İnsan Zihni Boş Bir Levhadır: John Locke (1632-1704)


Felsefe tarihine adını altın harflerle yazdırmış birçok filozof vardır. Bu filozoflar, felsefe ile pek ilgilenmeyen insanların bile adlarını bildiği ünlü isimlerdir. Sokrates, Descartes ve Kant gibi filozoflar böyle isimlerdendir. İşte bu isimlerin bir diğeri de John Locke’tur. Akıllara “tabula rasa” kavramıyla kazınan, insan zihninin doğuştan boş olduğunu söylemesiyle herkes tarafından bilinen birisidir ancak Locke bu kavrama sığacak bir filozof değildir. Elbette, bu serilerimizde anlattığımız hiçbir filozof tek yazıya sığacak isimler değildir. Her biri, hakkında kitaplar yazılması gerekilen ve yazılan isimlerdir ancak bir giriş niteliğinde bilgiler verebilmeyi amaçlıyoruz. Locke, bu konuda da zor bir isimdir ancak bu yazımızda Locke’u iki farklı görüşüyle ele almak istiyoruz: Siyaset ve Bilgi Felsefesi.
Gelin, beraber bu eşsiz zihni daha yakından tanıyalım.
Tabula Rasa
Önceliğimizi herkesin John Locke’un adını bilme nedeni olan boş levha kavramına verelim. Bu kavram, “İnsan Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme” adlı kitapta Locke tarafından ele alınmıştır. Locke bu kitap boyunca insanın bilgi edinme sürecini anlamaya çalışmıştır. Locke öncesindeki genel anlayış, doğuştan gelen bilgilerimiz olduğu üzerineydi. Bazı kavramları daha doğuştan bildiğimiz düşünülürdü. Locke bu kavrama karşı çıkarak insan zihninin doğuşta boş bir levha olduğunu öne sürmüştü. Diğer bir deyişle, Locke’a göre doğduğumuzda bir bilgi sahibi değildik. Bilgiler yaşam boyunca deneyimlerle elde edilir olmalıydı. Yani, doğuştan gelen hiçbir fikir ya da ilke yoktu; tüm bilgi duyusal deneyim ve zihinsel işlemle oluşurdu.
Peki, bilgiyi nasıl elde edebiliriz o halde? Biz, bugün öğrendiklerimizi başka bilgilerimizle ilişkilendirerek öğreniriz. Örneğin, bugün birisi bize klima kavramını öğretecek olsa, bizim zihinlerimiz klimayı soba gibi ısıtma özelliğine sahip olan ve gerektiğinde de kış soğuklarını odaya getirebilen bir cihaz olarak tanımlardı. Yani soba ve soğuk gibi kavramlara ihtiyaç duyardı. Hatta soba kavramını da sıcak kavramından çıkarırdı. Peki, eğer sıcak ve soğuk kavramımız da yoksa, biz sıfır bilgiyle nasıl yeni bilgi edinebiliriz?
Locke’un buna iki cevabı vardır: Duyum (sensation) ve düşünüm (reflection). Şimdi bu kavramları tanıyalım:
Duyum: Dış dünyadan gelen duyusal algılar yoluyla edindiğimiz izlenimlerle zihnimizde fikirler oluşur. Bu, nesnelerin rengi, sesi, tadı gibi duyusal özelliklerin algılanmasıdır. Örneğin, bir elmanın kırmızı olduğunu duyum yoluyla öğreniriz.
Düşünüm: Zihnin kendi içsel işlemleri üzerine düşünmesiyle oluşan fikirlerdir. Bu; zihnin kendi algılarını, düşüncelerini, isteklerini ve algılama sürecini gözlemlemesiyle ortaya çıkar. Bu nedenle,düşünüm içsel deneyime dayanır. Zihin, algıladığı şeyler üzerinde düşünür ve böylece yeni fikirler üretir.
Bu nedenle, düşünüm içsel deneyime dayanır. Zihin, algıladığı şeyler üzerinde düşünür ve böylece yeni fikirler üretir.
Bu iki kaynak en nihayetinde fikirlerimizin oluşmasını sağlar. Bu fikirler de Locke’a göre karmaşık ve basit fikirler olarak ikiye ayrılır. Burada basit fikirler sıcaklık, soğukluk gibi algılanması ve açıklanması kolay fikirlerken karmaşık fikirler güzellik, adalet gibi basit fikirlerin bir araya gelmesiyle oluşan fikirlerdir.
Bu fikirlerin oluşması için bir de bizim çevremizle etkileşim kurmamız gerekir, öyle değil mi? Eğer biz sıcak bir objeyle karşılaşmasak bu fikirlerimiz de oluşamayacaktı. Bu obje ve nesnelerin de sahip olması gereken özellikler vardır. Locke, bunu da birincil ve ikincil nitelikler olarak ikiye ayırır. Hadi, gelin bu kavramları da hızla ele alalım:
Birincil Nitelikler: Nesnelerin kendilerine ait olan, değişmeyen ve bağımsız niteliklerdir. Bu nitelikler, nesnenin kendisinde var olan özelliklerdir ve dış dünyada nesnelerle fiziksel olarak etkileşime geçtiğimizde ortaya çıkar. Örneğin; şekil, büyüklük, hareket ve konum birincil niteliklerdir. Bu özellikler, nesneler üzerinde düşünsek de düşünmesek de vardır.
İkincil Nitelikler: Nesnenin, duyusal algımızın sonucu olarak ortaya çıkan niteliklerdir. Bu nitelikler nesnenin kendisinde değil, bizim onu nasıl algıladığımızda vardır. Örneğin, renk, tat, koku ve ses ikincil niteliklerdir. Locke, bu özelliklerin nesnenin kendisinde değil, zihnimizin dış dünyayı algılayış biçiminde bulunduğunu savunur.
Böylece matematik tamamlanıyor! Artık, Locke’a göre iletişime geçtiğimiz objeleri tanıyoruz. Daha sonra bu nitelikleri sayesinde ve bizde altyapısı olan duyum ve düşünüm yoluyla fikirlerimizi oluşturuyoruz. O fikirler de bugün üzerine konuştuğumuz karmaşık kavramları anlamamızı sağlıyor.
İşte bu şekilde bilgi ediniriz. Elbette, bu bilgileri elde etmemizi başlatan ilk şey de çevreyle kurduğumuz iletişimdir yani deneyimlerimizdir. Sobaya dokunduğumuzda algıladığımız sıcaktan doğar “soba sıcaktır” bilgisi. Locke, bu yönüyle empirist yani deneycidir. Ona göre bilgi edinmenin yolu deneyimden geçer.
Onun siyaset ile ilgili düşüncelerine geçmeden önce sorulabilecek bir soru kalıyor. Madem bizim zihinlerimiz başlangıçta boş bir levhadır, o halde tüm bunları algılamamızı sağlayan altyapı nereden gelir? İşte bunun yanıtı da Tanrı’dır. Locke, bu altyapının bize Tanrı tarafından verildiğine inanır.
Her Şey Tanrının Mülküdür
Locke, bilginin nasıl edinildiği sorusunun yanı sıra ideal bir devletin nasıl olması gerektiğini de ele almıştır. Bunun için de daha önce Hobbes ve Rousseau yazılarımızda da değindiğimiz “doğal durum” kavramına değinmiştir ancak bu doğal durum diğerlerinden biraz daha farklıdır. Locke, doğal durumda insanların eşit ve özgür olduğunu savunur. Bu durumda her bireyin yaşam, özgürlük ve mülkiyet hakkı vardır. Bu haklar, doğuştan gelen ve kimsenin değiştiremeyeceği haklardır ancak devletler oluştuktan sonra bu haklar insanların elinden alınmıştır. Halbuki, Locke’a göre, bu doğal haklar herkesin ortak malıdır ve herkesin sahip olduğu bu haklar devredilemez ve ihlal edilemez. Bu haklar insanların devlet ya da hükümet olmaksızın da sahip oldukları haklardır.
Locke’a göre, insanlar doğal haklarını korumak için devlet kurarlar. Bu, insanların özgür iradeleriyle oluşturdukları bir anlaşmadır. Devletin kurulma amacı, insanların doğal haklarını korumaktır. Ancak insanlar bu doğal durumda birbirlerinin haklarını ihlal edebilirler. Bu nedenle, bireyler kendi haklarını daha iyi korumak ve adaleti sağlamak amacıyla bir hükümet kurmak üzere bir araya gelirler.
Toplum sözleşmesi ile insanlar, kendi üzerinde egemenlik kuran bir hükümet oluştururlar ancak hükümetin yetkisi sınırlı olmakla beraber sadece insanların yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarını koruma amacına hizmet etmek zorundadır. Locke, bu kurulan devletin halkın temsilcisi olması gerektiğini ve halkın rızası oldukça yetkide kalması gerektiğini düşünür. Bu yönüyle Locke, mutlak monarşi ile yönetilen Büyük Krallık’ta aslında cumhuriyet rejimini önermiş oluyordu. Öyle ki Locke, eğer bu şartlar sağlanmazsa halkın hükümeti değiştirme ya da devirme hakkı olduğunu savunuyordu. Locke’un bu yaklaşımı, “halkın hükümeti denetleme” ve “baskıcı hükümetlere karşı isyan etme” hakkını tanımlamaktadır
Bunun yanında, Locke’un tasvir ettiği bu devlette güçler ayrılığı da olmalıdır. Yasama ve yürütme güçleri tek kişide toplanmayacak şekilde, yasalara dayalı bir yönetim benimsenmelidir. Peki tamam ama, Locke bu görüşlerini hangi ilkeye dayandırır? Bunun cevabı da Locke için Tanrı’dır. Locke’a göre insanın az önce bahsedilen temel hakları Tanrı tarafından bizlere sunulmuştur. Örneğin mülkiyet hakkı, bireyin emeğiyle kazandıklarıüzerinde sahip olduğu bir hak olarak tanımlanır. Locke, insanların doğada bulunan şeylere emek harcadıklarında, o şeyin mülkiyetinin meşru olarak kendilerine ait olduğunu savunur. Bu mülkiyete de kimse tarafından müdahale edilemez. Aynı şekilde insanlar da Tanrı’nın mülküdür. İnsanlar birbirine zarar verdiğinde aslında Tanrı’nın mülküne zarar verir. Bununla beraber,insan dışındaki mülkler de Tanrı’ya aittir. Tüm bunlar esasında Locke’un savaş gibi olayları da ahlak dışı kabul etmesinin altında yatan nedenlerdir. Ona göre üç temel hak her durumda korunmalıdır. Bu bizim Tanrı’ya karşı sorumluluğumuzdur.
Özetle Locke, görüşlerini genel olarak Tanrı’ya dayandırır ve sistemini onun üzerinden kurar. Hem haklarımız hem de zihinsel altyapımız ondan gelir. İşte böylece Locke’un en azından bilgi ve siyaset felsefesi kısmının temelini atmış oluyoruz. Dileriz onun zengin görüşlerini okumaya devam edersiniz.
Kaynakça ve İleri Okuma
John Locke (Stanford Encyclopedia of Philosophy). (2022, July 7). https://plato.stanford.edu/entries/locke/
Munro, A. (2024, August 20). State of nature | Definition, Hobbes, Locke, Rousseau, & Social Contract. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/topic/state-of-nature-political-theory/The-state-of-nature-in-Locke
Rogers, G. A. (2024a, August 25). John Locke | Philosophy, Social Contract, Two Treatises of Government, & Facts. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/John-Locke
Rogers, G. A. (2024b, August 25). John Locke | Philosophy, Social Contract, Two Treatises of Government, & Facts. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/John-Locke/Two-Treatises-of-Government
Rogers, G. A. (2024c, August 25). John Locke | Philosophy, Social Contract, Two Treatises of Government, & Facts. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/John-Locke/An-Essay-Concerning-Human-Understanding
Bize Destek Olmak İster Misiniz?
- Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.
- Daha detaylı bilgi almak için “Bize Destek Olabilirsiniz!” sayfamızı inceleyebilirsiniz!









