Virüslerin Gizemi: Canlılık ve Cansızlık Arasındaki İnce Çizgi


Dünyayı durduracak kadar güçlü, tüm insanları evlerine kapatacak kadar etkili, hücreden yaklaşık 100 kat daha küçük bir organizma: virüsler… Fark ettiyseniz, bu mikroskobik varlıklardan bahsederken onlardan ‘canlı’ diye söz edemiyoruz. Çünkü virüslerin canlı mı cansız mı olduğu hâlâ kesin bir şekilde belirlenememiş bir konu. Biyolojinin en inatçı ve tartışmalı sorularından biri olan bu mesele, bilim dünyasında uzun yıllardır bir muamma olarak kalmaya devam ediyor. Haydi gelin bu yazımızda birlikte virüsleri daha yakından tanıyarak özelliklerini ve nasıl oluştuklarını inceleyelim.
Virüsler Canlı Mıdır?
Aslında bu soruyu cevaplayabilmek için önce “canlı”nın tanımına bakmalıyız. Biyolojide canlı, fonksiyonlarını yaşama mümkün olduğunca uyum sağlayarak sürdürebilen basit yapı moleküllerinin veya karmaşık organ sistemlerinin bir araya gelmesiyle oluşan varlıklar için kullanılan bir kavramdır. Bir organizmanın canlı olarak sayılabilmesi için belirli özellikleri sağlıyor olması gerekiyor. Bu özellikleri Hareket Etme, Solunum, Duyarlılık, Beslenme, Boşaltım, Üreme ve Büyüme şeklinde sayabiliriz. Virüsleri canlı sınıfında değerlendiremememizin sebebi de bu yedi özelliğin hepsini sağlamıyor oluşudur. Virüsler kendi başlarına üreyemezler, hücresel yapı göstermezler, kendilerine ait metabolizmaları yoktur ya da diğer hücreler gibi sitoplazma, çekirdek ve organele sahip olmadıklarından iç ortamlarında değişiklikleri izleme ve homeostazi(bir organizmanın çevresel değişimlere karşı hücrenin iç dengesini koruma çabası) sağlama şansları neredeyse yoktur. Virüslerin canlılık sınavında sınıfta kaldığı bir diğer özellik de büyümedir. Canlılar, enerji ve besinleri kullanarak büyür ve daha büyük veya daha karmaşık hale gelirler. Ancak virüsler, bağımsız olarak büyüme veya karmaşıklıklarını artırma yeteneğine sahip değildirler.
Yukarıda saydığımız sebepler, virüsleri canlılar sınıfına dahil edemememize yol açsa da, onların canlılarla bazı ortak özellikler taşıması durumu meseleyi daha karmaşık hale getiriyor. Bunlardan en temeli, virüslerin de tıpkı diğer canlılar gibi genetik materyale sahip olmalarıdır. Bazıları DNA, bazıları ise RNA içerir; ayrıca bazı virüsler hem DNA hem de RNA içerebilirler. Bir diğer önemli özellik ise, virüsler kendi başlarına üreyemeseler de, genetik materyallerini kopyalayıp bir araya getirmek için konak hücrelerinin hücresel ekipmanlarını kullanarak sayıca artabilmeleridir.
Virüsler, diğer canlılar gibi adaptasyon ve uyum yeteneğine sahiptir. Aynı zamanda doğal seleksiyon, rekombinasyon ve mutasyon gibi mekanizmalarla evrimleşebilirler. Aynı hücreyi aynı anda enfekte eden iki virüs, genetik materyallerini birbirleriyle değiştirerek yeni suşlar (alt türler) oluşturabilirler. Bu olaya rekombinasyon denir. Örneğin, Influenza A H1N1 virüsü; insan, domuz ve kuş gribi virüslerinin genetik materyalinin karışmasıyla oluştu. İnsanlara bulaşmayan kuş ve domuz virüslerinden gelen genetik materyaller H1N1 virüsüne eklenerek yeni bir suş oluşturdu. Sonuç olarak bu virüs, 2009 yılında insanlar arasında hızla yayıldı ve bir pandemiye sebep oldu.
Virüsün DNA veya RNA’sının kopyalanması sırasında bir hata meydana geldiğinde, virüs mutasyona uğrar ve bu da farklı genetik özelliklere sahip yeni bir virüsün ortaya çıkmasına neden olur. Bazı virüsler, özellikle de RNA içerenler, kolaylıkla mutasyona uğrayabilir. İnsanları en çok zorlayan da hep bu virüsler olmuştur. Örneğin, HIV (İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü), Koronavirüsler, Hepatit C (HCV) oldukça sık mutasyona uğrarlar. Bir diğer örnek ise grip (influenza) virüsüdür. Grip virüsünün hızlı mutasyon geçirmesi, her yıl farklı suşların ortaya çıkmasına yol açar, bu durum da her sene yeni bir grip aşısının geliştirilmesinin nedenini açıklar.
Sonuç olarak virüslere canlı denemeyeceği konusunda bilim insanları hemen hemen hemfikir durumda. Ancak tam da bahsettiğimiz bazı özelliklerinden dolayı virüsleri “cansız” sınıfına da koyamıyoruz. Bu yüzden virüslerin keşfedildiği tarihten bu yana cevaplanamayan bu soruya verilecek en mantıklı cevap, virüslerin canlı ile cansız arasında bir ara form olarak kabul edileceğidir.
İlk Virüs Nasıl Oluştu?
Peki ama hem canlı olmayan hem de hücreleri rehin alıp, canlıların ölümüne dahi sebep olabilen bu virüsler nasıl oluştu? İşte bilim insanlarının bu konudaki 3 teorisi:
Birinci teori (Escape Theory), virüsleri kodlayan genlerin başlangıçta bakteriler gibi tek hücrelilerden gelmiş olabileceğini öne sürüyor. DNA’nın küçük bölümleri bir hücrenin genomundan kaçmış ve sonunda bir protein kılıfı kazanarak virüs formunu oluşturmuş olabilir.
İkinci teori ise, virüslerin de eskiden birer hücre olduğu ancak parazitizm ve uzun nesiller sonunda genlerinin çoğuna ihtiyaç duyulmayarak yitirildiğini ileri sürmektedir. Bu teori, “Mimivirus” adı verilen virüsün keşfine dayanıyor. Bu virüsler, 750 nanometre çaplarıyla diğer virüslere oranla oldukça devasa boyutlardadır. Mimivirüsler aynı zamanda normalde sahip olmaları gerekenden fazla gene sahipler. Üstelik bu genlerden bazıları protein yapımında kullanılıyor ki yukarıda da bahsettiğimiz gibi, virüsler kendi proteinlerini üretemezler. İşte bu olağandışı tür, virüslerin de bir zamanlar tek hücreli bir canlı olduğu ve zamanla parazitik özellikler kazanarak günümüzdeki canlı-cansız arasındaki formunun oluştuğunu düşündürüyor.

Görsel Kaynağı: Wikipedia
Yukarıda bahsettiğimiz teorilerin ikisi de hücrelerin virüslerden önce var olduğunu varsayar. Peki ya ilk, virüsler var olduysa? Üçüncü teoriye (Virus-first model) göre, virüsler hücresel yaşam formlarından çok daha basit yapılar olduğundan, virüslerin ilk yaşam formlarından biri olduğu ve diğer gelişmiş hücresel yapıların virüslerin evrimleşmesiyle ortaya çıktığı savunulmaktadır.
Virüsler Sadece Hasta Etmiyor!
Yaklaşık iki yüz çeşit virüsün bizi enfekte ettiği, hasta ettiği veya öldürdüğü bilinse de yapılan çalışmalarla birlikte bazı virüslerin insan sağlığı için yararlı olduğu keşfedilmiştir. Bunun önemli bir örneği, genlerimizde keşfettiğimiz, atalarımızdan bize aktarılmış virüs kalıntıları olan HERV’lerdir (insan endojen retrovirüsleri). Bu virüsler, özellikle plasenta gelişimi gibi kritik biyolojik süreçlerde önemli bir rol oynar. Örneğin, HERV-W virüsünün ürettiği zarf proteini, plasentanın oluşabilmesi için büyük bir önem taşır, bu da bu virüslerin evrimsel olarak insanlık için ne kadar önemli role sahip olduğunu gösterir. Ayrıca, bazı virüsler, bakteriyel patojenlere karşı savunmamızı güçlendirebilir. Örneğin, gama-herpes virüsü listerioz gibi tehlikeli bakteriyel enfeksiyonlara karşı bağışıklık sistemimizi destekler. Hepatit G virüsü ise, HIV’in yayılmasını yavaşlatarak, virüsün zararlı etkilerini azaltabilir.
Hala keşfetmediğimiz bir çok türüyle, zararlarıyla ve yararlarıyla ve hala tartışmalı geçmişleriyle hiç kuşkusuz evrende önemli bir role sahipler virüsler. Kim bilir, belki de bir gün uyandığımızda, kafamızdaki bütün sorulara yanıt almış ve virüslerin doğadaki yerini tam anlamış olacağız. Ama şimdilik, bilinmeyenin ve gizemin büyüsüyle, virüsler hem bir tehdit hem de bir gizem olarak hayatımızdaki varlıklarını sürdürmeye devam ediyor.
Kaynakça ve İleri Okuma
Dutchen, B. S. (2023, May 16). The Good that Viruses Do. Harvard Medicine Magazine. https://magazine.hms.harvard.edu/articles/good-viruses-do#:~:text=Viruses%20also%20keep%20us%20alive,disease%20and%20develop%20new%20drugs.
Khan Academy. (n.d.-a). https://www.khanacademy.org/test-prep/mcat/cells/viruses/a/are-viruses-dead-or-alive
Khan Academy. (n.d.-b). https://www.khanacademy.org/test-prep/mcat/cells/viruses/a/evolution-of-viruses
Medical Discovery News, David Niesel [dniesel@utmb.edu]. (n.d.). The good side of viruses. Medical Discovery News (Mdnews). https://www.utmb.edu/mdnews/podcast/episode/the-good-side-of-viruses
PBS Eons. (2018, June 12). Where did viruses come from? [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=X31g5TB-MRo
Bize Destek Olmak İster Misiniz?
- Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.
- Daha detaylı bilgi almak için “Bize Destek Olabilirsiniz!” sayfamızı inceleyebilirsiniz!








