Kültür/Sanat

Aşk Nedir? Platon’dan Beauvoir’a Aşkın İzinde

🎧 Bu konuyu sohbet eşliğinde öğren · Aşk Özgürlük mü Yoksa Tatlı Esaret mi
0:00 / 0:00
Yapay zeka ile seslendirildi.

Aşk, ilginç şeydir değil mi? Öyle bir şeydir ki uğruna savaşlar çıkmış ve şiirler yazılmıştır. Hatta bu kadarla kalmayıp şarkılara sayısız unutulmaz söz kazandırmıştır. Peki aşk nedir gerçekten? Bunun da cevabını felsefeyle almayı deneyeceğiz. Açık olalım! Bilim ile de bu cevabı elde etmeyi deneyebiliriz ama bu yazının çıktığı gün sevgililer günü. Bu gün için bilimin cevapları tam anlamıyla romantik olmayacaktır. O nedenle gelin bugün bu konuya filozoflarla birlikte göz atalım.

Aşk Nedir?

Aşk dediğimiz zaman tanımı tam olarak belirlenememiş, sınırları net olarak çizilememiş bir kavram çıkıyor karşımıza. Öncelikle bu bir duygu mudur yoksa birden fazla duygunun birleşimiyle ortaya çıkan bir füzyon mudur? Hatta bunun ötesinde aşk gerçek midir? Belki de sadece tutkulu bir takıntıdır. Her ne olursa olsun, kişilerin kendilerinde hissedip “aşık” olduklarına karar verdikleri net anları vardır. O andan itibaren de tanımlar değişse bile bu hissin gücü tartışmasızdır. Peki bu his biyolojik midir? Kültürel olma şansı var mıdır? Bir ötesine geçersek aşk özgür iradeden mi geçer yoksa kaçınılmaz mıdır? Üzülerek söylüyoruz ki bu yazı da bizi net bir cevaba ulaştırmayacaktır ama felsefe tarihine yön veren filozoflarla beraber bize mantıklı gelen sonuca varabiliriz. Bunun için ilk misafir edeceğimiz isim Platon olacaktır. 

ask

Platon, genellikle siyaset ve bilgi felsefesi üzerine yoğunlaşsa da aşk hakkında bir düşüncesi vardır. Şölen (Symposion) adlı eserinde aşkı insanları idealar dünyasına -ki bu kavramı Platon yazımızdan daha detaylı görebilirsiniz- yükselten ruhsal bir his olarak betimlemiştir. Platon’a göre aşk Eros (tensel aşk) ve Agape (koşulsuz sevgi) olarak ikiye ayrılır. İki türü olsa da aşk için söylediği bizi idealar dünyasına yükselten bir his tanımı felsefe içinde oldukça romantik bir tanım olmuştur. Öte yandan onun öğrencisi Aristoteles, aşkı dostluk ve erdemle ilişkilendirmiştir. Bizim anladığımız aşk tanımı onda pek mevcut değildir. 

Biraz ilerleyip milattan sonra 4. yüzyıla geldiğimizde Augustinus aşkı ilahi aşk (caritas) ve dünyevi aşk (cupiditas) olarak ayıracaktır. Şu ana kadar Platon dışında baktığımız iki filozofumuz romantizme pek yakın değildir öyle değil mi? Bu ne böyle sıkıcı sıkıcı tanımlar diyor olabilirsiniz. Burada imdadımıza Spinoza yetişiyor. Normalde böyle ifadelerine pek rastlayamacağımız mantığın sesi olan Spinoza, aşkı varoluşun temel duygularından biri olarak ele alır. Bir diğer deyişle, Spinoza’ya göre aşk tıpkı neşe, öfke veya üzüntü gibi temel bir duygudur. Belki bu cümle pek romantik gelmiyor olabilir ama bu cümle aslında Spinoza’nın aşka olan inancını ve bu hissi kesinlikle yabana atmadığını gösterir.  

Bu şekilde hızlı çekimde pek çok filozofu görmüş olduk ama biri var ki onunla beraber yazımızın ritminin hızlanma vakti gelmiştir: Sartre.

Aşkın Paradoksu

Sartre, önceki yazılardan hatırlayacağımız üzere bireyin kendi varoluşunu gerçekleştirmesine ve kendi hayatının öznesi olmasına büyük önem veriyordu ancak aşk bu sürecin belki de önüne geçiyordu. Sartre’a göre insan büyük bir özgürlüğe sahiptir. Birey, kendi anlamını ve kimliğini yaratmak zorundadır ancak aşk, bu özgürlüğü zorlayan bir deneyimdir çünkü aşık olduğumuz kişiye hem sahip olmak hem de onun özgür iradesiyle bizi sevmesini isteriz. Yani aşık olduğumuz kişiyi özgür olduğu için severiz aslında. Bizi sevmek zorunda olmadığı ancak kendi özgür iradesiyle sevmesini isteriz ancak bir kez aşk iki kalbi sardığında da mutlaka bir kısıtlanma hali olduğunu belirtir Sartre. 

ask 2

Bu kadarla da kalmaz aslında. Sartre’a göre aşık kişi, sevdiği kişinin gözünde değerli olmak ister ancak bu değerli olma arzusu, kişiyi başkasının yargısına bağımlı kılar. Bitti mi? Hayır! Sartre devam eder. Ona göre aşk, bir de kıskançlık ve güvensizlik duygusunu yanında getirir. Sevilen kişi özgür kaldıkça her an sevgisini geri çekebilecek güce sahip olur. Bu güç de aşık kişide her zaman ince bir korku yaratır. Tüm bunlar nedeniyle Sartre, aşkı çözülemez bir çelişki olarak değerlendirir. Sartre için aşk, ideal anlamda hiçbir zaman tam olarak tatmin edilemeyen, sürekli çatışma barındıran bir ilişkidir. İçiniz sıkıldı ama değil mi? İtiraf etmemiz gerekir ki adı T ile başlayan bazı yazarlarımız Sartre’ı çok sevse de bu görüş onu bile sıkabilecek bir görüş olabilir. “Sevgililer gününde oldu mu şimdi bu!” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız… 

Sartre’ın etkisinden kaçmak için gelin bu sefer ilgi çekici sorular üzerinden filozoflarımızın yanıtlarını görelim!

Aşka Dair Sorular

İlk sorumuz “Aşk, zorunlu olarak mutluluk getirir mi? olacak. Burada birkaç filozofumuzun yanıtları üzerinden ilerlemekte fayda olacaktır. Aristoteles’e göre mutluluk (eudaimonia), erdemli yaşamla doğrudan bağlantılıdır ve aşk, iki kişinin erdemli bir hayat sürmesini desteklediği ölçüde mutluluk getirebilir; ancak haz odaklı ve ölçüsüz bir aşk -ki Aristoteles’in ölçüye verdiği önemi de “Mutsuzsan Ahlaksızsın” yazımızda görebilirsiniz-, mutluluk yerine acıya ve kaosa yol açar. Schopenhauer ise aşkı biyolojik güdülerle açıklamış ve mutluluk kaynağı olmaktan ziyade, türün devamını sağlamak adına bireyin iradesini kontrol altına alan acı verici bir yanılsama olarak değerlendirmiştir. Simone de Beauvoir ise aşkı toplumsal ve cinsiyet rollerine bağlı bir olgu olarak ele alır; kadınların aşkı mutluluk kaynağı olarak görmesinin patriyarkal sistemin bir sonucu olduğunu belirtir ve gerçek mutluluğun ancak özgür ve eşit bireyler arasında mümkün olabileceğini savunur.

ask 3

Bir diğer soru da “Aşk sonsuz olabilir mi?” olabilir. Belki de burada birden fazla filozof üzerinden cevap vermek mümkündür ancak gelin yine normalde pek romantik açıklamalar yapmayan Hegel üstünden ilerleyelim. Hegel, aşkı bireyin kendini aşması ve diyalektik bir bütünleşme olarak ele alır. Sevgi, iki ruhun sentezidir ve tamamlanmış bir birlik sağlanırsa kalıcı olabilir. Aslında ne kadar güzel bir açıklama öyle değil mi? iki ruh sentezlendiği zaman bir sevgi çıkar. Bir diğer deyişle, sevgi ruhların birbirine bağlanmasını da beraberinde getirir. 

Üçüncü sorumuz ise “Aşk özgür irade ile mi ortaya çıkar?” olacaktır. Bu soruya Spinoza ile hızlı bir giriş yapabiliriz. Ona göre aşk, zorunlulukların ve doğa yasalarının bir sonucudur. Dolayısıyla özgür iradeyle değil, zorunlulukla ortaya çıkar. Sartre ise aslında az önceki paradoks açıklamasıyla da bağlantılı olarak özgür irade ile aşık olduğumuzu ancak daha sonra bir özgürlük paradoksu yaptığını söyler. 

Son olarak bizce en şairane cevaplara ev sahipliği yapacak olan “Ruh eşi var mıdır?” sorusu olacaktır. Bunun için özellikle iki cevapla yazı boyunca yer yer düşen romantik tonu bulmak isteriz. Platon, Şölen adlı eserinde mitolojik bir hikaye anlatır. Bu hikayeye göre başlangıçta insanlar küre şeklindedir. Her küre çift cinsiyetlidir. Tanrılar, bu kürelerin gücünden rahatsız olarak onları ikiye böler ve dünya içinde farklı noktalara atar. Bölünseler bile bu parçalar her zaman diğerini hisseder. Dolayısıyla iki yarı birbirini aramaya başlar. En nihayetinde bu parçalar birbirini bulduğunda “gerçek aşk” formunu bulur. Yani aşk, kaybettiğimiz diğer yarımızı bulma arzusudur. 

Platon’un yanıtına benzer bir diğer cevap da yine bir Antik Yunan filozofu olan Plotinos’tan gelir. Plotinos mitolojik bir hikaye anlatmaktan ileri giderek gerçekten inandığı bir savı ortaya atar. Ona göre, ruhlar tek haldeyken ayrılmış ve dünyaya dağılmıştır. Gerçek aşk, bu yarıların asıl kaynağa dönme arzusundan doğar. Yani ruh eşi dediğimiz yarılar bu dünya içerisinde içsel olarak hissettikleri diğer yarılarını ararlar. Bir diğer deyişle her Leyla’nın bir Mecnun’u, her Sima’nın bir Tufan’ı vardır. 

ask 4

Peki ya sizler? Aşka inanıyor musunuz? Bir ileri taşırsak ruh eşinizin bir sokak öteniz, bir il uzağınızda olduğuna inanıyor musunuz? Kim bilir, belki çok farklı illerde olduğunuz ruh eşiniz ile birkaç ay veya yıl içinde bir kahvecide karşı karşıya gelir ve içinizdeki kozmik bağ sizi birbirinize kenetler. En azından Plotinus’un hikayesine göre bu olabilir öyle değil mi? Daha da şanslıysanız belki de bu yazıyı okurken devamlı düşündüğünüz ruh eşinizle zaten berabersinizdir. Her ne olursa olsun, Doğa Filozofu olarak ruh eşinizi ve aşkı bulmanızı diler, zaten bulduysanız bu aşkınızın devamını dileriz!

Tufan Özdemir tarafından yazılan bu yazımızın içerik doğrulamasını Melisa Şalk, yazım ve dil denetimini Çiğdem Alkan, tasarımını ise Öykü Elif Cığız titizlikle tamamlamış olup son kontrolleri Mete Esencan tarafından yapılmıştır.

Kaynakça ve İleri Okuma

Abukhadra, H., & Ak, H. (2023, April 23). Sartre on Love: Paradoxical and Impossible |that-which | Philosophy | Philosophemes | Philosophershttps://that-which.com/sartre-on-love-paradoxical-and-impossible/

Love (Stanford Encyclopedia of Philosophy). (2021, September 1). https://plato.stanford.edu/entries/love/

Philosophy of Love | Internet Encyclopedia of Philosophy. (n.d.). https://iep.utm.edu/love/

Plato on Friendship and Eros (Stanford Encyclopedia of Philosophy). (2023, June 14). https://plato.stanford.edu/entries/plato-friendship/

Bize Destek Olmak İster Misiniz?

  • Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.

Bağış Yapmak İstiyorum!

Tufan Özdemir

Herkese merhaba! Ben Tufan Özdemir. ODTÜ Felsefe bölümü mezunuyum. Çocukluğumdan bu yana felsefe, tarih ve psikoloji alanlarına ilgi duyarım. Doğa Filozofu bünyesinde bu ilgimi sizlerle paylaşmaktan çok keyif alıyorum! Doğa Filozofu bünyesinde Danışman Yazar ve İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak zevkle görev alıyorum!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu