Mutsuzluk Filozofu: Schopenhauer


Felsefede birçok ünlü filozof savunduğu düşünceyle özdeşleşmiştir. Örneğin, Kant ve Ödev Ahlakı kavramı, her ne kadar yanlış anlaşıldıysa da özdeşleştirilmiştir. Yine idealar dünyası dediğimizde Platon aklımıza gelir. İşte aynen bu şekilde sıklıkla karşılaştığımız bir kavram ve his olan mutsuzluk da felsefedeki karşılığı olan Schopenhauer ile eşleştirilir. Peki Schopenhauer gerçekten çok mutsuz biri midir ya da anlatısı gerçekten bizi mutsuzluğa mı iter? Bu yazı boyunca bunu ve genel olarak Schopenhauer’i anlamaya çalışacağız.
Kısa Bir Biyografi
Arthur Schopenhauer, 22 Şubat 1788’de Danzig şehrinde yani bugünkü sınırlarında Polonya’da varlıklı bir tüccar ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Heinrich Floris Schopenhauer, başarılı bir tüccardı ve oğlunun da ticaretle uğraşmasını istiyordu. Annesi Johanna Schopenhauer ise bir yazar ve entelektüel bir elitti. Schopenhauer’ın babası ona geniş bir eğitim sağladı; Avrupa’nın çeşitli şehirlerine yapılan seyahatler, onun dil becerilerini ve kültürel bilgilerini geliştirdi. Schopenhauer anlatılana göre bu dönemlerden beri pek mutlu bir insan değildi. Anlatılanlara göre son derece pesimist ve geçimsiz bir çocuktu.
1793 yılında, 5 yaşına geldiğinde Schopenhauer ailesi Hamburg’a taşındı. Babasının 1805’ teki ani ölümünden sonra (ki bazı kaynaklar onun intihar ettiğini öne sürer) Schopenhauer, annesinin isteği üzerine Jena Üniversitesinde tıp ve bilim okumaya başladı. Ancak, bu alanlarda mutlu olmadı (ki zannederiz bu genel yaklaşımıydı) ve felsefeye yönelmeye karar verdi. 1809’da Berlin Üniversitesine geçerek burada Johann Gottlieb Fichte ve Friedrich Schleiermacher gibi tanınmış filozofların derslerine katıldı.
Schopenhauer, üniversite yıllarında özellikle Immanuel Kant’ın eserlerinden ve Platon’un düşüncelerinden büyük ölçüde etkilendi. Bu dönemde ayrıca Hindistan felsefesi ve Budizm gibi doğu düşünce sistemlerine ilgi duymaya başladı. Birazdan bu Doğu düşünce sistemini nerede kullandığını göreceğiz.
Schopenhauer, felsefi kariyerine devam ederken, 1819’da en önemli eseri olan “Die Welt als Wille und Vorstellung” (İstenç ve Tasarım Olarak Dünya) yayımlandı. Ancak bu eser, başlangıçta pek ilgi görmedi ve Schopenhauer hayal kırıklığına uğradı. Kitabının başarısızlığı, onun dünya karşısındaki karamsar bakışını daha da pekiştirdi. Peki bu kitap ne anlatıyordu?
İstenç ve Tasarım Olarak Dünya
Öncelikle Schopenhauer, tıpkı okurken etkilendiği Kant ve Spinoza gibi gerçekliğin peşine düşmüştü ancak onun amacı Spinoza ve Kant’tan farklı olarak biraz daha yaşamı daha anlaşılır ve yaşanır kılmaktı. Kendisi toplum içerisinde mutlu olmadığı için ve bu mutsuzluğun genel insan yaşamına dahil olduğunu düşündüğü için toplumu mutsuzluktan arındırmak istedi. Peki istenç nedir? Tasarım nedir?
Bu kavramlar Schopenhauer için Kant’ın numen ve fenomen kavramlarının biraz farklılaştırılmış hali gibidir. Bu kavramların özüne bu yazıda inmeyeceğiz ancak genel olarak Kant’ın bu konuya yaklaşımını kısaca belirteceğiz ki Schopenhauer’un neyi yorumladığını daha yakından görelim:
Kant, bir şeyin veya maddenin özünü bilmemizin imkansız olduğunu söyler ancak o şeyin bizim algımızla bir şeye dönüştüğünü söyler. Yine de o şeyin özü vardır,sadece o özü bilemeyiz. Örneğin, Kant’a göre biz kitabı kendi algımızdan geçirip anlıyoruz. Bizim için anlama sahip oluyor ama bizim algımızı tamamen işin içinden çıkarırsak o kitabın ne olduğunu veya özünü tam olarak açıklayamayız. Elbette kitap hala var olur ancak bu varlığı artık anlaşılır değildir der Kant. Bu nedenle de özü açıklama çabasını anlamlı bulmaz. İşte numen bu noktada kitabın bizden bağımsız var oluşuyken, fenomen ise bizim zihnimizdeki yansımasıdır. Schopenhauer ise o özü merak eder ve Kant’ın aksine kitabın bizden bağımsız varlığını da aydınlatabiliriz der. Kant için iki farklı şey olan numen ve fenomeni de varlığın altındaki iki sebep gibi görür. Bir diğer deyişle numen ve fenomen iki farklı şey değil de tek bir üst başlığın iki kolonudur. İşte bunların adı fenomen için tasarım, numen için istenç oluyor.
Şimdi gelin bu istenç ve tasarımı bir kez daha açıklayalım:
Schopenhauer’ın en temel felsefi iddialarından biri, dünyanın iki farklı şekilde anlaşılabileceğidir (Bu az önceki paragrafta açıkladığımız kısmın özet cümlesidir.). Bunlardan ilki İstenç (Will) ve diğeri Tasarımdır (Vorstellung). İstenç, evrenin temel gerçekliği olarak tanımlanırken, Tasarım, bu gerçekliğin bireyin zihninde temsil edilen biçimidir. Yani, dünya bir yandan irrasyonel bir istenç tarafından yönetilirken, diğer yandan bizim algımızda bir temsil olarak var olur. Şimdi burada tasarım hepimizin anladığı algıya isabet eder ama peki istenç? O biraz daha tuhaf değil mi? Şimdi biraz daha tuhaf olacak. O nedenle eğer yukarıdaki tanımla bunu bırakmak isterseniz bir sonraki paragrafı okumadan “Mutsuzluğun Nedeni” paragrafına geçmenizi öneririz.
Schopenhauer için isteme veya istenç bir şeyin var olmasını sağlayan şeydir. Bir noktada varlığın özünün var olmayı istemesi gibi bir durumdur. Bu ifade son derece fizik ötesi metafizik bir durumdur ancak burada Schopenhauer’in kast ettiği şey bilinçli bir isteme değildir. Taş, bile isteye var olmayı dilemez. Kör bir isteme vardır burada, bir akıl yoktur. Bu tamamen metafizik olarak gerçekleşen ve ortadan kalkamayacak bir şeydir. Yani aslında bu cümleyi anlayabilmek adına; tam olarak doğru ifadesi bu olmasa da bir maddenin amacı bir nevi var olmaktır gibi düşünebiliriz. Dünya da tam olarak bu istenç ve tasarımın sonucudur.
Schopenhauer, bu ilişkiyi açıklarken insan deneyimini örnek olarak kullanır. İnsan, hem bedensel hem de zihinsel varlığa sahiptir. Beden, istencin bir dışavurumu iken zihin bu bedeni tasarım olarak algılar. Bu ikilik, Schopenhauer’ın tüm varoluşu anlama çabasının merkezinde yer alır. Ona göre, insanın kendi varoluşunu deneyimlemesi, istencin sürekli bir itici güç olarak hareket etmesi ve zihnin bunu temsil etmesiyle olur.
Bu kısım zor gelebilir zira Schopenhauer herkesin anladığından farklı olarak sadece mutsuzluk diye bağıran birisi değildir. Aynı zamanda son derece ağır bir metafiziği de felsefesine yedirmiştir. Peki bu zor kısmı özetlersek ne diyebiliriz?
Her var olan şey istencin ve tasarımın bir ürünüdür. İstenç burada şeylerin (maddelerin) var olma nedenidir. Bu Schopenhauer için elbette Tanrı değildir zira kendisi ateisttir. Onun için istenç, tüm maddeleri var eden bir şeydir. Canlılardaki hayatta kalma dürtüsü gibi düşünebilirsiniz. Mantık dahilinde işleyen ve akılla çalışan bir isteme burada yoktur yani. Şimdi mutsuzluğun nerede devreye girdiğini inceleyebiliriz.
Mutsuzluğun Nedeni
Bu bölümde, Schopenhauer hakkında yazılıp çizilen “Mutsuzluk” algısını biraz daha farklı bir yerden ele alacağız ve farkı yorumlamayı sizlere bırakacağız.
Schopenhauer, az önce açıkladığımız istencin akıl dışıve irrasyonel bir şekilde olayların yaşanmasını sağladığını söyler. Çevremizde olan şeyler bizim kontrolümüz dışında ve her zaman akılla anlaşılamayacak şekilde gerçekleşir. Halbuki bizim algılarımız ve düşüncelerimiz yani “tasarım” akılcıdır. Biz akılcı hareket eder ve mantık dahilinde beklentilere gireriz. Schopenhauer buna bağlı olarak bizlerin tam olarak özgür iradeye sahip olmadığımızı ve burada yanılsama yaşadığımızı söyler. Bir diğer deyişle biz istediğimizi yapabildiğimizi sanarız ancak bu bir yanılsamadır. Sadece nedensellik içinde hayatımız devam eder. Schopenhauer’in bunu özetleyen güzel bir sözü şu şekildedir:
“İnsan istediğini yapabilir ama neyi isteyeceğini seçemez.”
Yani burada bizim neyi istediğimiz veya başımıza gelebilecek şeyler istenç tarafından akıl dışı şekilde gerçekleşir. Bu nedenle de özgür irade aslında sandığımız gibi işlemez. İlginç değil mi? Ne yapacağımızı seçebiliyoruz yani aklımız var ancak bu seçimler çoğu zaman üzüntü getiriyor. Schopenhauer, zaten bir yanılsama yaşadığımız için ve bunun nedeninin tasarımın kaynağı olan akıl olmasından dolayı, aklın bizi geri çektiğini söyler. Yani şimdi diğer filozofların söylediğinin tam aksine, akıl gerçekle aramızdaki bariyer oldu çünkü kontrol hissi ve aklın neden olduğu istekler bizi gerçekleri görmekten alıkoyuyor. Schopenhauer, isteme durumunu veya maddeyi de kontrol edemediğimiz için de bu dünya kötüdür der. Hatta öyle kötüdür ki son derece büyük bir zıtlığın içerisine hapsedilmişizdir ve biz sadece bu dünyada savrulur hale gelmişizdir. Tam olarak bu nedenle de kaçınılmaz bir mutsuzluk bu dünyayı sarmıştır. Peki mutsuzluktan kurtulabilir miyiz?
Tam olarak değil. Sonuçta Schopenhauer için bu dünya var olabilecek dünyaların en kötüsüdür. Özünde tezatlık ve düzensizlik hakimdir. Yine de en azından daha az mutsuz olabiliriz.
Ona göre isteklerimiz bizi mutsuzluğa iten şeylerdir. Schopenhauer isteme durumunun tamamen anlamsız bir şey olduğunu söyler ve bu nedenle isteme durumunu azaltmalıyız yoksa beklenti oluşur ve hayat bizim kontrolümüzde olmadığı için onu alamayız ve mutsuz oluruz. Örneğin, zengin olmayı dilersek, bu muhtemelen olmayacağı için zenginliği hedef bellediğimizde hayal kırıklığı yaşarız ancak hiçbir beklentimiz olmazsa dünyanın anlamsız ve rastgele düzeni önümüze zenginliği düşürdüğünde mutlu olabiliriz. Tabii Schopenhauer’a göre bu mutluluk da kısa süreli bir tatmindir. Yine de isteme durumunu azaltmak bizi mutsuzluğa karşı biraz daha korur. İşte bu kısım yazının başında belirttiğim ve Schopenhauer’in benimsediği Doğu Asya öğretisidir.
Onunla ilgili duyduğunuz bir diğer şey de kadınlardan nefret etmesidir. Peki bu neden? Aslında az önceki paragraftan bağımsız değildir bunun cevabı. Cinsellik ve aşk bizde istek yaratır. İstek yarattığı için bunu acı izler. Bu şekilde cinsellik ve aşk da ciddi acı çektirdiği için Schopenhauer kadınlardan uzaklaşır ve onları lanetler.
İşte tüm bunlar onun genel anlayışının kaba bir özetidir. Unutmayalım ki Schopenhauer tüm bunların yanında sanat ve siyasete dair de son derece önemli işlere imza atmıştır. Yine de ona tüm ününü kazandıran görüşleri bu evren açıklaması ve buna bağlı geliştirdiği bir nevi varoluşçuluk örneğidir. Dileriz sizler için bu yazı anlaşılır ve katkılı olmuştur.
Peki siz onun bu düşüncelerine katılıyor musunuz? Gerçekten mutluluğun yolu isteklerden uzaklaşmak mıdır? Son derece mutsuz ve geçimsiz yapısına bakarsak Schopenhauer bu öğretisini pek uygulayamamış diyebiliriz. Dileriz siz mutluluğu yakalarsınız!
Kaynakça ve İleri Okuma
Arthur Schopenhauer (Stanford Encyclopedia of Philosophy). (2021, September 9). https://plato.stanford.edu/entries/schopenhauer/
Hübscher, A. (2024, November 22). Arthur Schopenhauer | German philosopher, pessimist &
The World as Will and Idea | work by Schopenhauer | Britannica. (n.d.). Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/topic/The-World-as-Will-and-Idea
Writer. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/Arthur-Schopenhauer
Bize Destek Olmak İster Misiniz?
- Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.
- Daha detaylı bilgi almak için “Bize Destek Olabilirsiniz!” sayfamızı inceleyebilirsiniz!










