Bir Okuma Rehberi: Varlık ve Hiçlik

Hiç kendinizi, kendi hayatınızın başrolü gibi hissettiniz mi? Bazen bu his içimizi sarar öyle değil mi? Birisini dinlerken, bir işi yaparken ve özellikle başarı anlarında başrol gibi hissederiz.
Jean-Paul Sartre’a göre, aslında hepimiz böyleyiz. İlginç tarafı şu ki biz başrol olsak da herhangi bir senaryo da yazılmamış.
Serimizin bu yazısında, Sartre’ın 1943 yılında yayınlanan “Varlık ve Hiçlik” eseri tam da bu yazılmamış senaryonun, özgürlüğün ve sorumluluğun felsefesini yapacak. Sartre, insanın varoluşunun önceden belirlenmiş bir anlamı olmadığını, tam tersine, ne olacağını kendi eylemleriyle belirlediğini söylüyor. Yani hayat bir yapboz ama parçalar önceden kesilmiş değil; onları biz şekillendiriyoruz. Nasıl şekillendiriyoruz peki? Gelin bunun cevabını birlikte alalım!
Varlık Nedir?
Biliyorsunuz normalde tüm bu eserlerde yazarımızı da yakından tanıyoruz ancak Sartre için daha önce yazdığımız bir yazı olduğu için bu kısmı en azından bu yazı içerisinde atlayacağız. İlgilenen okuyucularımız Sartre hakkındaki yazımızı buradan ziyaret edebilir.

Şimdi eserimize geçerken şunu hatırlatmamız lazım. Varlık ve Hiçlik, birazdan aktaracaklarımızdan çok daha kapsamlı bir kitaptır ancak bu kitabın anlatısı felsefenin şu an bile en karmaşık yerlerine dokunduğu için 3-4 sayfalık bir yazıda özetlemek tam olarak mümkün olmayacaktır. Bol bol ileri okuma bırakacağız ve ilgilenen okuyucularımız oraya yönelebilir.
Şimdi gelin birlikte bu karmaşık kitabı olabildiğince basit bir şekle getirmeye çalışalım. Sartre, bu kitapta insanın varoluşunu, bilincin doğasını, özgürlüğü, sorumluluğu ve başkalarıyla ilişkisini ele alır. Bu zor bir konudur çünkü insanın varoluşu, beraberinde çok fazla kavramı, zihinsel yargıları ve fenomenoloji gibi karmaşık konseptleri de beraberinde getirir. O yüzden gelin basit başlayalım ve varoluş için gerekli olanı Sartre’ın gözünden incelemekle başlayalım: Varlık!
Sartre’a göre varlık üç kategoride olur:
- Kendi içinde varlık (L’Être-en-soi / Being-in-itself)
- Kendi için varlık (L’Être-pour-soi / Being-for-itself)
- Başkası için varlık (L’Être-pour-autrui / Being-for-others)

Varlık Türleri
Bu varlık türlerinin tamamı aslında anlatacaklarımızdan daha ağır olacaktır ancak bu yazının sonunda sadece minik bir baş ağrısı yaşatmak ve daha fazlasını yaşatmamak adına kısa keseceğiz. Sartre’a göre kendi içinde varlık bilinçsiz ve değişmez olan varlıklardır. Bunlar olduğu gibidir. Var oluşunun farkında değildir. Zamanla değişmez veya kendi kendisine eylemler almaz. Bu tarz varlıkları taş gibi düşünebiliriz. Nasıl ki en azından bizim bildiğimiz duruma göre taş kendisinin taş olduğunu bilmez. Bulunduğu yerin nasıl olduğunu önemsemez ve kendiliğinden değişmez. İşte bu tarz varlıklar kendi içinde varlıklardır.
Kendi için varlık ise bundan farklıdır. Bu varlık türleri bilinçlidir. Kendi varlığını sorgulayacak zekaya sahiptir. İşte insan bilinci böyledir. Kendini sorgular, istediği kararı vermekte özgürdür ve birazdan açıklayacağımız zor bir kavramı içinde taşır: Hiçliği!
Bu “hiçlik” kısmını çok az bekleteceğiz. Onu unuttuğumuzda öne ne çıkıyor? Kendi varlığını sorgulama kısmı biraz daha öne çıkıyor değil mi? Mesela bir doktor, “Ben doktor muyum?” diye kendini sorgulayabilir. Bir taş ise “Ben taş mıyım?” diye düşünemez.
Bir diğer fark ise kendi için varlıkların değiştiğidir. Hatta Sartre bunu “İnsan, olduğu şey değildir ve olmadığı şeydir.” sözüyle ifade eder. Demek istediği şey insanın devamlı olarak bir değişim içinde olduğudur.
Geldik son varlık türümüze: Başkası için varlık.

Bu varlık türüne de şaşırabilirsiniz ancak yine insandır çünkü insan sadece kendisini şekillendirmez, başka insanlar tarafından da şekillendirilir. Başka insanlar bizim özgürlüğümüzü sınırlayabilir, vereceğimiz kararları etkileyebilir ve bağımsızlığımıza gölge düşürebilir. Sartre, bu yönüyle insanın hem “kendi için varlık” hem de “başkası için varlık” olduğunu söyler. Örneğin, bir odada yalnızken rahat oturmanız, istediğinizi giymeniz ve istediğinizi yapmanız ancak odaya biri girdiği anda tüm hareketlerinizi ona göre şekillendirmeniz bunu gösterir.
Bir diğer deyişle başkalarının bakışı, insanı nesneleştirebilir. Bir kadın, erkeklerin bakışları altında kendisini sadece bir “nesne” gibi hissedebilir. Bir işçi, patronunun bakışı altında sadece bir “çalışan” gibi görünebilir.
Hiçlik
Geldik zor kısma! Hiçliği anlatmak zor, öyle değil mi? Zihnimiz hep var olanı ele alır ve öyle tanımlar. Peki ya yokluk? Üstelik bir de Sartre gibi anlaması bazen zor olan bir filozofla birleştiğinde… Anladınız değil mi? Yine de bu yazıda mümkün olduğu kadar basit şekilde ele alacağız.
Sartre’a göre insanın varoluşu, hiçlikle iç içedir. İnsan, kendi içinde bir eksiklik hisseder çünkü tam ve belirlenmiş bir varlığa sahip değildir. Sartre, Tanrı’ya inanmadığı için önceden belirlenmiş bir kadere veya hayat amacı gibi kavramlara da inanmamış olur. Tam da bu nedenle içimizde hep bir boşluk vardır. Bu boşluğu anlamlı bir şeye çevirmek bizim elimizdedir. Bir diğer deyişle, insan doğuştan belirlenmiş bir özle gelmez ve sürekli bir anlam yaratma sürecindedir. İçimizdeki o boşluk nedeniyle de herhangi bir yolu takip etmek zorunda değilizdir yani özgürüzdür. Devamlı boşluğu kapatmak durumunda kaldığımız için de Sartre, bu durumu “insanın özgürlüğe mahkum olması” olarak tanımlar.
Özgürlük
Sartre, içimizdeki hiçliğin yarattığı sonsuz bir özgürlükten bahseder. İnsan, doğuştan belirlenmiş bir “öz” ile doğmadığı için önceden konulan bir kimliği veya rolü de yoktur. Bu yüzden insan kim olduğunu kendisi belirler. Bu süreçte de tüm seçimlerinden kendisi sorumlu olur.
Yani kısacası insan, özgürlükle ödüllendirilmemiştir, mahkum olmuştur. Özgürlüğün getirdiği sorumluluğa, vereceği kararların sonucuna ve bunun getireceği acılara mahkum olmuştur.
Sonuç olarak Sartre, “Özgürlüğe mahkûmuz” derken pek şaka yapmıyordu çünkü var olmak, sürekli seçim yapmak ve bu seçimlerin sorumluluğunu taşımak demek. Kendi hayatımızı yazan yazar da biziz, oynayan oyuncu da. Ama işin ilginç yanı şu: Başkalarının bakışı, özgürlüğümüzü kısıtladığında bazen kendimizi bir kukla gibi hissediyoruz. Sartre’ın dediği gibi, “Cehennem başkalarıdır.” Ama belki de bu cehennemi bir sahneye çevirip, kendi varoluşumuzu en iyi şekilde sahnelemek elimizdedir. Peki, siz sahnede hangi rolü oynamayı seçiyorsunuz?
Kaynakça ve İleri Okuma
Baldwin, T. (2025, 28 Ekim). Jean-Paul Sartre. Britannica. https://www.britannica.com/biography/Jean-Paul-Sartre
Sartre, J.-P. (t.y.). Being and nothingness: An essay on phenomenological ontology
The Editors of Encyclopaedia Britannica. (2025, 28 Ekim). Being and Nothingness. Britannica. https://www.britannica.com/topic/Being-and-Nothingness
Then & Now. (2019, 27 Ekim). Sartre’s Being and Nothingness – An introduction [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=uv2fgsaoJac
Zunjic, S. (t.y.). Sartre’s Being and Nothingness. https://web.archive.org/web/20120825085107/http://www.uri.edu/personal/szunjic/philos/being.htm





