Edebiyatın Cesur Kadınları: Brontë Kardeşler


Kadınların cinsiyetlerini gizlemeden yazılarını paylaşamadığı bir dönemde kadın yazar olmak, kulağa oldukça zor ama bir o kadar da cesur geliyor, değil mi? Bu denli ataerkil bir düzene meydan okuyan Charlotte, Emily ve Anne’in hikâyesini sizlere anlatmak istiyoruz. Alkolik bir ağabeyin gölgesinde, ölümler ve acılara rağmen İngiliz Edebiyatı denilince akla gelen ilk isimler Brontë kız kardeşlerdir. Gelin, bu ilham verici yazarların trajik hayatlarını ve eserlerindeki yansımalarını birlikte keşfedelim.
Charlotte Brontë
Rahip Patrick ile köy öğretmenliği yapmış Maria’nın üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelen minik Charlotte’un acıları henüz bir çocukken başlamıştı. Charlotte yalnızca 5 yaşında iken annesi Maria tüberküloza yakalandı ve çok geçmeden vefat etti. Annelerinin ölümü üzerine babaları Patrick, kızlarının daha iyi bir eğitim alması için en büyük 4 kızı Elizabeth, Maria, Charlotte ve Emily’yi yatılı okul olan Cowan Bridge School’a gönderdi. Ancak ne yazık ki Elizabeth ve Maria okulda geçirdikleri bir yılın ardından anneleri gibi tüberkülozdan vefat etti.
Gönderildikleri yatılı okulun yetersiz ve kötü yemekleri, bakımsız ve soğuk yatakhaneleri yüzünden tüberküloza yakalanıp ölen iki ablası, Charlotte’u derinden etkilemişti. Burada yaşadığı travmatik anlarını ve zorlu günlerini Jane Eyre kitabında görmemiz mümkün. Kitabında Jane’in gönderildiği yatılı okulu, korkunç ve yetersiz şartlar altında geçen yıllarını ve Jane’in arkadaşı Helen’in bu zorluklara yenik düşüp ölmesi anlatılır. Bu durum, Charlotte’un kendi acılarının ve iki ablasını benzer şartlarda kaybetme deneyiminin yansıması olarak karşımıza çıkar.

Görsel Kaynağı: Wikipedia
Charlotte daha sonra döneminde kadınlar için en uygun görülen mürebbiye eğitimini almaya Roe Head’te devam etmiştir. Eğitiminin ardından aynı kurumda mürebbiyeliğe başlamıştır. Mutsuz ve yalnız bir öğretmen olan Charlotte, kendini daha çok yazmaya vermiş ve pek çok şiir yazmıştır.
Zaman geçtikçe hevesten ziyade büyük bir tutkuyla yazmaya devam eden ve kendini geliştiren Charlotte, 1836 yılında yazılarını dönemin önemli şairi olan Robert Southey’e göndermeye karar vermiştir. Ancak karşılığında şöyle bir yanıt alır:
“Edebiyat, bir kadının hayatının işi olamaz; olmamalıdır da. Kadın, asıl görevleriyle meşgul oldukça ister eğlence ister de bir iş olarak buna zamanı kalmayacaktır.”
Bu cevap Charlotte’u hüsrana uğratmış olabilir ancak yazmaktan alıkoymadığı kesin bir gerçek. Kendi ismini kullanarak attığında yayınevlerinden geri dönüş alamayınca erkek takma adları kullanarak kendisinin ve kız kardeşlerinin yazılarını yeniden gönderir. Ve beklenen olur! Şiirleri yayınlanmaya başlar lakin bu sefer de bekledikleri ilgiyi bulamazlar. Bunun üzerine de pes etmeyen kızlar düzyazıya yönelir ve roman yazmaya başlarlar.
Charlotte’un ilk romanı “The Professor” istediği ilgiyi görmemişti. 1837 yılında ikinci kitabı olan “Jane Eyre“i yazmaya başlayan Charlotte, bu sefer büyük bir ün yakalayarak İngiliz edebiyatının en önemli isimlerinden biri olacaktı. “Jane Eyre”, tıpkı yatılı okul döneminden parçalar içerdiği gibi Charlotte’un aşk ve mürebbiyelik hayatından da izler taşımaktadır. Platonik bir şekilde âşık olduğu evli adamı, mürebbiyelikte eğittiği şımarık çocukların zengin aileleri tarafından gördüğü aşağılayıcı ve ezici muameleyi de yansıtmaktadır.
Charlotte, 1854 yılında, hayatının dönüm noktalarından birinde, Arthur Bell Nicholls ile evlenmiş ve bir yıl sonra hamileyken hayata veda etmiştir. Trajik bir şekilde başlayan hayatı, ne yazık ki yine trajik bir biçimde erken sona ermiştir. Yine de arkasında kocaman bir edebi miras bırakmıştır.
“Hayatta pek az sevinç var benim için,
Ve mezarda pek az korku
Kurtarmak uğruna öleceğim birinin
vedasını görmek zorunda kaldım.
Sakince izlerken solan nefesini,
Her bir iç çekişin son olmasını dilerim;
Ölüm gölgesini görmek isterim
O sevgili yüzlerin üzerine düşen.” ( Charlotte Brontë, “On the Death of Anne Brontë” şiiri)
Emily Brontë
Emily, Brontë ailesinin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesini kaybettiğinde sadece üç yaşındaydı ve ailenin en utangaç, evine bağlı olanıydı. Ablalarını trajik bir şekilde kaybettikten sonra yatılı okuldan eve döndü ve sonrasında yalnızca sayılı kez evden uzaklaştı. 1835 yılında ablası Charlotte’un mürebbiyelik yaptığı okula öğrenci olarak gitti ancak ev hasreti onu öylesine derinden etkiledi ki okulda geçirdiği kısa sürenin ardından bitkin düşerek hastalandı ve evine geri döndü. Charlotte bu konu hakkında şöyle der: “Kalbimde eve gitmezse öleceğini hissettim ve bu inançla geri çağrılmasını sağladım.” Günümüzde ev hasretinin fiziksel bir hastalık olmadığını bilsek de bu o dönem için gerçek sayılan bir hastalıktı.

Görsel Kaynağı: Wikipedia
Emily’nin evi Hawort’dan en uzun süre ayrı kaldığı dönem 1842 yılında ablası Charlotte ile Brüksel’e gidişi oldu. Evine ve yalnızlığına bu denli bağlı biri için farklı bir hayata adapte olmak elbette kolay olmayacaktı. Kardeşinin aksine sıcak ve girişken ruhlu Charlotte, saygın insanlarla hızlıca arkadaşlık kurmuştu. Ancak Emily’nin “tuhaf ve rahatsız edici” olarak nitelendirdikleri hareketleri, arkadaşlıklarının uzun sürmesini engelliyordu. Emily için oldukça zor geçen 9 ayın ardından kızlar, teyzelerini kaybedince Haword’a geri döndüler ve Emily daha sonra evini ölene kadar hiç terk etmedi.
Emily’nin eve dönmesi, onun sosyal hayattan ve eğitimden uzak kalmasına yol açtı ancak bu durum yazarlık kariyeri üzerinde olumlu bir etki yaptı. Haword’da geçirdiği zamanlar, duygusal zekâsının, yaratıcılığının ve doğa tasvirlerinin olağanüstü gelişmesini sağladı. Yer yer geçimsiz ve hırçın tavırları, evine ve kardeşlerine bağımlılığı kendi içinde pek çok duygu çatışmasına sebebiyet veriyordu. İşte tam da bu yüzden bu denli derinlikli, kompleks karakterlere sahip “Uğultulu Tepeler” (Wuthering Heights) romanını yazmasına şaşırmamalı. Ve belki de kardeşleri arasında en katmanlı ve yoğun kitabı yazmasını sağlayan da bunlar oldu.
“…Ama yine de, bu dinginlik bile
Bana acı, huzursuz düşünceler getiriyor;
Ve, kızıl ateşin neşeli parıltısında,
Karla kaplı derin vadileri düşünüyorum;
Bataklık ve sisli tepeleri hayal ediyorum,
Akşamın karanlık ve soğuk bir şekilde kapandığı;
Çünkü, yalnız, soğuk dağların arasında,
Eskiden sevdiklerim yatıyor.
Ve kalbim sızlıyor, umutsuz bir acı içinde,
Boşuna yakınmalarla bitkin,
Onları bir daha asla selamlayamayacağım!…” ( Emily Brontë, Faith and Despondency şiirinden)
Anne Brontë
Üç kardeşin en küçüğü olan Anne 1820 yılında dünyaya gelmiştir. Sadece 29 yıllık kısa yaşamına “Agnès Grey” ve “Wildfell Hall’un Kiracısı” (The Tenant Of Wildfell Hall) gibi önemli eserler sığdırarak edebiyat dünyasına derin bir katkı sağlamıştır. Eğitimini çoğunlukla evde alan Anne, ablalarının da desteği ile kendini geliştirmiş ve o da onların izinde mürebbiye olmuştur. Ancak Anne şımarık ve itaatsiz çocukları eğitmekte zorlanmış ve mürebbiyeliği kısa deneyiminden sonra bırakmıştır. Daha sonraki hayatını ablaları gibi yazmaya adamıştır.

Görsel Kaynağı: Victorian Era
Ablalarına göre günümüzde az bilinmesine rağmen aralarında en radikal olan Anne’dir. Charlotte ve Emily romantizmin ve aşkın pozitif yönlerini sunarken Anne, ataerkil sistemin kadınlar üzerindeki yıkıcı etkilerini gözler önüne sermiştir. Örneğin dönemine göre oldukça cesur bir yazar olan Anne, en bilinen kitabı “Windell Hall’un Kiracısı“nda başrole dul ve çocuklu bir şekilde kasabaya taşınan Helen’i koyar. Kısa bir süre sonra kasabada başlayan ve sonu gelmeyen dedikodular, çirkin imalar ve karalamalar okurken ne kadar rahatsız etse de gerçeğe tutulan bir aynadır.
Mutlu ve aşk dolu bir sonun okuyucuya verdiği haz tartışılmaz. Charlotte okuyucuya bu hazzı fazlasıyla tattırırken Anne kadın karaktere mutlu sonu bir erkekle değil, özgürlüğüyle verir. Okuyucunun belki de bir tarafını buruk bırakır, rahatsız eder ama şiddet yanlısı, alkolik bir erkeği mutlu sona eklemez.
Anne’in benimsediği bu görüşlere daha yakından baktığımızda, ailenin en büyük çocuğu olan Branwell Brontë’nin etkilerini görürüz. Uyuşturucu ve alkol bağımlısı olan Branwell ne kadar istese de kız kardeşleri gibi edebi ve üretken bir hayat geçiremez. Büyük bir potansiyeli olmasına rağmen bağımlılıkları onu her zaman geriye çeker ve kız kardeşlerinin başarılarının gölgesinde kalır. Bu durum, onun içsel çatışmalarını ve ailesi üzerindeki etkilerini derinleştirir. Branwell ile yakından ilgilenen Anne, romanlarında alkolikliği ve beraberinde getirdiği şiddete meyilli erkek imajını romantize etmeyi reddeder. Kitaplarında alkolün ve bağımlılıkların bir aileye nasıl yıkıcı zararlar verdiğini bütün çıplaklığıyla bize sunar.
…Boşuna—boşuna! Yükselmen mümkün değil,
Zindanın çatısı seni oraya hapseder;
İnce teller gözlerini kandırır,
Ve özlemlerini umutsuzlukla söndürür.
Ah, sen özgürce dolaşmak için yaratıldın,
Güneşli çayırda ve gölgeli korularda,
Ve rüzgar gibi denizleri aşarak,
Uzak diyarlarda, dilediğince gezmek için!… (Anne Brontë, The Captive Dove şiirinden alıntı)
Sonuç
Brontë kardeşler hastalıklar, ölümler ve zorluklarla dolu trajik ve kısacık yaşamlarına rağmen gerek takma ad kullanarak gerekse dönemin kadınlar üzerindeki baskısına karşı durarak bugün İngiliz Edebiyatı denilince aklımıza ilk gelen isimler olmayı başardılar.

Görsel Kaynağı: annebronte.org
Hayatlarındaki trajik dönüm noktalarını bilerek romanlarını okursanız, eserlerdeki derinlik ve karakter gelişimi sizlerde çok daha anlamlı bir etki bırakacaktır. Kız kardeşlerin yaşadığı zorluklar, edebiyatlarına kattıkları içsel zenginlik ve duygusal derinlikle birleşerek, onların kaleminden çıkan her bir eserin özgün birer başyapıt olmasını sağlamıştır. Sonuç olarak; Charlotte, Emily ve Anne Brontë’nin mirası, sadece edebiyat dünyasında değil, aynı zamanda kadın yazarlar için de önemli bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor.
Kaynakça ve İleri Okuma
Anne Brontë. (n.d.). Anne Brontë. https://www.annebronte.org/
Author Documentaries. (2022, February 1). The Brontë Sisters documentary [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=_ldVIWJsEhI
Bronte. (n.d.). https://www.bronte.org.uk/
Bronte kardeşlerin romanlarını etkileyen aile dramı. (2017, March 27). BBC News Türkçe. https://www.bbc.com/turkce/vert-cul-39408361
Bize Destek Olmak İster Misiniz?
- Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.
- Daha detaylı bilgi almak için “Bize Destek Olabilirsiniz!” sayfamızı inceleyebilirsiniz!








