İsimsiz Bir Flanör: Aylak Adam


Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam adlı romanı 1959 yılında yayımlanmıştır. Dönemin bazı kesimleri, yazarı ve romanı çokça eleştirmiş, bazı kesimleri önemsememiş ve bazı kesimleri de yazara ve romana karşı beğenilerini dile getirmiştir. Tabii ki söz konusu bir sanat eseri olduğunda, hele ki bir edebiyat ürünü olduğunda farklı görüşler ortaya konulacaktır. Ama Aylak Adam dönemin diğer romanlarından ayrı bir yerdedir. Peki neden? Şimdi size anahtar üç kelime vereceğim ve bu üç kelime size romanın başkahramanını anlatacak: isimsiz, flanör ve aylak. Bir romanın başkahramanı için tuhaf bir üçlü değil mi? İşte hem eleştirilerin hem de beğenilerin nedeni tam da bu üç özellik. Biz de bu yazımızda size romanı kısaca bu kavramlar üzerinden açıklayacağız.

Dikkatlerinizi bu üç noktaya çekmeden evvel bir iki cümleyle size romandan bahsedelim. Kış, ilkyaz, yaz ve güz olarak dört bölüme bölünmüş olan roman boyunca okur, C. adlı karakteri yakından izler. Nerelere gider, kimlerle konuşur, ne yapar, ne ister hepsi metinde gayet açık bir biçimde anlatılır. Tabii zamanda bir genişleme de yer yer mevzubahistir. Bu genişleme bazen C.’nin hatırladıklarıyla, bazen başkalarına anlattıklarıyla, bazen de rüyaları ile gerçekleşir. Bu geçmişe gidişlerle okur, C.’yi daha yakından tanır ve davranışlarının altında yatan sebepleri anlar. Roman boyunca C.’nin birini aradığını ve bir türlü bulamadığını ayrıca bu durumun romanın temel unsuru olduğunu anlarız. Aylak Adam bir arayışın romanıdır. Peki, C. neyi aramaktadır? Bu soruya dair bazı ipuçları yazının ilerleyen bölümlerinde yer almakla birlikte okuyucumuzu kendi cevabını bulmak üzere kitabı okumaya teşvik ediyoruz.
İsimsiz
“Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor.”
Her insan doğunca bir isim alır, daha doğrusu her insana doğduğunda bir isim verilir. Başkası tarafından verilen bir isim, o kişi hakkında ne anlatır bize? Belki hangi dinden ya da milletten olduğuna dair ufak ipuçları olabilir ama kesinliğinden asla emin olamayız. İsim sadece bir hitap etme kolaylığı sağlar. Kişi kendini ismi üzerinden tanımlamaz, o isim benliğinin bir parçasını oluşturmaz ama tüm hayatı boyunca ismi arkasından çoğu zaman da önünden yürür. İşte C.,alıntıda da anlaşıldığı üzere bu isim mevzusuna farklı yaklaşır. Kendini bir isimle tanımlamaz ve okur, roman boyunca onun kendini anlatışında ya da diğer insanların onunla konuşmalarında ismini öğrenemez. Onun ismi yoktur, o C.’dir. Nedir bu C.? Öylesinde bir kısaltma mı, yoksa gerçekten isminin baş harfi mi? Bilemeyiz. Hatta romanda bir de B. vardır, C.’nin aradığı ama bir türlü bulamadığı. B. romanda gerçekten var olan bir karakterdir, hakkında çok fazla bilgi sahibi değilizdir. Ama C.’nin aradığı gerçekten B. midir, yoksa B.’de bulacağını umduğu başka bir şey midir? Bu iki karakterin ismini bilmeyiz ama onların ismini bilmemek bize hiçbir şey kaybettirmez, biz onların hikâyesini, geçmişini, şimdisini biliriz ve bu da yeter. Belki Atılgan’ın asıl ulaşmak istediği düşünce budur. Bir karakterin, bir insanın, bir roman kişisinin asıl önemli olan tarafı kendi hikâyesidir, başkalarının ona nasıl seslendiği değil. Tabii bu karakterin isimsiz olması onu adeta mekânsız ve zamansız bir hâle de büründürür. Çünkü her dönemin, her ırkın, her dinin belli başlı gözde isimleri vardır. Ama B. ve C. bunlardan azadedir. Yazar bu iki karakteri özgürleştirmiştir. E tabii romanda bir de görünen sebep vardır. C.’nin babasıyla olan çatışması onun karakterini şekillendiren asıl unsur olmuştur. Belki bu çatışmanın ve zıtlığın sonucunda babasının ona verdiği ismi bile kullanmayı reddetmiştir. Babasının onu tanımlamasına, onu şekillendirmesine izin vermemiştir. C. kendi kendini yaratan biridir.

Flanör
“Dört gün önce bir sokak levhasında ‘İki Öksüzler Sokağı’ adını okuduğum zaman kendi kendimi bir işe atadım. Şehrin sokak adlarını toplayacak, bunlar üstüne düşünecektim.”
Her roman, bir karakterin hareketlerinin sonucudur. Bu hareket illa fiziksel olmak zorunda değildir. Karakter zamanda, mekânda, zihninde, kalbinde bir yolculuğa çıkabilir. Bazen madden bazen manen olan bu yolculuk yazara romanın kapılarını aralar. C.’de de bir hareketlilik mevcuttur ama bu yolculuk tam olarak bir değişikliğe gider mi, bu meçhuldür. Romanda sık sık C.’nin sokaklarda gezindiğini okuruz. Her yeri gezer, gezdiği yerleri uzun uzun anlatır ve oraları avcunun içi gibi bilir. C.’nin hareketlerinin sebebi arayıştır. O sürekli kalabalık saatlerde sokaklara çıkar ve arar. Aradığını umduğu şeyi hep ıskalar, yakınından geçer, yöresinde dolaşır ama bir türlü ona varamaz. C. bu yönüyle tam bir hayat metaforudur. İnsan da verdiği ya da vermediği kararlar ile rastlantısal bir hayat yaşamaz mı? İşte herkesin hayatında gündelik olarak, belki de önemsemeyerek aldığı ya da almadığı kararlar, C.’nin hayatının tümünü oluşturur. Onun günleri, hangi sokağa döneceğine, hangi güzergâhı izleyeceğine karar vermekle geçer. O bir flanördür. Bu noktada flanör ne demek kısaca bir anlatalım. 19.yy’da Paris’te doğan bu kavram kısaca kent gezgini olarak tanımlanabilir. Bu kent gezgini, gezer, gezdiği yerleri inceler, merak eder, anlamaya çalışır ve böylece yaşar gider. Bu gezginlerin belki de kültürel olarak belirli bir seviyede olmaları, bu gezintileri entelektüel anlamda bir değer taşır hâle getirir. Bizim C. de tam olarak böyle bir karakterdir. Gezer, öğrenir, anlar ve anlamadığı şeyleri de merak eder. Sokak isimlerinin nereden geldiğini merak ederek bir çalışmaya başlar ama tabii her işi gibi bunu da yarım bırakır. C. tabii ki romanda kendini flanör olarak tanımlamaz. Ama okurlar ve edebiyat eleştirmenleri onun bir flanör olduğuna iknadır.

Aylak
“Ne iş yaparsınız?
-İş yapmam ben; aylakım.”
İnsan hayatı belirli bir çizgide ilerler. Doğar, büyür, okur, çalışır, evlenir, çocuk sahibi olur ve nihayetinde ölür. Bu hiçbirimize çok da farklı gelmez, değil mi? Alışılan budur. Sıralamada ya da eylemlerin sayısında belirli değişiklikler olabilir elbette. Ama hayatı kazanmak diye bir gerçeklik vardır. İnsan hayatını çalışarak kazanır. Bu, o kadar su götürmez bir gerçektir ki roman kişileri bile eğer çalışmasına gerek olmayacak kadar varlıklıysa bile bir işle meşgul olur. Ya kitap yazar ya müzikle uğraşır ya da resim yapar. Peki, birisi çalışmamaya, bir şeyle meşgul olmamaya karar verirse ne olur? Burada karakterimiz C. devreye giriyor çünkü kendisi tam bir aylak. Flanörün aksine bu yakıştırmayı okurlar ona değil, kendisi kendine yapıyor. Roman içerisinde birden fazla kere kendisini aylak olarak tanımlayan C., ne bir işte çalışıyor ne de devamlılığı olan bir şeyle meşgul oluyor. Resimle ilgilendiğini, edebiyata meraklı olduğunu, yabancı dil bildiğini bildiğimiz karakter hiçbir işi devam ettirmiyor, her işi yarım bırakıyor. Üniversite öğrenimini, ilk başlarda girdiği tercümanlık işini hatta ilişkilerini dahi yarım bırakan C.’nin devam ettiği tek şey aylaklık ki o da ekstra bir çaba gerektirmiyor. Ama C.’nin aylaklığının da bazı nedenleri var. Babasıyla çocukluğundan gelen anlaşmazlığı ve baba nefreti ona belli başlı şeyler yaptırıyor. Bir okulu bitirmeme, bir işe girmeme hep babasının istediği hayatı sürmemek adına atılmış adımlar olarak karşımıza çıkıyor. Tüm hayatı boyunca babasına benzememek için yaşayan C., ona benzememek adına bıyık bile bırakmaz, çalışmaz, hatta belki sırf bu yüzden devamlılığı olan bir ilişki sürdüremez ve çocuk sahibi olmayı asla istemez. O, sıradan bir hayat sürmek, o kalabalığın bir parçası olmak istemez. O, aylak olarak kalmak ister ve aylaklık yaparken aradığını bulacağını umar.
Son Söz
Aslında çok da hacimli olmayan bu roman hakkında yazılacak daha nice şeyler var, hele ki karakterimiz C. hakkında. Ama bizce dikkat çeken, fark yaratan ve okuru bu kitabı okumaya, okuduysa da belki farklı bir gözle tekrar okumaya sevk edecek olan yönlerini ele aldık. Umarız ki C.’nin aradığı şeyin ne olduğu cevabını okuyucumuz kendisi keşfeder ve umarız ki herkes hayattan aradığını bulur ya da bulamayacağını aramaz. Keyifli okumalar!
Kaynakça ve İleri Okuma
Atalay, Z., Kara, H. Z., & Kutlu, İ. (2023). Baba-Bağlanma ve Kendilik Algısı Arasındaki İlişkinin Aylak Adam Romanı Üzerinden İncelenmesi. Turkish Studies – Language and Literature, Volume 18 Issue 1, 105–117. https://doi.org/10.7827/turkishstudies.65979
Atılgan, Y. (2017). Aylak Adam (50. Baskı). Yapı Kredi Yayınları.
Bayrak, Ö. (2018). Psikanalitik bir okuma denemesi: Aylak Adam. Uluslararası Beşeri Bilimler Ve Eğitim Dergisi, 4(7), 358–381. https://dergipark.org.tr/en/pub/ijhe/issue/36883/419077





