Bilim Kurgu: Bilimin Düşünce Laboratuvarı

Bilim Kurgu: Bilimin Düşünce Laboratuvarı
Bilim dünyası gün geçtikçe gelişirken, insanların da geleceğe yönelik hayalleri ve ihtiyaçları artmaktadır. Ancak bu, yeni bir olgu değil; neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir durumdur. İnsanlar sahip olamadıklarını düşünür ve bazen bu düşüncelerini sanata dökerler; Jules Verne, Arthur C. Clarke ve H. G. Wells gibi birçok yazarı bu duruma örnek gösterebiliriz.
Bilim tarihinde keşiflerin ve icatların çoğu zaman deneyler ile gözlemlerin kronolojik bir süreç içinde gelişmesiyle ortaya çıktığından söz edilir. Ancak kimi zaman bu keşiflerin arka planında bilim kurgu da yer alır. Bilim kurgu eserlerinde ortaya konan fikirler, yalnızca bir hayal ürünü olarak kalmaz; geleceğin bilimsel ve teknolojik gelişmelerine de zemin hazırlayabilir. Bu yazımızda, bilim kurgu eserlerinin bilim ve teknoloji açısından taşıdığı önemi ele alacağız.

Hayal Gücü ile Bilim İlerler mi?
Hayal gücü, insanın sahip olduğu en değerli özelliklerden biridir. Bilim doğayı anlamlandırırken, hayaller henüz mümkün gözükmeyen ihtimalleri düşünmeye iter bizleri. Bazı kesimler tarafından bilim kurgu eserleri sadece bir “tahmin” olarak görülse de bilim kurgular kehanette bulunmazlar. Onlar, insanların henüz sormadığı soruları gündeme getirerek bilime çözülecek yeni problemler kazandırırlar.

Bilim Kurgunun Kökeni ve Önemi
Bilim kurgunun ortaya çıkışının modern bilimden bile eski olduğunu tahmin edebiliriz. Lukianos’un Gerçek Bir Hikâye (A True Story) adlı eserinde Ay’a yapılan kurgusal yolculuk, sadece fantastik bir anlatı değil, döneminin astronomi bilgisiyle harmanlanmış erken bir düşünce deneyidir.
Bilim kurgunun bilinirliği özellikle Sanayi Devrimi ve Aydınlanma Çağı ile birlikte ivmelenerek artmıştır. Bu alanda ilk modern bilim kurgu romanı olarak kabul görülen Frankenstein, Mary Shelley tarafından 1818’de yayımlanmıştır. Daha sonra, 19. yüzyılda Jules Verne’in denizin derinliklerinden Ay yüzeyine uzanan anlatıları, bugün bilim kurgu denince akla ilk gelen eserler arasında yer almıştır.

Elbette bu eserlerdeki yöntemler her zaman gerçekçi ve bilimsel olarak doğru değillerdir, Ay’a top mermisiyle gitmek gibi. Ancak buradaki önemli nokta, detayların doğruluğundan ziyade insanın merak gücünü uyandırmaktır. Tarih boyunca Avrupa’dan Asya’ya kadar farklı coğrafyalarda, Ay’a yolculuk üzerine çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. Örnek olarak, Kendini Fişekle Aya Uçuran İnsan: Wan Hu başlıklı yazımızda incelediğimiz efsane, basit bir mit olmanın ötesinde, insanlığın itki sistemlerine ve havacılık mühendisliğine duyduğu tarihsel merakın bir yansımasıdır. Jules Verne, insanlığın uzun yıllardır süregelen keşfetme arzusunu eserlerinde sürdürmüş ve bilime duyulan merakı güçlendirmiştir.
H. G. Wells, Zaman Makinesi romanında zamanı dördüncü boyut olarak yorumlamış ve Einstein’ın Görelilik Teorisi’nden yıllar önce bu fikri bilim kurgu aracılığıyla edebiyata taşımıştır. Henüz matematiğin ve fiziğin devreye girmediği bir konuyu sezgileriyle kültürel alana taşımış ve okuyucuyla buluşturmuştur. Bu örneklere baktığımızda, bilim kurgunun bilimsel konulara ve teknolojiye düşünsel bir zemin hazırlayabildiğini açıkça görebiliyoruz.
Geleceğin Bilimi ve Teknolojisi Ne Olacak?
Yukarıda değindiğimiz örneklerden bazılarının bugün gerçekleştiğini biliyoruz. Bununla birlikte, bilim kurgu yazarlarının ortaya attığı ve günümüzde bilim dünyasının hâlâ üzerinde çalıştığı konular da bulunmaktadır. Bu noktada iki örnek öne çıkarılabilir: Arthur C. Clarke’ın Cennet Çeşmeleri romanı ve Isaac Asimov’un Üç Robot Yasası.
Cennet Çeşmeleri
Arthur C. Clarke ödüllü kitabında, 22. yüzyılda dünyadaki çeşitli yükleri yörüngeye ulaştırmak amacıyla yapılan uzay asansörünün yapımını ve bu süreçteki zorlukları konu alır. Bu asansör, ekvatordan başlayarak yer sabit yörüngedeki bir uzay istasyonuna uzanacak şekilde tasarlanan bir kule olarak düşünülmüş; insanları ve malzemeleri uzaya göndermenin maliyetini büyük ölçüde azaltmayı hedefleyen bir proje olarak öne çıkmıştır. Ancak bilim açısından asıl ilginç nokta, Clarke’ın bu asansörün çalışmasını mümkün kılacak malzemeleri “hiperfilamentler” olarak tanımlamasıdır. Mikroskobik boyutlarda olmasına rağmen son derece güçlü tek boyutlu elmas kristallerinden oluştuğu düşünülen bu yapılar, daha sonraki yıllarda başka karbon türlerinin de bu görev için uygun olabileceği fikrine kapı aralamıştır.

Bugünkü malzeme bilimi gösteriyor ki Clarke haksız değildir. Bir uzay asansörü inşa edebilmek için gereken yüksek mukavemetin, karbon nanotüpler aracılığıyla teorik olarak sağlanabileceği bilinmektedir; ancak bugün için bunu mümkün kılacak yeterli teknolojik ve ekonomik kaynaklara henüz sahip değiliz.
Günümüzde Elon Musk gibi milyarder iş insanlarının ve mühendislerin de hedefleri arasında yer alan düşük maliyetli uzay ulaşımı fikrini 1979 yılında ele alan Clarke, bilim kurgunun kimi zaman bilimsel ve teknolojik ihtiyaçlardan önce düşünsel bir zemin oluşturabildiğini gösteren önemli örneklerden biridir.
Üç Robot Yasası
Isaac Asimov’un bu eseri aslında bilim kurgunun sadece bilime çözümlenecek sorular kazandırmadığını, aynı zamanda etik ve felsefe alanında da etkileri olabileceğini göstermektedir. Otonom robot teknolojisinin henüz gerçek anlamda popülerleşmediği 1940’lı yıllarda yazılan bu öyküler, 1950’de yayımlanan Ben, Robot adlı eserde bir araya getirilmiştir. Bu öykülerden Durağan Döngü’de robotların işlev ve haklarına ilişkin 3 adet yasa bulunmaktadır. Bu yasalar; robotların insanlara zarar vermesini engellemeyi, insanlara itaat etmesini sağlamayı ve kendi varlıklarını korumasını güvence altına almayı amaçlayan felsefi bir çerçeve sunar. Özellikle yapay zekânın hızla geliştiği günümüzde; robotların sorumluluğu, karar verme yetkisi ve algoritmik etik gibi konular, Asimov’un öykülerinde olduğu gibi önemli tartışma alanlarına dönüşmüştür.
Bu yasaların tam halleri şu şekildedir:
- Bir robot, bir insana zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.
- Bir robot, birinci kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.
- Bir robot, birinci ve ikinci kuralla çelişmediği sürece kendi varlığını korumak zorundadır.
Yazarın Yorumu
Bu yazımızla birlikte aslında bilim kurgunun geleceğin bilimini ve teknolojisini sadece tahmin etmediğini, aynı zamanda onu şekillendirdiğini de görüyoruz. Jules Verne belki hiç Ay’a gitmedi, Arthur C. Clarke hiç uzay istasyonu inşa etmedi ve Isaac Asimov hiç robot üretmedi; ama bu isimler bir harita çizip, karşılaşılabilecek sorunlara karşı yanıtlarda dahi bulundular. Bizden önce, bugünün dünyasını zihin laboratuvarlarında oluşturan ve sorgulayan bilim kurgu yazarları, şüphesiz ki modern bilimin gelişimindeki değerli yapı taşlarındandır.
Dün denizaltılar, bugün uzay asansörleri, yarın kim bilir neleri düşüneceğiz. Cevap muhtemelen bilim kurgu eserlerinde.

Kaynakça ve İleri Okuma
Asimov, I. (n.d.). Ben, Robot.
Bortolini, A. L. S. (2020). Ethics and artificial intelligence: Of the philosophical possibility of artificial moral agents [Doctoral thesis, Pontifical Catholic University of Rio Grande do Sul].
Clarke, A. C. (n.d.). Cennet Çeşmeleri.
Edwards, B. C. (2003). The space elevator: NIAC Phase I final report. NASA Institute for Advanced Concepts.
Milburn, C. (2009). What inspires them: Science fiction’s impact on technology and design. In Proceedings of ACADIA 2009: reForm() (pp. 32–41).
NASA Glenn Research Center. (n.d.). 13th through 16th centuries: Rockets as weapons. National Aeronautics and Space Administration. https://www.grc.nasa.gov/www/k-12/rocket/BottleRocket/13thru16.htm
National Space Society. (2014, Ağustos 14). The space elevator [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=O-_-0O7c-PE
Verne, J. (n.d.). Dünyadan Ay’a Yolculuk.
Wells, H. G. (n.d.). Zaman Makinesi.






