Bir Huzursuzluğun Romanı: Huzur


“Her şey iğrençti. İnsanlar arasında temiz, rahat hiçbir şey olamazdı. İnsanoğlu saadetin düşmanıydı.” s.237
Hemen hemen her anlatının arkasında bir tema bulunur; bir aşk romanının, bir yaratılış destanının ya da bir çocuk masalının. Roman türü mevzubahis olduğunda temanın her zaman ön planda olduğunu söyleyemeyiz. Ama olay örgüsüyle, kahramanlarıyla, mesajıyla, diyaloglarıyla her roman bizi bir atmosfere sürükler. İşte Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanı, okuyucuya ismiyle tezat oluşturacak bir biçimde huzursuzluğu hissettirir. Huzur’la ilgili çok da haddimiz olmayan ufak tespitleri yapmadan önce, kısaca romanımızdan bahsedelim.

1948 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde tefrika edilip (Tefrika etmek, bir eseri bir süreli yayında bölüm bölüm yayımlamak anlamına gelir.) 1949 yılında basılan roman; İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz başlıklı dört ana bölümden oluşmaktadır. Zengin şahıs kadrosundan dört ana kişinin seçildiği bu isimlendirmeler, ilgili bölümde o şahıs ekseninde bir anlatım vaat ediyor gibi görünse de aslında merkezde her zaman Mümtaz vardır. Mümtaz çocukken anne babasını kaybetmiş ve İstanbul’a, amcasının oğlu İhsan’ın yanına yerleşmiştir. Kendisinden 23 yaş büyük bu amca oğlu; Mümtaz’ın ağabey, baba, öğretmen ve mentor olarak yanında olmuştur. Mümtaz’ın karakter gelişiminde, kültürel ve ideolojik olarak yönelişlerinde İhsan’ın büyük rolü olmuştur. Bunu roman boyunca Mümtaz’ın söylemlerinden ve anılarından çıkarabiliriz.

Mümtaz edebiyat fakültesinde asistan olarak çalışmakta ve bir roman yazmaktadır. Romanının konusu Şeyh Galip’in yaşadığı büyük aşktır ancak Mümtaz bunu yazarken zorlanır. Böylesine büyük bir duyguyu gerektiği gibi ele alamaz. İşte tam bu sırada Nuran’la karşılaşır ve ona âşık olur. Roman boyunca da Mümtaz’ın aşkı, gelgitleri, korkuları, Nuran’la sevgililiği, fikirleri, geçmişi detaylıca anlatılır. Bu aşktan kuvvet alarak Mümtaz, romanında ilerleme kaydeder çünkü artık aşkı tatmış, duyguyu anlamış ve kendi aşkı ekseninde Şeyh Galip’in aşkını anlatabilir hâle gelmiştir. Tabii romanın tek devam eden olayı Mümtaz’ın aşkı ve yazdığı roman değildir. Roman bize bu aşk hikâyesinin arka planında çok fazla şey anlatır. Biz burada bütün detaylara girip işin büyüsünü kaçırmak istemeyiz. Bu yüzden okurken dikkat edilmesi gereken birkaç ilgi çekici durumu aktarmaya çalışacağız.
Dikkate değer ilk durum zaman kullanımı diyebiliriz. Olay örgümüz aslında sadece bir günden ibarettir. 400 sayfalık romanda sadece bir gün anlatılıyorsa çok detaylı bir anlatım olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak işin aslı öyle değil. Romanın aktüel zamanı bir gün ve o gün de 2. Dünya Savaşı’nın tam bir gün öncesi. Roman, bir sabah Mümtaz’ın İhsan’a hasta bakıcı bulmak amacıyla evden çıkmasıyla başlar ve ertesi sabah İhsan’a lazım olan ilaçlarla eve dönmesiyle biter. Ancak bu iki hareketin arasında biz Mümtaz’ın zihniyle bir zaman yolculuğuna çıkarız.

Mümtaz’ın çocukluğuna ve yaklaşık bir yıl önceki hayatına olmak üzere iki farklı zaman dilimine uzanan bu yolculuklar, romanın zamanını oldukça genişletir. Çocukluk yılları, Mümtaz’ın geçmişini öğrenip etrafındaki kişilerle nasıl bir ilişki kurduğunu gözlemlememiz açısından oldukça önemlidir. Ancak bir yıl öncesine gidiş gelişler romanın asıl gövdesini oluşturur. Çünkü bu bir yıl, Mümtaz’ın Nuran’la olan aşkının başlangıcından sonuna kadar olan olayları kapsar. Bu bir yıllık sürede hikâyeye dâhil olan bir sürü kişi olur ve kişilerin hiçbiri üstünkörü anlatılmaz. Hepsinin bir yeri ve önemi vardır. E tabii geçmişe bu kadar sık gidip gelmeler olduğu için bu kişilerin bir kısmı hâlihazırda ölmüştür. Ölü kişilerin romanın şahıs kadrosundaki ağırlığı da dikkate değerdir. Zaman bahsini kapatmadan önce söylememiz gereken bir nokta da bu zaman dilimlerinin bir bütün olarak aktarılmadığıdır. Mümtaz, aktüel zamandaki bir günlük macerasının arasında önceki zaman diliminden bir şeyler hatırlar, tekrar şimdiki zamana döner, sonra tekrar geçmişe gider şeklindedir. Yani doğrusal bir ilerleme yoktur. Zamanda yaşanan bu sıçrayışlar çok keskin ve açık bir şekilde olmaz. Okuyucu, yer yer, hangi zaman aralığında bulunduğunu kendisi tahmin etmek zorunda kalır. Ama bu sıçrayışlar ile doğrusal olarak değil de parça parça şekillenen hikâye, çok daha ilgi çekici hâle gelmiştir. Zira düşününce çok da büyük bir olay asla olmaz. Sadece bir hayatın belirli bir kısmını ve o hayata bir şekilde dâhil olan insanları okuruz.

İkinci dikkat çekmek istediğimiz unsur İstanbul. Mümtaz çocukken İstanbul’a gelir ve hayatı değişir. Daha sonra da İstanbul’a o kadar bağlanır ki onu; hayatının, fikirlerinin ve kriterlerinin çok önemli bir parçası hâline getirir. Sur içi olarak tabir edebileceğimiz eski İstanbul ve Boğaz, Mümtaz’ın İstanbul’udur. Bunun dışındaki yerleri İstanbul olarak kabul etmez. Hatta Adalar’ı bile beğenmez. Bunu hem Mümtaz’ın konuşmalarında, düşüncelerinde hissederiz hem de Tanpınar’ın anlatımında. Öyle ki yazar, Mümtaz’ın İstanbul’unu çok detaylı bir şekilde tasvir eder ancak dışında kalan yerleri sadece ismen zikreder ve detaylandırma ihtiyacı hissetmez. Mümtaz ve Nuran ilişkileri boyunca İstanbul’u gezerler, bu geziler sırasında da romanda pek çok mekân tasviri ve tarihi ile karşılaşırız. Dönemin İstanbul’unu tanımak için önemli bir araç olan bu durum, belli bir noktadan sonra dikkat çekici bir hâl alır. Romanda İstanbul adeta bir kişi gibi anlatılır, övülür, anlaşılmaya çalışılır. Bu da tabii ki Mümtaz’ın İstanbul’u, tıpkı Nuran gibi, zihninde idealize etmesiyle açıklanabilir.

Söz hazır Nuran’a gelmişken üçüncü dikkat çeken unsura geçelim, Mümtaz’ın Nuran aşkı. Mümtaz adaya giden vapurda Nuran’la karşılaşıyor ve ona hemen âşık oluyor. İkilinin yaşadığı aşk, romanın büyük bir kısmını meydana getirirken aynı zamanda Mümtaz’ın hayatını da şekillendiriyor. Mümtaz, kendi ilişkisini, yazdığı romanı oluşturmada bir referans olarak kullanıyor. Burada dikkat çeken aradaki ilişki değil, Mümtaz’ın Nuran’a bakış açısı diyebiliriz. Roman boyunca Mümtaz’ın Nuran’ı bir sanat eseri olarak değerlendirdiğini, onu idealleştirdiğini, genç kadını güzelliğin tanımı hâline getirdiğini görüyoruz. Tüm bu yakıştırmaları yaparken de Nuran’ın İstanbullu olması, ailesinin köklü geçmişi, entelektüel derinliği etkili oluyor. Bize, Mümtaz bir âşık değil de elindeki sanat eserine çok değer veren biri olarak yansıyor. Tabii bu yaklaşımlarını örneklerle ve alıntılarla anlatmak çok daha kolay olur. Ancak romanın büyüsünü ve okurun kendisinin keşfettiğindeki zevki baltalamak istemeyiz. Bu yüzden sadece bir alıntıyla bu bahsi kapatmak istiyoruz.

“Onun için bütün etrafında ve kendi mazisinde Nuran’ı aramak, her şeyde ondan bir tat bulmak, onu asırların boyunca efsanede, dinde, sanatta, az çok ayrı çehrelerle; fakat daima kendisi olarak karşısında görmek, yaşama dediğimiz macerayı birkaç misline çoğaltan bir büyü idi.
Nuran onun elinde bütün geçmiş zamanları açan altın anahtar ve her sanat ve düşünce için ilk şart gibi gördüğü şahsî masalın çekirdeği idi.” s.190
Son Söz
Tabii Huzur burada kısaca anlatılanlar kadar değil. Huzur’da bulabileceğiniz şeyler aşk, ayrılık, korku, hastalık, trajedi, mizah, tarih, İstanbul, huzursuzluk, savaş, müzik, sanat, ölüm, yaşam ve daha niceleridir. Biz listeyi çok uzatmadık ki okurumuz da eklemeler yapabilsin. Şimdi sizleri Huzur’u okumaya ve bizim değinemediğimiz detayları keşfetmeye davet ediyorum. Hepinize şimdiden iyi okumalar!
Kaynakça ve İleri Okuma
Atsız, B., & Neumann, C. K. (2020). Tanpınar, Ahmet Hamdi: Huzur. In J.B. Metzler eBooks (pp. 1–2). https://doi.org/10.1007/978-3-476-05728-0_18501-1
HUZUR – TDV İslâm Ansiklopedisi. (n.d.). TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/huzur–tanpinar
Mengi, N. (2024). AHMET HAMDİ TANPINAR’IN HUZUR ROMANINDA ZAMAN KURGUSU. Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Dergisi. https://doi.org/10.32321/cutad.1558527
Bize Destek Olmak İster Misiniz?
- Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.
- Daha detaylı bilgi almak için “Bize Destek Olabilirsiniz!” sayfamızı inceleyebilirsiniz!





