Bilmek Değil Alışmak: David Hume


Yine bir felsefe yazısıyla karşınızdayız! Artık epey bir felsefe yazısı okudunuz sayın düzenli okurlar. Felsefe hakkında çok şey öğrendik değil mi? Bilgi haznemize epey bir şey koyabildik. Zaten birçok şeyi bilen sizler şimdi daha da fazla şey biliyorsunuz. Bilmek demişken sahi…
Biz birçok şeyi biliriz öyle değil mi? Güneşin doğudan doğacağını, uyuduğumuz yatakta uyanacağımızı, cam bardağı düşürdüğümüzde kırılacağını veya bu yazının çok üzücü de olsa biteceğini. Tüm bunlar bizim çaba sarf etmeden bildiğimiz ve sorgulamadığımız bilgilerdir. Bu yazımızda, bize eşlik edecek olan filozofumuz David Hume dikkatini bu bilgilere çevirecek. O, tıpkı Kant yazımızdan da hatırlayacağınız gibi bilginin kaynağını ve özünü merak etmiş bir filozoftu.

İzlenim ve Fikirler
Hume, 18. yüzyılın en büyük filozoflarından birisidir. O dönemki Alman ekolünün bir parçası olarak bilginin özü ve kaynağı; bir İskoç olan Hume’un da ilgisini çekmişti. Tıpkı Kant gibi o da bilgiyi nasıl edindiğimizi merak etmişti. Hume için bunun cevabı belliydi: Deneyimler.
Hume, bir empiristti yani bilginin deneyimlerden geldiğini düşünüyordu. Dolayısıyla bilginin aslında duyusal algılarımıza dayandığını söylüyordu. Hume için bu bilgi edinme şekli iki şekilde olur: İzlenimler ve Fikirler.
Hume’un izlenimden anladığı, doğrudan beş duyu organımıza dayanan deneyimlerdir. Tat alma, işitme, duyma, görme gibi duyularla ediniriz bu deneyimleri. Sıcak sobaya dokunmamız, tiz bir sesi duymamız gibi duyularımızla bilgi ediniriz. Örneğin, sıcak bir sobaya dokundunuz ve eliniz yandı. İstemsiz bir şekilde sıcak sobaya dokunmanın tehlikeli olacağını öğrenmiş olursunuz.
Fikirler ise, izlenimlerimizle edindiğimiz deneyimlerin zihnimizde kalan daha zayıf, soyut ve hayal etmek ile pekişen bir versiyondur. Mesela şimdi size sıcak bir sobayı düşünün desem bazılarınız birazcık sıcaklığı bile hissedebilir. İşte bu da izlenimin fikire dönüşmesiyle olur.
Kısacası Hume, eğer bir fikirden bahsediyorsak, onun mutlaka bir izlenime dayanması gerektiğini savunur. Bu nedenle, soyut ya da deneyimle doğrulanamayan kavramları anlamsız bulur.
Nedensellik
Hume, bu iki altyapının bizim bilgi edinmemizi sağladığını savunur ama hikaye bu kadarla bitmez elbette. Bu noktada onun için devreye nedensellik girer. Nedensellik dediğimiz şey bizim Türkçe paragraf sorularından da bileceğimiz neden-sonuç ilişkisidir aslında. Bir olay, zorunlu olarak bir diğer olayı doğuruyorsa işte o iki olay arasında neden sonuç ilişkisi olduğunu gösterir.
Örneğin, eğer bir bilardo topuna vurursak ve o diğer bir topa vurarak onun hareket etmesini sağlarsa burada bir neden sonuç ilişkisi vardır. Ya da… Öyle midir acaba? Hume için bu tam olarak doğru değildir. Burada olan tek şey, olayların arka arkaya gelişmesidir. Zorunlu bir bağlantı olmayabilir. Hume’a göre, aslında bizim nedensellik dediğimiz şey bir zorunluluk değil, hep öyle olagelmiş olayları alışkanlık haline getirmemizdir. Örneğin biz, gece yatağa yattığımızda eğer uyurken kimse bize dokunmazsa sabah da orada olacağımızı varsayarız. Güneşin doğudan doğacağını, batıdan batacağını söyleriz. Hume, böyle düşünmemizin tek sebebinin şimdiye kadar hep öyle olması olduğunu savunur. Sonuçta biz, güneşin doğudan doğacağını aslında gerçekten bilemeyiz. Milyonlarca yıldır bu hep böyle olmuştur, doğru! Ama bu yarın da böyle olacağı anlamına gelmeyecektir. Varsayalım ki siz, 2 katlı bir evde yaşıyorsunuzve her sabah kahvenizi alıp cam kenarına oturuyorsunuz. Her sabah, tam 08.32’de şapkalı ve paltolu bir adam hızlı adımlarla evinizin önünden geçip otobüse yetişiyor. Bu her sabah, hafta içi veya haftasonu fark etmeksizindevam ediyor. Son 5 yıldır bu bir kez bile şaşmadı. Adamın burnu da aksa, bazen adımları daha da yavaş olsa her zaman oradan geçiyor. Peki bu, bir sonraki gün de geçeceğini garanti eder mi? Hayır. Bu sadece ihtimalleri kafamızda güçlendirir. İşte Hume’un bilgi edinme şeklimize bakış açısı budur.
İlişkiler Bilgisi ve Olgular Bilgisi
“Ya tamam da Hume’un bu dediklerine bakarak biz hiçbir şey bilemeyiz gibi görünüyor. Bunu mu diyor bu adam?” diyebilirsiniz. Kısmen böyle diyor evet ama tamamen de bilgiden mahrum olacağımızı söylemiyor. Hume, bilgiyi iki kategoriye ayırır: İlişkiler bilgisi ve Olgular bilgisi.
Yazının önceki kısımlarında anlattığımız bilgiler olgular bilgisine dahil bilgilerdir. Deneyime dayanır. Örneğin, “Yağmur yağıyor. Dolayısıyla arabalar kayacaktır.” dediğimizde biz iki olay arasında doğrudan bir ilişki olduğunu söyleriz ama bu bilgiyi kesin kılan bir şey olmayabilir. Absürt tınladığının farkındayız ama Hume’un anlatısı aslında örnekler bazında doğru görünmese de ana düşüncesi bizim bilgi edinme şeklimizin bilgiyi gerçekten getirmediğidir.
İlişkiler bilgisi ise, matematiksel ve mantıksal gerçekleri içine alır. Bu tür bilgilerde deneyimin yeri yoktur. Üçgenin iç açılarının 180 derece olması gibi genel geçer bilgiler bizden bağımsızdır.
Skeptisizm
Hume, özellikle olgular bilgisi dediği bilgilerin zorunlu olarak doğru olmadığını söylüyordu. Kapı çaldığında arkasında birinin olması, güneşin yine doğudan doğacağı, yarın kolumuzun kontrolünün yine bizde olacağı gibi bilgiler aslında bilgi değil, alışkanlıktır. Bu da Hume’u en azından teorik olarak bu bilgilere şüpheci bir şekilde bakmaya itmişti.

Descartes ile başlayan şüphecilik, Hume’da da mevcuttu. Hume, yaklaşım olarak Descartes kadar coşkulu bir savunma halinde değildi. O yalnızca bizim %100 doğru olan bilgiye en azından “olgular bilgisi” kapsamına giren durumlarda ulaşamayacağımızı söylüyordu. %90 ve üstü hatta %99 gibi neredeyse tamamen doğru olabilecek yargılara varabilsek bile bu %100 olmadıkça gerçekten bilgi olamayacaktır. O nedenle Hume, nedensellik bağı da zorunlu olmadığı için bu konuda şüpheci kalmıştır.
Eleştiriler
Hume, her ne kadar ilişkiler bilgisinde matematiksel bilgilerin kesin olduğunu söylese de onun anlatısı hala bazı bilimlerin de kesin olmadığını söyler. Özellikle kimya ve biyoloji gibi nedenselliğin kritik olduğu bilimlerin de kesin olmadığını iddia etmiş olur. Bu da, bilgiye sıkı sıkı sarılan ve kesinlik isteyen Kant’ı çok rahatsız etmişti. Kant’a göre nedensellik gibi kavramlar, doğrudan deneyimden değil, insan zihninin yapısından gelir. Bir başka deyişle nedensellik, zihnin dünyayı anlamlandırmak için kullandığı bir kategoridir ve deneyim öncesinde (a priori) mevcuttur. Kısacası, alışkanlık söz konusu değildir.
Bir diğer eleştiri biraz daha karmaşık bir eleştiridir. Hume’un septik olmasına yönelik bir eleştiri de form olarak şu şekildedir. Eğer insan zihni kesin bilgiye ulaşamıyorsa, Hume’un bu iddiası da kesin bilgi olamaz. Yani, Hume’un skeptisizmi kendisine de uygulanabilir ve bu, onun görüşlerini zayıflatır. Bu eleştiri, özellikle Hume’un gelecekteki olaylara dair kesin bilgi olmadığını söylemesi üzerinden yapılmıştır. Bir diğer deyişle, Hume’un tüm anlatısı da yanlış olabilir ve kendi içinde paradoks haline gelebilir.
Son eleştirimiz de Popper’dan gelsin o halde. Karl Popper, bilim felsefesi için kritik isimlerden birisidir. Dolayısıyla özellikle Hume’un bilimsel bilgi kısmına giren açıklamalarından rahatsız olmuştur. Popper, Hume’un nedensellik ve tümevarım eleştirisine katılmış ancak çözüm olarak “yanlışlamacı bilim” anlayışını geliştirmiştir. Yani Popper, Hume’un dediklerine katılsa da doğrulama yerine yanlışlama üstünden gidilebileceğini söylemiştir. Hume, tümevarımın (geçmiş deneyimlerden gelecekle ilgili sonuç çıkarma) rasyonel bir temele dayanmadığını söylerken, Popper, bilimsel bilgiyi kesin doğrulama yerine yanlışlanabilirlik üzerinden anlamlandırmayı önermişti. Bu da Hume’un tümevarım ve tümdengelim konusundaki yargılarını tam doğru kılmayacaktır.
Bir diğer filozofumuzu daha tanımış olduk. Peki siz ne dersiniz? Sizce de bilgilerimiz alışkanlıktan mı geliyor? Yoksa bu bilgileri kesin kılan temeller var mıdır? Her zamanki gibi bu soruya verilecek hemen hemen her cevap felsefe için kabul edilebilir olacaktır.
Kaynakça ve İleri Okuma
David Hume (Stanford Encyclopedia of Philosophy). (2023, November 1). https://plato.stanford.edu/entries/hume/
Hume, David | Internet Encyclopedia of Philosophy. (n.d.). https://iep.utm.edu/hume/
Stroll, Avrum, Martinich, & A.P. (1998, July 20). Epistemology | Definition, History, Types, Examples, Philosophers, & Facts. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/topic/epistemology/David-Hume
Wireless Philosophy. (2014, November 21). PHILOSOPHY – Epistemology: Hume’s Skepticism and Induction, Part 1 [HD] [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=-QpUrSn3cWU
Bize Destek Olmak İster Misiniz?
- Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.
- Daha detaylı bilgi almak için “Bize Destek Olabilirsiniz!” sayfamızı inceleyebilirsiniz!









