Freud’un Çarşamba Topluluğu: Bir Dehanın Etrafında Doğan, Parlayan ve Dağılan Zihinler


“Bir devrim bazen küçük bir odada başlar.”
Bu söz, psikoanalistin dehası Sigmund Freud’un Viyana’daki mütevazı salonunda başlayan Çarşamba Topluluğu için sanki özel olarak söylenmiş gibiydi. Ancak bu salon, yalnızca bir bilimin doğumunu değil, aynı zamanda fikirlerin nasıl çatıştığını, ittifakların nasıl oluştuğunu, ardından nasıl dağıldığını ve bir dehanın çevresinde nasıl fırtınalar koptuğunu da gösterir. Freud’un çevresinde oluşan bu ilk psikanalitik topluluk yalnızca bilimsel bir yeniliğin değil, aynı zamanda entelektüel bir dramanın da merkezidir.
“Topluluk İhtiyacı”
Sigmund Freud 20. yüzyılın en sarsıcı ve dönüştürücü figürlerinden biridir ancak Freud yalnızca bireysel bir dahi değil; aynı zamanda entelektüel bir topluluğun merkezinde duran, çevresinde sistemli bir düşünce hareketi inşa etmiş bir liderdir. Bu hareketin ilk örgütlü hali, 1902’de Viyana’da Freud’un salonunda toplanan küçük ama etkili bir grup olan Çarşamba Psikoloji Topluluğudur. Zamanla bu grup büyür, biçim değiştirir, Viyana Psikanalitik Derneği’ne dönüşür ama Freud’un sansasyonel fikirleri bu yapının dağılmasına yol açacaktır.
Freud’un Viyana Yılları ve İlk Adımlar
Freud’un çocukluğu ve gençliği, yoksulluk ve Yahudi karşıtı toplumsal koşullar içinde geçti. Viyana’nın Leopoldstadt bölgesindeki gettoda (ekonomik ve sosyal açıdan geri kalmış bölgeler) büyüyen Freud, erken yaşta ciddi bir entelektüel çevrenin içine girmişti. Üniversite yıllarında Helmholtz Okulu’nun etkisinde kaldı ve bir süre nöroloji alanında çalıştı. Ancak asıl dönüm noktası, Jean-Martin Charcot ve Josef Breuer ile olan etkileşimleriydi. Bu süreç, Freud’un bilinçdışı ve histeri gibi konulara yönelmesine neden oldu.
Çarşamba Topluluğu’nun Doğuşu
Freud, 1902’de Max Kahane, Rudolf Reitler, Wilhelm Stekel ve Alfred Adler gibi doktorları evinde her Çarşamba akşamı toplantılar için davet etti. Zamanla bu toplantılar daha sistematik hâle geldi ve Freud’un düşüncelerinin laboratuvarı işlevi gördü. Bu toplantılarda “serbest çağrışım”, “rüyaların yorumu” ve “bilinçdışı süreçler” gibi devrimsel fikirler tartışıldı.
Sadger’in gözlemlerine göre bu toplantılar, Freud’un fikirlerinin etkileyiciliği kadar, onun retoriğinin ve liderliğinin de sahnesiydi. Sadger, Freud’un konuşmalarını “büyüleyici” ve “unutulmaz” olarak nitelerken, onun “bir cümleyle herkesi susturabilme” yeteneğine de vurgu yapar.
1902’de Sigmund Freud, zihnin derinliklerine inmeye çalışan kuramlarını dostlarıyla paylaşmak üzere her Çarşamba akşamı birkaç meslektaşını evine davet etmeye başlar. İlk üyeler arasında Wilhelm Stekel, Alfred Adler, Max Kahane ve Rudolf Reitler yer alır. Grubun adı “Psychologische Mittwochsgesellschaft” yani “Çarşamba Psikoloji Topluluğu” olarak anılır.

Bu toplantılar başlarda dostane bir atmosferde geçer; Freud fikirlerini paylaşır, üyeler tartışır, notlar alınır. Ancak zamanla katılım artar, görüşler çeşitlenir ve tartışmalar sertleşmeye başlar.
Freud’un çocukluk cinselliği, bastırılmış dürtüler ve Oidipus kompleksi gibi kuramları bazı üyeler tarafından dönemin bilimsel anlayışıyla uyuşmayan, tartışmalı fikirler olarak değerlendirilmiştir.
Freud’un Yükselişi ve Güç Merkezine Dönüşmesi
Freud’un liderliği sadece bilimsel fikirler üretmekle sınırlı olmamakla birlikte aynı zamanda topluluğun yapısını ve üyeliklerini de yönlendiriyordu. Sadger’in aktardığına göre Freud, kendisine sık sık hayranlık gösterilmesini bekliyor ve bu yapılmadığında mesafeli bir tavır alıyordu.
1910’da kurulan Uluslararası Psikanaliz Birliği (IPA)’nin başına Carl Jung’un getirilmesi, Freud’un teorilerinin uluslararası düzeyde kurumsallaşmaya başladığını gösterir. Ancak bu aynı zamanda Freud’un “merkezî güç” olma arzusunun da görünür hale gelmesiydi.
Gerilimlerin Başlaması: Sadakat mi, Özgürlük mü?
Topluluk büyüdükçe ve farklı uluslardan üyeler eklendikçe, fikir ayrılıkları belirginleşti. Freud’un bilinçdışı, çocukluk cinselliği ve Oedipus kompleksi üzerine ısrarcı tutumu, özellikle Alfred Adler ve Carl Jung gibi isimleri rahatsız etti.
Freud’un liderliği, bazı tanıklıklara göre zamanla katı bir merkeziyetçiliğe evrilmiş ve muhalif fikirlerin kolay kabul görmediği bir yapıya dönüşmüştür. Freud’un eleştirilere karşı tutumu bazı tanıklıklarca “zorlayıcı” veya “otoriter” olarak nitelendirilmiştir.
Sansasyonel Ayrılıklar: Adler ve Jung’un Kopuşu
1911’de Adler, Freud’un teorilerinin fazla cinsel odaklı olduğunu savunarak gruptan ayrıldı ve “Bireysel Psikoloji” okulunu kurdu. Adler’e göre Freud, sınıfsal ve toplumsal etkenleri yeterince dikkate almıyordu. Bu kopuş, Freud’u hem bilimsel hem duygusal olarak sarstı.

1913’te ise Carl Jung ile dramatik bir ayrılık yaşandı. Jung, Freud’un psikanalizi “Yahudi bir bilim” olarak sınırladığını düşünüyor, bilinçdışının kolektif yönlerini vurguluyordu. Jung’un ayrılışı, Freud için “ihanet” gibi algılandı. Sadger’in aktardığına göre, Freud Jung’u önce özel ilgiyle yüceltmiş ancak fikir ayrılıkları ortaya çıkınca onu açıkça küçük düşürmüştür.
Freud’un Emissary’leri: Yayılma ve Bölünme
Freud’un görüşleri kısa sürede Almanya, Fransa, İsviçre, Macaristan ve hatta Amerika’ya kadar ulaştı. Ernest Jones (İngiltere), Sándor Ferenczi (Macaristan), Karl Abraham (Berlin) gibi isimler Freud’un fikirlerini ülkelerinde savundular.
Ancak her coğrafyada farklı yorumlar ve yerel kültürel etkiler Freud’un saf psikanalizine yeni katmanlar ekledi. Bu da fikirsel bölünmelere neden oldu. Örneğin, Ernest Jones, Freud’un en sadık öğrencilerden biri olurken, Jung daha spiritüel bir yöne kaydı.
Freud için bu bölünmeler hem kişisel hem bilimsel olarak sarsıcıydı. En yakın dostlarıyla yolları ayrılmıştı ama psikanaliz artık sadece bir kişinin fikri değil, bir hareketin adıydı.
Freud’un Topluluğa Bakışı: Aşk ve Nefret Arasında
Sadger, Freud’un yeni üyeleri başlangıçta övdüğünü ancak zamanla eleştirel ve zorlayıcı bir tavır sergilediğini belirtir. Freud’un, kuramlarının başka yorumlara açık olmasından endişe duyduğu da bazı kaynaklarda vurgulanır.
Freud’un en derin korkusu, kendi fikirlerinin başka biri tarafından yeniden keşfedilmesiydi. Bu yüzden başka kimsenin yeni bir şey keşfetmesine izin vermemeye çalıştığı aktarılır.
Freud’un Nihai Konumu: Dehanın Yalnızlığı
Freud hayatının ilerleyen dönemlerinde hastalıklarla, savaşlarla ve faşizmin yükselişiyle mücadele ederken, kurduğu psikanalitik yapı kendi yoluna gitmişti. Otoriter tutumu nedeniyle birçok öğrencisiyle bağlarını koparan Freud, bir anlamda fikirlerinin kurbanı olmuştu. Ancak her şeye rağmen, psikanalizin kurucu babası olarak tarihsel yerini korudu.
Bilimsel Yorumlar ve Akademik Değerlendirme
Araştırmacı Elke Mühlleitner ve Johannes Reichmayr’ın 1997 tarihli çalışması, Freud’un Çarşamba Topluluğu’nu sosyolojik bir yapı olarak inceler. Bu çalışmalarda, grubun yapısının “yarı-hiyerarşik” olduğu ve Freud’un fikirlerine muhalefetin doğrudan dışlanmayla sonuçlanabileceği savunulur. Aynı zamanda bu yapı, Thomas Kuhn’un “bilimsel devrimler” kuramıyla da açıklanabilir: Bilimde gerçek devrim, yalnızca yeni bir fikirle değil, o fikri savunan cesur bir grubun direnişiyle başlar. Freud’un topluluğu da tam olarak böyle bir direniş grubuydu.
Freud’un Sansasyonel Düşünceleri
Freud’un temel iddiası şudur: İnsanın davranışlarını bilinçdışı süreçler ve bastırılmış cinsel dürtüler belirler. Bu düşünce, dönemin ahlaki ve bilimsel normlarına büyük bir meydan okumaydı. Freud’a göre nevrozların kökeni, çoğunlukla çocuklukta yaşanan travmalar ve cinsel bastırmalardı.
Bu düşünceler özellikle Alfred Adler ve Carl Gustav Jung gibi isimlerle arasının açılmasına neden oldu. Adler, bireyin sosyal çevresi ve üstünlük dürtüsü üzerine odaklanırken, Jung bilinç dışının kolektif bir doğası olduğunu savundu ve Freud’un cinsellik merkezli yaklaşımını sınırlayıcı buldu.
Bunun sonucunda 1911’de, Alfred Adler ayrıldı ve “Bireysel Psikoloji” okulunu kurdu. 1913’te ise Jung, Freud’dan koparak “Analitik Psikoloji” akımını başlattı.

Bilimin İçinde Bir Sosyal Deney
Psikanaliz yalnızca yeni bir psikolojik kuram değildi, aynı zamanda bir entelektüel topluluk deneyiydi. Freud’un çevresinde gelişen bu topluluk, fikir birliğiyle değil, çatışmayla büyüdü.
İlginçtir ki Freud, Çarşamba Topluluğu’nu hiçbir zaman demokratik bir yapıya dönüştürmedi. Bu da zamanla liderliğinin tartışılmasına neden oldu. 1908’de grup Viyana Psikanalitik Derneği’ne dönüştürüldüğünde üyelik için yazılı başvuru ve seçilme şartları getirildi. Bu durum bazı üyelerin gruptan dışlanma ya da uzaklaşma hislerini tetikledi.
Max Graf, anılarında bu süreci şöyle anlatır:
“Önceden bir dostluk grubu iken, şimdi bir tür ritüelleşmiş disiplinden geçmemiz isteniyor. Artık samimi değil.”
Topluluklar Devrim Yapar, Devrimler Kopuş Getirir
Freud’un Çarşamba Topluluğu, yalnızca bir bilimsel akımın değil, aynı zamanda insan doğası ve entelektüel liderliğin doğası üzerine bir deneydi.
Freud’un sansasyonel fikirleri kadar, bu fikirleri savunma biçimi de çevresindekileri ya dönüştürdü ya da uzaklaştırdı. Çarşamba akşamları Freud’un salonunda başlayan devrim, bir noktada her biri kendi yoluna giden yolların kavşağına dönüştü.
Freud’un Çarşamba Topluluğu, psikoloji tarihinin en etkileyici ve karmaşık entelektüel gruplarından biridir. Ortaya çıkan teoriler, Freud’un liderliğinde şekillense de, bu topluluğun doğasında tartışma, ayrışma ve yeniden doğuş vardır.
Bu yazının amacı Freud’u yalnızca bir fikir babası olarak değil, aynı zamanda bir bilimsel tartışma kültürünün başlatıcısı olarak sunmaktır. Evet, onun fikirleri zaman zaman sansasyoneldi. Ama unutmamak gerekir ki, bilimde gerçek ilerleme çoğu zaman aykırılıkla başlar.
Kaynakça ve İleri Okuma
Cooper-White, P. (2017). “Old and dirty gods”: Religion and Freud’s Wednesday Night Psychological Society—from Habsburg Vienna, to the Holocaust. Journal of Pastoral Theology, 27(1), 3-16. https://doi.org/10.1080/10649867.2017.1361700
Cotti, P. (2005). [Recollecting Freud kitabının incelemesi]. American Imago, 62(4), 493-498. https://doi.org/10.1353/aim.2006.0001
Freud Museum London. (2020, 14 Mayıs). Freud at home: The Wednesday Psychological Society. https://www.freud.org.uk/2020/05/14/freud-at-home-the-wednesday-psychological-society/
Gay, P. (1998). Freud: A life for our time. W. W. Norton & Company.
Graf, M. (1942). Reminiscences of Professor Sigmund Freud. The Psychoanalytic Quarterly, 11(4), 465-476. https://doi.org/10.1080/21674086.1942.11925509
Koska, E. ve Öztornacı, B. (t.y.). Sigmund Freud: Eleştirel bir biyografi denemesi. Madde, Diyalektik ve Toplum, 3(3), 177–184.
Lieberman, E. J. (2005). [Recollecting Freud kitabının incelemesi]. American Journal of Clinical Hypnosis, 48(2–3), 218–220. https://doi.org/10.1080/00029157.2005.10401521
Mühlleitner, E. ve Reichymayr, J. (1997). Viyana’da Freud’un ardından Psikolojik Çarşamba Derneği ve Viyana Psikanalitik Derneği 1902–1938. Uluslararası Psikanaliz Forumu, 6(2), 73–102. https://doi.org/10.1080/08037069708405888
Roazen, P. (1975). Freud and his followers. Alfred A. Knopf.
Sterba, R. F. (1978). Discussions of Sigmund Freud. The Psychoanalytic Quarterly, 47(2), 173-191. https://doi.org/10.1080/21674086.1978.11926836
Wiener Psychoanalytische Vereinigung. (t.y.). Geschichte. https://wpv.at/vereinigung/geschichte





