Ekonomi

John Rawls ve Yumuşatılmış Kapitalizm

🎧 Bu konuyu sohbet eşliğinde öğren · Cehalet Peçesi ve Adil Dünya Deneyi
0:00 / 0:00
Yapay zeka ile seslendirildi.

Hayatınız boyunca, özellikle de üniversitelerde çarpışan iki fikirle mutlaka tanışmışsınızdır: Kapitalizm ve Sosyalizm 

Yazımıza tam bir geçiş yapmadan önce gelin bu iki ideolojiyi daha yakından tanıyalım:

  • Kapitalizm: Kapitalizm, ekonomik sistemde sermayenin özel mülkiyete dayalı olarak kontrol edildiği bir sistemdir. Bu sistemde üretim araçları (fabrikalar, toprak, makineler vb.) genellikle özel kişilere veya şirketlere aittir. Kararlar genellikle piyasa güçlerine ve arz-talep dengesine göre alınır. İçerdiği rekabet nedeniyle de genellikle belli bir grubun zenginleşip diğer grubun fakirleştiği bir sistemdir. Çalışma oranınız ve şansınız eşliğinde başarıya ulaşabilirsiniz ama genelde bir tekerleğin dönüşü gibi altta kalan bir grup yaratır.

  • Sosyalizm: Sosyalizm ise, ekonomik sistemde üretim araçlarının (fabrikalar, toprak, makineler vb.) toplumun kolektif kontrolünde veya devlet tarafından yönetildiği bir sistemdir. Sosyalizm, ekonomik eşitlik, toplumsal refah ve sınıf farklarının azaltılması gibi hedeflerle ortaya çıkar. Kararlar genellikle toplumsal ihtiyaçlar ve planlama doğrultusunda alınır. Burada genelde emek kavramı öne çıkar ve genelinde herkesi aynı standartlara çekme yaklaşımı vardır.

Kapitalizm ve Sosyalizm karsilastirilmasi

Bu iki fikir veya ideoloji birbirleriyle oldum olası büyük bir çelişki içindedir. Birinin gerçekleşmesi için diğerinin bitmesi gerekmektedir. Tabii bu yazıda bu iki ideolojinin tanımını çok kısaca vermeye çabaladık. O nedenle hatırlamak gerekir ki iki kavram da bu tanımlara sığmayacak kadar geniş ve üstüne kitaplar yazılan ve yazılabilecek kavramlardır. Bunun yanında yine hatırlamak gerekir ki hem sosyalizm hem de kapitalizm aslında bu kavramların dışına çıkabilen varyasyonlara sahiptir. Mesela sosyalizm için Marksizm bunun örneğidir. Yine de şimdilik bunları bir kenara bırakalım ve bu iki ideolojiyi yakınlaştırmayı amaçlayan John Rawls’u bir dinleyelim.

John Rawls

John Rawls (1921-2002), 20. yüzyılın en etkili siyaset felsefecilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Rawls, özellikle “Adalet Teorisi” (A Theory of Justice) adlı eseriyle tanınır. Bu kitap, toplumsal ve siyasi düzenin temellerini sorgulayan ve adil bir toplumun nasıl olması gerektiğini ele alan önemli bir eserdir. 

John Rawls onunde acik bir kitapla

Rawls, “Adalet Teorisi”nde, bir toplumun temel ilke ve kurumlarının nasıl belirlenmesi gerektiğini anlamaya yönelik bir çerçeve sunmaya çalışıyordu. Kitap, özellikle “hakların düzgün dağıtımı” üzerine odaklanır ve bir toplumun temel yapılarını belirleyen adalet ilkelerinin neler olabileceği üzerinde derinlemesine düşünür. Rawls, bu adalet ilkesini iki ana ilkeye dayandırır: İlki, “her bireye eşit temel özgürlük hakkı tanıma” ilkesi, diğeri ise “herkesin yararına olacak şekilde toplumsal ve ekonomik eşitliğin sağlanması” ilkesidir.

Kısacası Rawls, oluşan gelir eşitsizliği ve ezilen fakir kesime bir orta yol sunmak istemişti. Peki bunu nasıl yaptı? 

Yumuşatılmış Kapitalizm 

Rawls, toplumun adil bir biçimde nasıl örgütlenmesi gerektiği sorusunu ele alırken, bir tür düşünce deneyi olan “Tutum Tanımazlık İlkesi”ni (The Veil of Ignorance) kullanır. Bu düşünce deneyi, bireylerin doğuştan sahip oldukları avantaj veya dezavantajlardan tamamen habersiz oldukları bir durumu simgeler. Rawls’a göre, bir toplumun adil olup olmadığını değerlendirirken, bu tür bir düşünce deneyi yaparak, tarafsız bir şekilde adaletin ne olması gerektiğini düşünebiliriz. Hadi gelin şimdi bunu hikayeleştirerek pekiştirelim:

Bilincsiz tercih

Varsayalım bir anda uyandınız ve başınızda bir peçe var. Kendinizi görmüyorsunuz ve hatırlamıyorsunuz. Anılarınız yok, ülkeniz yok, tanıdığınız kimse yok. Adeta hafızanız silinmiş. Toplumun güzellik algısını bilmiyorsunuz, hangi toplum onu bile bilmiyorsunuz. Yaşadığınız dönem hakkında fikriniz yok. Rawls soruyor, bu durumda size peçenin ardından birisi seslenip iki yöntem sunsa hangisini seçersiniz? Kapitalizm mi yoksa sosyalizm mi? 

Burada siz güzelliğinizi bilmiyorsunuz. Belki toplumun sizi ötekileştireceği bir fiziğiniz var. Belki ırkçı bir coğrafyada azınlıksınız. Belki tam kapitalist bir evrende işsizsiniz. Belki kadınların dışlandığı bir ülkede kadınsınız. Bunların hiçbirini o peçe kalkmadan bilmiyorsunuz. Bu durumda kendinizi riske atıp hayatınızı rezil etmektense sosyalizmi seçersiniz. Aslında bu anlayışın temelinde bu yatar. Yani Rawls’un buradaki amacı sizi zayıf gruplarla göz göze getirip kapitalizmin aslında bazı gruplara nasıl zarar vereceğini, korku salacağını göstermek.

Halk arasi esitsizlik

Şimdi aklınıza şu gelmiştir değil mi: “E tamam da, Rawls baya baya sosyalist? Hani yumuşatılmış kapitalizm?” Şu ana kadar gözükmedi, haklısınız. Hadi biraz daha dayanın da o kavramla da tanışalım.

Rawls’ın Adalet İlkeleri

Rawls’a göre adalet iki ana ilkeye dayanır:

Eşit Temel Özgürlük İlkesi: Bu ilke, her bireyin diğerleri üzerindeki haklarının sınırlarını belirler. Herkesin eşit temel özgürlük haklarına sahip olduğu kabul edilir. Yani, herkesin ifade, din ve düşünce özgürlüğü gibi temel haklara eşit erişimi olmalıdır.

Insanlarin farkliliklari

Fırsat ve Gelir Eşitliği İlkesi: Bu ilke, toplumsal ve ekonomik eşitliğin sağlanmasını hedefler. Rawls’a göre, bir toplumda fırsat eşitliği ve gelir eşitliği olmadığı sürece, adaletten bahsetmek mümkün değildir. Ancak bu eşitlik, herkesin aynı miktarda kaynaklara veya gelire sahip olması anlamına gelmez. Rawls, dezavantajlı olanların durumunu iyileştirmek için, ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin kabul edilebilir olduğunu savunur, ancak bu eşitsizliklerin herkesin yararına olması gerektiğini belirtir.

Haksiz pay

Yani kısacası, Rawls herkesin aynı gelire sahip olmasını önermez. O sadece kapitalizmin sonsuz oluşunun yarattığı adaletsizliği kaldırmayı amaçlıyor. Bunu da dezavantajlı durumdaki grupların şartlarını iyileştirerek yapmak istiyor. Bunun için de zengine ağır vergiler koyarak yine onu zengin tutacak ama belki 5 kuşak sonraki akrabasını da zengin yapmak yerine 2 kuşak sonraki akrabasını zengin yapacak bir hale getiriyor ve böylece 10 kuşak boyu fakir olacak bir aileyi geçimini sağlayabilecek bir hale getirmek istiyor. Yani verginin tamamen devlete akmasındansa dezavantajlılara da paranın ulaşmasını amaçlıyor. Elbette Rawls’un fikirleri hümanizmi gerçekten el üstünde tutsa da her kapitalist tarafından onay göremedi. Sonuçta Rawls 10 dilimlik pastanın 9’unu alıp 1’ini fakirlere veren zengin kesimden 2-3 dilim daha vermesini istiyor. Bu da verme işlemini gerçekleştirecek olan zenginlerin işine gelmiyor. En nihayetinde Rawls, az önce tanıttığım iki ilkenin, bir toplumun adaletinin temelini oluşturduğunu ve bu ilkelere uygun bir toplumun, farklı bireylerin çeşitli ihtiyaçlarını ve özgürlüklerini dengede tutan bir dengeye sahip olacağını savunur. Siz ne dersiniz? Kapitalizm ve sosyalizmdense Rawls’un önerisi daha mantıklı mı? 

Kaynakça ve İleri Okuma

Britannica money. (2024a, May 28). https://www.britannica.com/money/capitalism

Britannica money. (2024b, June 26). https://www.britannica.com/money/socialism

John Rawls (Stanford Encyclopedia of Philosophy). (2021, April 12). https://plato.stanford.edu/entries/rawls/

Original position (Stanford Encyclopedia of Philosophy). (2023, October 24). https://plato.stanford.edu/entries/original-position/

Rawls, John | Internet Encyclopedia of Philosophy. (n.d.). https://iep.utm.edu/rawls/

Bize Destek Olmak İster Misiniz?

  • Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.

Bağış Yapmak İstiyorum!

Tufan Özdemir

Herkese merhaba! Ben Tufan Özdemir. ODTÜ Felsefe bölümü mezunuyum. Çocukluğumdan bu yana felsefe, tarih ve psikoloji alanlarına ilgi duyarım. Doğa Filozofu bünyesinde bu ilgimi sizlerle paylaşmaktan çok keyif alıyorum! Doğa Filozofu bünyesinde Danışman Yazar ve İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak zevkle görev alıyorum!
Başa dön tuşu