Kültür/Sanat

Sırça Fanus ve Varoluşun Dayanılmaz Acısı

🎧 Bu konuyu sohbet eşliğinde öğren · Sırça Fanus ve Esther in Havasız Dünyası
0:00 / 0:00
Yapay zeka ile seslendirildi.

Yalnızlığın yüceliğini ve bizlere verdiği gücü özetleyen bir ton özlü söz vardır. Örneğin Marilyn Monroe, yalnız kaldığı zamanlar için “Kendimi yalnızken yenilerim.” demiştir. Onun bu dediğini destekleyen yüzlerce şair, yazar ve tarihe adını yazdırmış isim vardır. Yalnızlık, bizi güçlendiren ve kimisine göre bize hediye edilen bir aralıktır. Öte yandan, yalnızlığın kendini pek çok formda gösterdiği hüzünlü yanları da vardır.

Yalnızken yalnızsanız, kötü bir arkadaşsınız demektir.

Jean-Paul Sartre

Jean Paul Sartre

Baş Karakterin Gizemi

İşte böyle bir yalnızlığın ve hayattan birçok yönüyle kopukluğun simgesidir Esther Greenwood. O, Camus’nun Mersault’u gibi umursamaz, sönük veya uzak değildir. O, dışarıdan bakana hüzün kokmaz, acısını hissettirmez. Yüzüne bakana; olumlu, mutlu ve esprili görünür ancak işte tam da bu noktada Esther, “Sırça Fanus”un içinde yaşıyordur. Bizim avantajımız ve bu karakteri kavrayışımızı sağlayan; onun hikaye içinde dışarıdan görülen bir karakter değil de zihninin derinliklerini okuduğumuz kişi oluşudur.

Esther genç ve geleceği parlak biridir. Önünde onu bekleyen kötü bir hayat yoktur. Hem profesyonel olarak hem sağlık olarak gayet iyi olabilecek bir yapıdadır. Ne yazık ki onu kötü bir hayata sürükleyen içindeki hüzün ve her an her yerde onu saran yalnızlığıdır.  Kim bilir, belki yazarımız Slyvia Plath de bu hüznün ve yalnızlığın kurbanıdır. Plath’in hayatını yakından incelediğinizde burada “belki” ifadesinin fazla olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz. Hayatın dayanılmaz ağırlığını, bu roman bize Esther ile rahatlıkla gösteriyor. Plath’i ve genel olarak kitabı, yazının ilerleyen kısımlarına bıraktığımızda geriye yazılacak en önemli detay olarak baş kahramanımız Esther kalıyor.

Esther, yalnızlığını bize hissettirirken bundan yakınan biri değildir. Kendisi fark etmese bile, ilgi görmeyen, dışlanan ve istenmeyen biri de değildir. Hatta sıklıkla kendisini isteyeni o istemiyordur. Birisi ona yaklaşınca kaçıyordur. İşte yine bu da Sırça Fanus’un içinin görünmesinden korkmasındandır. Esther her zaman en ulaşılmaz olana yaklaşıyor, en zor senaryoları deniyor ve yakındakine asla rağbet göstermiyordu. İşte ne yazık ki tüm bu özellikler cesaretten değil, yakınlık ve doğallık korkusundandır. Romanın daha en başında kendisini beğenen bir erkek olan Frankie’yi barda reddetmesinden tutun, yine başlarda sırf doğal yüzünü bir kez tam gördü diye arkadaşı Doreen’i tamamen silmesine kadar hızlı karar veren biriydi Esther. Kendisiyle samimi olan ve heyecanını alana kadar Esther’in de istediği arkadaşı Doreen, gizemini yitirince Esther için bitmişti. Yine, kendisine ilgisi kesinleşen Frankie için de öyle. Tüm bu keskin tavırlar Esther’in kabalığından, egosundan veya kötülüğünden değildi.

Esther için hayat o nasıl tanımlarsa tanımlasın kolay olana kapalıydı. Seçtiği adam olan Buddy bile bunun ispatıydı. Başkasıyla beraber olan ve Esther’e ilgi göstermeyen, megaloman denebilecek kadar ben odaklı bir karakter olan Buddy, Esther’in odağıydı. Kişilerle olan ilişkisini geçip ilgi duyduğu konulara geldiğimizde de aynı tempoyla karşılaşıyoruz. Esther’in kitabın çoğu noktasında övündüğü tarafı ölülerden tiksinmeyişiydi ve yine kadın doğumu görmenin onu rahatsız etmemesiydi. Kısacası, Esther hayatı limitlerinde yaşamak istiyordu ancak asıl konforlu alan olması gereken gerçek Esther her zaman uzaklardaydı. İşte içindeki hüznün en büyük nedeni de buydu.

Esther karakteri, her anlamda çok katmanlı bir karakterdir. İlk bakışta görülen eylemlerinin anlamları ile katmanlı bakışımızla ortaya çıkan anlam arasında derin farklar var. Yine aynı örneğe dönersek; barda reddettiği Frankie’yi reddedişine ilk baktığınızda Esther’i yüzeysel ve egolu diye tanımlayabilirsiniz. Kendi tasviri ile Frankie’yi reddedişi tamamen fiziksel nedenlere dayanıyor gibidir. Aynı eylemi Esther’i biraz daha anladıktan sonra ele aldığınızda ise Esther’in tıpkı yazımızın başında da belirttiğimiz gibi yakınlık korkusundan dolayı kendisine gelen herkese gösterdiği sert bir duvarla reddettiğini görüyorsunuz. Bu karakter yapısı aslında dışarı bir kabuk ören, incinmekten korkan küçük bir kızın göstergesidir. Bu yönüyle aslında depresif, çekingen ve hassas bir yapı ortaya çıkıyor. İşte Esther Greenwood tam olarak budur.

Sirca Fanus Slyvia Plath

Eser ve Derdi

En başından gelirsek, her eserin bir derdi vardır. Kimi eser tamamen sanatsal kaygılarla estetik zevkin edebiyata yansıyışıyla ortaya çıkar. Kimi eser milli veya ideolojik amaçlarla yazılır, tüm öğeler bu kaygı ile yaratılır ve amacı mesajını geniş camialara yaymaktır. Kimi eser ise Slyvia Plath’in ifadesiyle “Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” denilerek ortaya çıkar. İşte Sırça Fanus, bu anlayışın eseridir. Belki tam da bu noktada Plath’in de Esther ile benzeyen bir yanı ortaya çıkıyordur. Esther, gerçek benliğini o kadar susturmuş ve derinlere itmiştir ki kitabın ortalarında ve sonlarında bu büyük ve zengin benliğin artık sabretmeyişiyle dışarı karşı yarattığı kabuk çökmeye başlar. Aynı şekilde şu anda bildiğimiz melankolik Plath için de bu kitabı yazmak aynı sesin işidir. Dışarıdan baktığınızda Plath oldukça mutlu bir görüntü çiziyordur. Geçim derdi çekmeyen, sağlıklı, evli ve çocuklu bir kadındır. Şimdi biliyoruz ki gerçek hiç de böyle değildir. Plath, bir nedenden ötürü depresif ve üzgündür. Kısacası, tıpkı Esther gibi ya bu hayattan istediğini bulamamıştır ya da ne istediğini bilmiyordur. Kendine yabancı, sahte ve bu yönleriyle içeride hüzünlüdür. Bu Plath’i en nihayetinde intihara iterken Plath, kendisini yansıtan Esther’i tam olarak belli etmese de intihar dışında biraz daha mutlu bir geleceğe itmiştir. Bir yönüyle kendisini o karanlıktan kurtaramasa bile Esther’i kurtarmıştır. Kitabın sonu muallakta olmakla birlikte Esther’in en azından kitabın sonunda potansiyeli yüksek bir geleceğe gittiğini söylemek mümkündür.

Eserin derdine geldiğimizde başta yaptığım alıntıyı biraz açmak istiyoruz. Plath, bu kitabı bize kalırsa ne feminizm için ne başka insanlar için yazmıştır. Bu tamamen bir iç çığlıktır. Belki yayınlamasının ardında kendi gibilere bir eğilme vardır veya tamamen edebiyat aşkıdır bu neden… Kesin olan şu ki bu kitap tamamen psikolojik ve sessiz bir çığlıktır. Yazmanın ve üretmenin ruhta yarattığı temizlik ve arınma nedeniyle tamamen bir ihtiyaçla yazılmıştır. Tıpkı vücudunda olan eksiklikler nedeniyle bilmeden toprak yahut cam yiyenler gibi Plath de içgüdüsel olarak yazmıştır belki de. Yine kesin olan şu ki, bu kitap bu organik süreçle ortaya çıktığından pürüzsüz görüntüsü daha bir bellidir. Bir diğer deyişle, altında başka bir amaç veya ideoloji bulundurmadığı için Plath’in zihninin izdüşümü apaçık kitabın içindedir. Belki bu nedenle Esther’in hastanede beraber bulunduğu Joan ile Esther’in Plath’in iki görüntüsü olduğunu söyleyenler bile vardır. Joan tıpkı Plath gibi intihar ederken Esther ise Plath’in olumlu senaryoda hayata devam eden hali gibidir. Elbette tüm bu çıkarılan anlamlara net bir cevap bulmamız şu durumda imkansız olsa da bize göre bu derinlikli yapının işaret ettiği çoğu ihtimal olasıdır ve her bir ihtimal esere başka bir derinlik katıyordur.

Slyvia Plath

Sırça Fanus’u Farklı Kılan Nedir?

Birçok eser; tıpkı Sırça Fanus gibi topluma yabancı, dışarıdan harika görünse bile içeride hüznü bünyesine alan bir karakteri işleyebilir. Karakterin Esther gibi iğneleyici olduğu türleri bile vardır. Peki bu yapıda Sırça Fanus neden farklıdır?

Her yazar, yarattığı karakterle az veya çok benzer. Her birinin içinde o hüzün, iğneleyici taraf ve acı tecrübeler bulunabilir. Karakter yazarın kendisi bile olabilir. Sırça Fanus’un bu kitaplardan daha başarılı yaptığı nedir diye sorarsak inandırıcılık bunlardan biri olabilir.

Esther’in tüm bu absürt hareketlerine rağmen okuyucunun Esther’i inanılabilir bulup başına gelen her şeyi kendisine yapılıyor gibi görmesi de bundandır belki de. Kabul etmek gerekir ki yazım teknikleri olarak Sırça Fanus çok özel bir kitap değildir. Normal sayılabilecek bir tekniğe sahiptir ancak kimsenin teknikten inanılmaz etkilendiğini sanmıyoruz. Bu kitabın tekniğinden etkilenen biri için de pek çok kitap yine aynı etkiyi verebilir diye düşünüyoruz. Teknik dışında hikaye, karakter derinliği ve yer yer öznel anlatının kattığı gizemleri düşündüğünüzde her açıdan gerçekçi ve anlaşılır bir yapıda gösteriliyor. Kitap içindeki genel hava her ne kadar romantizm akımının etkisiyle aydınlık resmedilse de hikayenin içine girebildiğinizde oldukça gerçekçi yapıda kurulmuş realist bir roman buluyorsunuz. Bu anlamda Plath’in hüznü hikayeye gerçek temellerle yansıtılmıştır. Plath’in kitaptan çok kısa bir süre sonra intihar ettiğini düşünürseniz hüzünlü yapısına rağmen bunu en güzel şekilde gerçekçi temelden kopmadan, teknik yapıyı tamamen reddetmeden yapabildiğini görüyoruz.

Önemli olan; ortada teknik bir şaheser olmamasına rağmen Sırça Fanus’un okuyucuyu kendine çekebilmesi ve Esther gibi katmanlı bir karakteri anlamak için çaba gösterme isteği bulundurmasıdır. Ayrıca unutmayalım; Sırça Fanus 1963 yılında basılmış görece anlattığı dönemin bize yabancı olduğu bir zamana aittir. O dönemde çizilen kadın portresinin ve kadına olan genel bakışın dönemine rağmen modern bir hissiyatta verilebilmesi de ayrı bir bakış açısıdır. Açıkçası biz, kitabın yazıldığı yıla bakmadan okumayı tamamlamıştık. Plath ile önceden tanışmamış olmamızın avantajıyla ne yazarın trajik sonunu bilerek okuduk ne de yazıldığı dönemi bilerek. Okurken kitabın eskiyi anlattığını anlasak bile kesin bir şekilde yılı anlamak pek kolay olmadı ve bu da bize okurken daha özgür bir bakış açısı sundu. Okudukça kitabın bu zengin portresi daha belirgin hale geldi. Kitapla olan yolculuğumuz tamamlandıktan sonra da hem Plath’in hayatını öğrenebildik hem de edebiyat çevresinin kitaba yaklaşımıyla bakış açımızı genişletebildiğimizi söyleyebiliriz.

Tüm bunlara dayanarak normalde çok sevmediğimiz bir tür olacak bu kitap bize eleştirel gözle okurken bile “iyi bir tecrübeydi.” dedirtebildi. Hem bundan sonra okuyacağımız kitaplarda dikkat etmemiz gereken özellikleri yeniden düşündürttü hem de ön yargılarımızı yok etti. Bu anlamda bu katmanlı hikâyenin herkesle buluşması gerektiğine inanıyoruz. Sırça Fanus, özellikle toplumdan aradığını bulamamış, kendinden uzaklaşmış hisseden ve bir şekilde depresif hisseden herkesin empati kurabileceği bir karakter ve anlatı içeriyor.

Kaynakça ve İleri Okuma

Plath, S. (2013). Sırça fanus: Roman (H. Saraç, Trans.). Kırmızı Kedi Yayınevi.

Bize Destek Olmak İster Misiniz?

  • Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.

Bağış Yapmak İstiyorum!

Tufan Özdemir

Herkese merhaba! Ben Tufan Özdemir. ODTÜ Felsefe bölümü mezunuyum. Çocukluğumdan bu yana felsefe, tarih ve psikoloji alanlarına ilgi duyarım. Doğa Filozofu bünyesinde bu ilgimi sizlerle paylaşmaktan çok keyif alıyorum! Doğa Filozofu bünyesinde Danışman Yazar ve İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak zevkle görev alıyorum!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu