellemesi: Pi’nin Yaşamı. Azizm Sanat Örgütü. https://www.azizmsanat.org/2016/06/09/11-dalda-oscar-adayi-inanc-guzellemesi-pinin-yasami-onur-kesapli/
Lee, A. (Yönetmen). (2012). Life of Pi [Film]. Fox 2000 Pictures; Haishang Films. https://www.imdb.com/title/tt0454876/









