BiyolojiKimya

Louis Pasteur: Mikrobiyolojinin Babası 

🎧 Bu konuyu sohbet eşliğinde öğren · Ekşiyen sütten kuduz aşısına Louis Pasteur
0:00 / 0:00
Yapay zeka ile seslendirildi.

Kuduz aşısını bulmasıyla tanınan mikrobiyolog ve kimyager Louis Pasteur, 1822’de Fransa’nın Dole kentinde doğdu. Hem anne hem de baba tek oğullarını bilim adamı yapmayı hayal ediyorlardı ama Louis bu beklentileri karşılayabilecek bir durumda değildi. Genç Louis okulda yeterince gayret gösteren bir öğrenciydi fakat biraz sıkılgan birisiydi. Louis’nin sadece çizime ilgisi vardı ve bu ilgisi zamanla tutkuya dönüştü. Özellikle de portre alanındaki yeteneği… Herkes Louis’nin bir sanatçı geleceği olduğunu öngörüyor, kız kardeşleri çizim ve portreleriyle gurur duyuyorlardı. Onu günün birinde bir öğretmen belki de bir kolej müdürü olarak görmek isteyen babasının hevesi, Louis’nin bilime hiçbir ilgi göstermemesinden dolayı kırılıyordu.  

Bir Dahi Yetişiyor!

Bir anda, Louis’in ilgisi okumaya döndü! Sanata olan tutkusu azalmış ve onun yerini her türden kitabı okuma arzusu almıştı. Başka bir şeye ilgi duymuyor, enerjisini ve gücünü yalnızca okumaya harcıyordu. Bu arzu, Louis’i gelecekteki bilim yoluna yönlendirecekti. Bu okuma ve öğrenme hevesi, Louis’i son derece meraklı ve öğrenmeye istekli biri haline getirdi. Zamanla derslerdeki beklenmedik başarısı herkesi şaşırttı ve özellikle babasını çok gururlandırdı. Derslerde, kitaptaki bilgileri tatmin edici bulmayan meraklı Louis, sorularıyla öğretmenlerini çileden çıkarırdı. Louis’nin felsefeye ve fen bilimlerine ilgisi vardı özellikle kimyaya… Kararlıydı, öğrenimine fen bilimlerinde devam edecekti. 

Paris’teki son derece seçkin bir okul olan Ecole Normale’de yüksek öğrenimine başladı. Burada zamanının en meşhur kimyagerlerinden brom elementini bulmasıyla ünlenmiş Antoine Jerome Balard’dan ders almaya başladı. Pasteur bilime daha yakın olmayı arzu ediyor, bilim üretme isteği ile yanıp tutuşuyordu. Çok beklemeden organik kimyanın kurucularından olan ve organik sentezdeki öncü çalışmalarıyla bilinen Jean-Baptiste Dumas’nın laboratuvarında gönüllü olarak çalışmaya başladı. Bu ilk üniversite yıllarında, derslerinden ve laboratuvar çalışmalarından kalan tüm vaktini kütüphanede değerlendiriyor, azmi ve merakı ile dikkat çekiyordu.

Maddeye Dair Sorular! 

“Pasteur! Tüm kabiliyetlerine rağmen hiçbir zaman sıradan bir şey yapmaz. O hep çözülemez soruların çözümüne girişir!’’

Em. Verde

Bu dönemde Pasteur, minerolojiye de inanılmaz bir ilgi duymuştu ama mineroloji tek başına Pasteur’ü pek ilgilendirmiyordu. Asıl merak ettiği soru maddenin iç yapısının dış kristalli formuyla olan ilişkisiydi. Farklı cisimler neden farklı kristal yapıya sahipti? Bir cismin biçimine bakarak içindeki maddenin temel yapısı tahmin edilebilir miydi? Bu sorular, o zaman için çok soyuttu ve toplum için yalnızca yararlı bilgileri savunan kişilerin gözünde abesti. Pasteur’ü ilgilendiren konu, döneminde o kadar karanlık ve anlaşılmaz görünüyordu ki çoğu bilim insanı bu sorulardan uzak durmuştu. Pasteur’e göre, gerçek başarıya ulaşmak için bilim gibi her şeyde de cesaret gerekiyordu. Farklı cisimlerin dış görünüşlerine neden olan maddenin iç yapısı, Pasteur’ün aklını uzun bir süre meşgul etti.

Louis Pasteur 24 yaşında. Öğrencilik Yılları
Louis Pasteur 24 yaşında. Öğrencilik Yılları
Görsel Kaynağı: Charles Lebayle, Public domain, via Wikimedia Commons

Ecole Normale’den en yüksek notlarla mezun olduğunda, aklında sadece bir laboratuvarda araştırma yapmak vardı. Bu sefer şansı yaver gitmişti. Herhangi bir laboratuvarda değil, hayal etmeye bile cesaret edemediği, brom elementinin kaşifi Profesör Balard’ın yanında çalışmaya başladı. 

Molekül Asimetrisi!

“Bizim buralarda Pasteur adında genç bir adam var. Fikirleri çok güzel. Dokunduğu her şeyi aydınlatıyor.”  

Biot

Yakın zamanda, Jean-Baptiste Biot tarafından bazı cisimlerin polarizasyon (kutuplaşma) düzlemini değiştirebildiği anlaşılmıştı. Bu durum, cismin kristalli yapısıyla ilişkilendirilerek maddenin moleküler yapısına ışık tutabilirdi. Pasteur’e göre aynı parçacıklardan oluşan iki cismin çözeltileri ışığa farklı tepkiler veriyorsa bu durum ancak parçacıkların farklı bir şekilde gruplaşması olabilirdi. Polarizasyon düzleminin sapması, kutuplaştırılarak tek bir düzlemde konumlanmış ışığın madde ile etkileşimi sonrası düzlemden kaymasıydı. 

6eba852faceaff0f528ec21dfbdd6bd7f6b3e3f7
Görsel Kaynağı: Optical Isomerism, ChemLibreText

Bu durum, maddedeki atom gruplaşmasındaki asimetriyi göstermeliydi ve eğer bu varsayım doğru ise o zaman ışığa farklı tepkiler veren iki cismin biçimleri aynı olamazdı. Bir çözeltinin polarizasyon düzlemi sapıyor diğerinin sapmıyorsa o çözeltilerden aynı kristaller oluşamazdı. Üzüm asidi ve tartarik asit polarize ışığa farklı tepki gösteriyordu ama kimyasal içerikleri aynıydı. Polarizasyon düzlemi, dönmeyen üzüm asidinin kristallerinin simetrik olduğuna karar verdi ve üzüm asidinden özdeş içerikli iki tartarik asit örneği aldı. Asitlerden birinin polarizasyon düzlemi sağa, diğerinin polarizasyon düzlemi sola dönüyordu! Pasteur yeni özelliklerini keşfettiği bu asitleri “sağ” ve “sol” asitleri diye ayırdı.

iScreen Shoter 20240319231107440

Daha sonraları Pasteur’ün çalışmaları, J.H. van’t Hoff ve J.A. LeBel tarafından devam ettirildi ve stereokimya adında “atom ve moleküllerin uzaysal düzenlenmesini inceleyen” yeni bir kimya dalı bulundu.. Bu bilim dalı maddenin yapısının gizemlerini daha derinden izlememize olanak sağladı. 

Pasteur, atomların bağlanış şekillerinin optik özellikleriyle ve kristal yapısıyla ilişkisini inceleyen ‘’moleküler asimetri’’ öğretisini 1848-1854 yıllarında yirmiden fazla çalışmasıyla oluşturdu. Bu çalışmalar sırasında Strasbourg’ta profesör ünvanını kazandı. Burada Strasbourg Akademisi Rektörünün kızı Marie Laurent ile evlendi. 

Pasteur 28 yaşında. Strasbourg’da Profesörlük Yılları
Pasteur 28 yaşında. Strasbourg’da Profesörlük Yılları
Görsel Kaynağı: Louis Pasteur, Public domain, via Wikimedia Commons

Fermantasyonun Mikrop Teorisi!

‘’Yeni bir bilim doğdu, bu bilim öldürücü ve bulaşıcı hastalıklar hakkındaki bilgilerimizde gerçek bir devrime yol açtı.’’

Pasteur

Bir süre molekül asimetrisi üzerinde yoğunlaştı, ancak bu alanda ilerlemekten vazgeçti. Yeni bir bilim alanına doğru yol almak için yön değiştirdi. Teorik konuların ötesine geçerek daha pratik alanlara odaklandı; bira, şarap, sirke gibi günlük ve basit konulara yönelmiş gibi görünse de aslında durum böyle değildi. “Sağ” ve “sol” asitlerinin bulunduğu bir çözeltide küf mantarının mayalamayı etkilediğini ve bir asidi parçaladığını, diğerine zarar vermediğini gözlemledi. Bu gözlem, mayalanma sürecinde ilginç keşifler yapılabileceği konusunda ona ilham vermişti.

1853 yılında sirke ve alkol imalatı ile ünlü olan Lille Üniversitesine dekan olarak atandı. Tek bir konunun, laktik asit fermantasyonunun, araştırılması için eski çalışmalarının hepsini bir kenara bırakarak yeni bir alana yönelmişti. 

Çürüme ve Bozulma Olayları Nasıl Gerçekleşir?

Etrafımızda gördüğümüz canlı dünyasının tüm dönüşüm ve değişimindeki kaotik olaylar iki kavramla açıklanabilir: yaşam ve ölüm. Canlılar yaşamları boyunca kimyasal ve biyolojik sistemlerini sürdürür, ardından termodinamik yasalarına yenilir ve ölürler. Burada Pasteur’ün de sorduğu bir soru akla gelir. Ölümün getireceği çürüme ve bozulma olayları nasıl gerçekleşir? Sorunun cevabını, insanlığa onun bilimsel çalışmaları getirdi. Pasteur gösterdi ki üçüncü bir dünya daha varmış: yaşam ve ölüm sınırında duran, canlı ve cansız doğanın arasında arabulucuk görevi yapan varlıkların dünyası… 

O zamana kadar biliniyordu ki, fermantasyon olayı mayalanmanın etkisiyle organik maddelerin, örneğin şekerin; alkol ve karbondioksit gibi daha basit bileşenlere dönüşmesiydi ve bu olayın sadece kimyasal olduğu kabul ediliyordu, havadaki oksijenin organik madde üzerinde doğrudan etkisiyle çürüme ve bozulma gerçekleştiği düşünülüyordu. Pasteur, mayalanmanın kimyasal olmadığını, canlı varlıklar nedeniyle gerçekleştiğini ve biyolojik bir süreç olduğunu ilk çalışmalarında fark etmişti. Laktik asit fermantasyonu üzerine çalışmalarına başladı. Laktik asit fermantasyonu, şekerin laktik aside dönüşmesidir ve örneğin sütün ekşimesinde bu olay gerçekleşir. Sütün içindeki şeker aside dönüştüğü için sütteki kazein biter.  

sugar to lactic acid

Laktik asit fermantasyonu sırasında, bulanık, gri renkte bir çökelti oluşur. Mayalanmanın bir yan ürünü zannedilen bu maddeyi Pasteur tüm sürecin kaynağı olduğundan şüphelenerek alıp organik kimyasallar içeren başka çözeltiler içine koydu ve her seferinde fermantasyon gerçekleşti. Bu gri renkteki madde, laktik fermantasyon bakterileriydi. Pasteur, mikropların ilk izolasyon ve üreme deneylerini gerçekleştirmiş, bakteriyolojik tekniklerin ilk adımlarını atmıştı. Pasteur’ün deneylerinde ulaştığı çıktılara mayalanma sürecine mikroorganizmaların sebep olduğu; her mayalanma, çürüme, ayrışma olaylarının birçok farklı tür içerdiği ve hepsinde birçok farklı spesifik mikroorganizmanın rol aldığıydı.

Louis Pasteur Mikroplarla Savasiyor

Fermantasyon teorisi geliştirirken Pasteur, sayısız farklı deney yaptı ve uzun bir süre eski kuramın taraftarları tarafından hedef gösterildi. Fakat rakiplerinin hiçbir savını, hiçbir sorusunu cevapsız bırakmadan onları bilimsel devriminin büyüklüğü altında ezdi. Eski kuram taraftarları hala oksijenin mayalanmada rol alan asıl element olduğunu savunuyorlardı. Pasteur, oksijensiz gerçekleşen şarap fermantasyonu gibi mayalanma süreçlerinde oksijenin mayalanmaya olumsuz etkisi olduğunu ve bu süreçte anaerobik bakterilerin (oksijensiz ortamda gelişebilen ve oksijenden zehirlenen bakterilerin) rol aldığını gösterdi. 

Spontane Jenerasyonun Çöküşü: Pasteur Deneyi

“Beni amacıma ulaştıran sırrı söyleyeyim size. Gücümün tek kaynağı olan azmim.”
                                                                                                                         Pasteur

1857 yılında Lille Üniversitesinden Paris’teki Ecole Normale’e döndü ve yeni çalışmaları için kolları sıvadı. Ancak Pasteur araştırmalarını gerçekleştirmek için çıktığı bu yolda büyük ekonomik sıkıntılarla karşılaştı. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Pasteur’ün çalışmaları yatırım değeri görmüyordu ama araştırmaları Fransa’ya ileride milyarlar kazandıracak olan Pasteur her türlü zorluğa rağmen bir laboratuvar kurdu ve çalışmalarına başladı.

Önceki fermantasyon çalışmalarını da dahil ederek ‘’kendiliğinden türeme’’ sorunu üzerine çalıştı. Canlılarda “spontane jenerasyon” ya da “kendiliğinden türeme” o tarihte kabul edilen, mikropların et suyu gibi cansız organik karışımlarda kendi kendine ortaya çıkmasıydı ve bin yıllık bir problemdi. Pasteur, spontane jenerasyon teorisini çürütmek için ustaca bir deney düzeneği tasarladı. İki kap içine et suyu koydu ve hava girişini sağlayan ancak tozun girmesini engelleyen kuğu boynu şeklinde borular taktı. İlk olarak her iki kabı da steril hale getirdi. Sonra bir kabın boynunu kırdı, diğerini ise dokunmadan bıraktı. Kırılan kabın içinde bakteri oluşumu gözlenirken dokunulmamış olanın içinde hiçbir canlı oluşmadı. Bu deney, canlıların kendiliğinden değil, önceki canlılardan geldiğini kanıtladı. Bu sayede “her canlı kendisinden önceki bir canlıdan gelir” fikri doğrulandı.

Louis Pasteur
Görsel Kaynağı: Kgerow16, CC BY-SA 4.0, via Wikimedia Commons

Mikroplarla Daha Fazla Mücadele!

“Fırsatlar, iyi odaklanmış zihinlerin değerlendirilebilmeleri içindir.”

Pasteur

Sadece besinlerin içerisindeki şekerlerin parçalanmasını değil aynı zamanda tüm ayrışma, çürüme olaylarına canlı varlıkların neden olduğunun ve mikroplar olmadan bu tepkimelerin gerçekleşemeyeceğinin kanıtlanması gerekiyordu. 60’lı yılların başında hastaneleri geziyor; kangren, iltihaplar, enfeksiyonlar üzerine kafa yoruyordu. Bu düşünceler gelecekte tıp dünyasını kökünden değiştirecekti ve o zamanlar bile Pasteur’ün bundan en ufak bir şüphesi yoktu. 

Fakat bu çalışmaları ipekböceklerinde ortaya çıkan bir salgınla kesildi. İpekböceklerinde ortaya çıkan hastalık tüm ipek endüstrisini duraklatmıştı. Avrupa ve Asya’nın büyük bölümünde ipek üretilemiyor, bir ekonomik kriz yaşanıyordu. Pasteur bu konuya bir çözüm bulmak amacıyla çeşitli deneylerle bu hastalığa sebep olan bulaşıcı mikropların yayılma yollarını inceledi ve kaynağın hangi yöntemle yok edilebileceğini buldu.

Bu başarısı Pasteur’e çok büyük bir itibar getirmiş ancak bu yoğun çalışmaları sırasında sağlığını kaybetmişti. Doktorlara göre felç kalma ihtimali yüksekti ve hastalığa yoğun çalışmalarının sebep olduğunu söylediklerinde Pasteur’ün bu konudaki düşüncesi açıktı: “Çalışmalarım sağlığımı tehdit ediyor… Sağlığım zaten onu çalışarak yıpratmam için vardır.” Birkaç yıl bu zorlu hastalıkla mücadele ettikten kendisine büyük bir laboratuvar tahsis edildi. 

Tıpta Devrim!

Tıbbın en önemli dallarından biri, Pasteur’un fikirlerinin etkisiyle değişti. Hastaneler, mikrop yuvalarına dönüşen yara enfeksiyonları nedeniyle korkunç ölümlerle karşı karşıyaydı. 1865 yılında Joseph Lister, yara tedavisi ve cerrahi müdahaleler için “antiseptik yöntem” önerdi. Lister’in bu yöntemi on yıl içinde geniş kabul gördü. Lister, Pasteur’e bulgularını iletirken şunları yazdı: “…çürüme üzerine yaptığınız parlak çalışmalar, benim antiseptik yöntem üzerine yaptığım çalışmalara ilham oldu.” Bu yöntemin özü, çürümeye sebep olan mikropların insan vücudunun derin dokularına ulaşmasını engellemekti. Yaralar, seyreltilmiş fenik asit ile temizlendikten sonra iyodoform veya diğer antiseptik maddeler uygulanıp, ardından fenik asit ile ıslatılmış pamukla pansuman edilirdi. Birçok kanıt, Lister’in lehineydi. Lister, bandajları mikropları yok ederek ve bulaşmayı önleyerek steril hale getiriyordu. Dolayısıyla, enfeksiyonun kaynağının mikroplar olduğu sonucuna varıldı.

İnsanlığın Hastalıklara Karşı En Büyük Galibiyeti!

’Üç bin yıldır var olan tıp biliminin temellerini değiştiren en muazzam devrim, tıp dünyasına yabancı bir insan tarafından, Pasteur tarafından gerçekleştirildi.’’

Paul Brouardel

Şarbon, uzun bir süre dünyanın her yerinde yıkıcı bir hastalık olarak hüküm sürdü. Hastalığın en yoğun olduğu dönemlerde özellikle tarım sektöründe binlerce davar ve sığır telef olurken bu durum yetiştiricilerine de büyük zarar verdi. İnsanlar, hayvanlardan enfeksiyon kaparak korkunç acılar çekerek ölmekteydi. Yıllarca tıbbi deneyler yapıldı ancak hastalığın kaynağının mikroplar olup olmadığı konusunda kesin bir karara varılamadı.

Pasteur Laboratuvarında Deney Yaparken
Pasteur Laboratuvarında Deney Yaparken
Görsel Kaynağı: Britannica Kids, Public domain, via Wikimedia Commons

Pasteur konuyla alakalı deneylerine başladı. Hasta hayvandan alınan bir damla kanı besin bulunan bir sıvıya koydu. Kanda bulunan organizmalar bu ortamda çoğaldı. Bu kültürün bir damlasını yeni tüpün içine, ondan sonra bir sonrakine ve bir sonrakine taşıdı. Böylece ilk kanın izlerini içermeyen saf mikrop kültürü elde edilmiş oldu. Pasteur, bu kültürü hayvanlara aşıladı ve şarbon hastalığına yakalandıklarını gözlemledi. Bu kültürün, kanla hiçbir ilişkisinin olmadığı açıkça görüldü. Şarbona sadece ve sadece bakteriler neden oluyordu. Mikropların salgınla ilişkisi, kusursuz deneyler sayesinde ilk kez kanıtlanmış oldu.

Ancak daha büyük bir sorun hastalığa bir çözüm bulmaktı. Mikropları etkisiz hale getirmek için bir yöntem geliştirilmesi gerekiyordu. Pasteur’ün bugüne kadar çalıştığı konular arasında en karmaşık ve karanlık olanı buydu. Şarbon hastalığı üzerine yaptığı araştırmalarının yanı sıra, “tavuk kolerası” olarak bilinen bir hastalığı daha eklemişti. Bu hastalık, tavukları ve diğer kümes hayvanlarını telef ediyordu. Pasteur, bu hastalığa sebep olan mikrobun saf kültürünü elde etti ve farklı koşullarda kültürü incelemeye başladı. Tavuklara aşılanan taze kültür genellikle onları öldürüyordu. Ancak deney tüpünde üç ay bekletilmiş kültür, hastalık bulaştırıyor ancak ölümcül olmuyordu. Tavuklar hastalanıyor ama bir süre sonra iyileşiyordu. Kızamık ve çiçek hastalığına yakalanmış ve bu hastalıkları yenmiş insan ve hayvanların, en azından bir süreliğine, bu hastalığa karşı dirençli olduğu uzun zamandır biliniyordu. Zayıflatılmış hastalık kültürüyle aşılanan tavuklar da bağışıklık kazanmış olabilir miydi? Pasteur, onlara taze hastalık kültürünü, güçlü zehri, aşılayarak bunu test etti. Tavuklar hastalığa direnç gösterdi! Zayıflatılmış mikrop hastalığa karşı bir ön koruma sağlıyordu!

Louis Pasteur

Tavuk kolerası mikrobunun zayıflatılmış örneklerini Pasteur’den alan veteriner ve çiftlik sahipleri, bu kültürün gerçekten de tavukları hastalıktan koruduğunu görmüşlerdi. Pasteur’ün deneyleri Bilim Akademisine sunuldu. Büyük çapta deneyler gerçekleşti ve Pasteur’ün deneyleri geniş akademik kitle karşısında kanıtlandı! 

Tıp artık hastalıkları tedavi edebiliyordu! Tıbbın binlerce yıl boyunca aradığı hedefe nihayet ulaşılmıştı. Salgın hastalıkların sebepleri bulunmuş ve onlara karşı mücadele yöntemleri geliştirilmişti. Eğer Pasteur sadece hastalığın nedenini bulmakla kalsaydı bile bu keşfi tıpta önemli bir dönüm noktası olacaktı. Fakat o daha fazlasını yaptı; hastalığa yol açan mikropları buldu, mikropları izole etme ve kültür oluşturma yöntemini gösterdi ve mikroplara aşı üreterek hastalığı yendi. Tıp, Pasteur’ün yöntemleri sayesinde otuz yıl içerisinde son üç bin yılda yapılandan daha fazlasını yapmıştı. 

Kuduz Aşısı! 

1857’den 1880’lerin başına kadar geçen kısa bir sürede, önemli gelişmeler yaşandı ve birçok yeni fikir hayata geçirilmeye başlandı. 80’li yıllarda Pasteur’ün fikirleri herkesçe bilinir hale gelmişti. Tıp fakültelerinde bakteriyoloji bölümleri kurulmaya başlanmış, tarım uzmanları topraktaki mikroplar üzerinde çalışmaya başlamıştı. Pasteur’ün teorik ve deneysel tüm çalışmaları, gündelik hayatta bir devrim yaratmıştı. 

Pasteur daha sonra etik kaygıların daha ağır bastığı, insan hastalıklarının daha zor kısmına geçmek istedi. Deneylerinin çoğunun hayvanlar üzerinde yapılabilmesi için hem hayvanları hem de insanları etkileyen bir hastalık aradı. 1880’den itibaren kuduz araştırmalarına odaklandı ve Ulm Sokağı’ndaki laboratuvarını tam bir hayvanat bahçesine dönüştürdü. Kafeslerin içinde hemen hemen her yerde hayvanlar vardı ve çoğu acı içindeydi. Bu hayvanlar, bilim uğruna üzerlerinde deneyler yapılacak kurbanlardı. Pasteur, insanları acımasız hastalıkların pençesine bırakmamak için bu hayvanları denek olarak kullanmak zorunda kaldı.

Albert Edelfelt, Public domain, via Wikimedia Commons
Louis Pasteur Çalışırken, 1885. Yağlı Boya Tablosu.
Albert Edelfelt, Public domain, via Wikimedia Commons

Pasteur, kuduz hastalığını araştırmaya başladığı zaman karşılaştığı büyük zorluklar vardı. Öncelikle, hastalığa neden olan mikrop tespit edilememişti dolayısıyla da izolasyonu mümkün değildi. Ancak Pasteur kuduz zehrini panzehre dönüştürme olasılığı üzerine durdu. Bir dizi deneyin ardından, Pasteur kuduz zehrinin sinir sistemi boyunca, özellikle beyin ve omurilikte yoğunlaştığını keşfetti. Bu, kuduzlu hayvanların sinir hücrelerinde kuduz hastalığının gerçek zehrini keşfettiği anlamına geliyordu. Daha sonra bu zehri zayıflatma yöntemi geliştirdi. Zehir, kuru bir ortamda saklanıyor, kurudukça, zehrin etkisi azalıyordu. Elde edilen bu zehir zararsızdı, ölümcül değildi. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler olumlu sonuçlar vermişti. Artık yeni deneyler insanlar üzerinde yapılmalıydı.

Dokuz yaşındaki Joseph Meister, bir gün okula giderken kuduz bir köpek tarafından saldırıya uğramıştı. Doktor yaraları inceledikten sonra ufak çocuğu, tedavisini mümkün kılabilecek tek kişiye yönlendirmişti: Louis Pasteur. Meister’in annesi oğluyla beraber Pasteur’ün laboratuvarına geldi. Bir süre küçük Meister, Pasteur’ün laboratuvarında düzenli aşılar oldu ve üç hafta sonra sağlıklı bir şekilde taburcu oldu. Genç Meister kuduza yakalanmamıştı. 

Son Yılları

Bu olaydan sonra hastalar ve bu bilim alanı hakkında daha fazlasını öğrenmek isteyen dünyanın her tarafından akademisyenler, Pasteur’ün laboratuvarına akın ediyordu. Pasteur bu gelişmeler sonucunda bir enstitü kurmaya karar verdi ve 2 yıl içerisinde bu bilim merkezi kurulmuştu. Enstitünün kuruluşuna destek verenler arasında Osmanlı padişahı 2. Abdülhamid de vardı. Osmanlı’dan on bin frank yardım gelmiş ve birçok Türk hekim enstitüye gönderilmişti.

Louis Pasteur foto av Paul Nadar Crisco edit
Louis Pasteur, 1895.
Görsel Kaynağı: Paul Nadar, Public domain, via Wikimedia Commons

Birkaç yıl enstitünün başında olan Pasteur’ün hastalığı iyice ilerlemişti ve yaşamının son yıllarını hareketsiz geçirmek zorunda kalmıştı. Arkadaşları Pasteur’den hep aynı şikayeti duyuyordu: ‘’Artık çalışamıyorum!’’ Birçok hastalığın tedavisini mümkün kılan bu bilim insanı 1895’te miras olarak insanlığa bilimini ve keşiflerini bırakarak felce yenildi. 

Günümüzde atölyedeki işçi, laboratuvardaki bilim insanı, tarladaki çiftçi, hastasının başındaki doktor, evcil hayvanının başındaki veteriner, şarap ve bira imalatçıları…Bunların hepsi Pasteur’ün fikirleri tarafından yönetilmektedir.       

Kaynakça ve İleri Okuma

Engelhardt M.A. (2019) Tıpta Devrim Yapan Kimyager Pasteur. Trc. Alyona Kelleci. Ankara: Etkin Yayınevi.

Zamosky, L. (2008). Louis Pasteur: Founder of Microbiology. Amerika Birleşik Devletleri: Capstone.

Pasteur, L. (1996). Germ theory and its applications to medicine & the antiseptic principle of the practice of surgery. Amerika Birleşik Devletleri: Prometheus Books.

Bize Destek Olmak İster Misiniz?

  • Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.

Bağış Yapmak İstiyorum!

Çağatay Dönmez

Merhaba ben Çağatay, ODTÜ Kimya Bölümü lisans öğrencisiyim. Fen bilimleri ve felsefe alanlarında okuyup öğrendiğim şeyleri yazılarımda sizlerle paylaşıyorum. Keyifli okumlar dilerim!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu