1960-1980 Dönemi Türkiye


Adnan Menderes ve Demokrat Parti döneminden sonrası, Türkiye için bir süre toparlanma dönemi olacaktı. Aslında 1960 ve sonrası sadece Türkiye için değil, tüm dünya için de benzeri görülmemiş bir dönemdi. Dünya düzeni değişiyordu. Soğuk savaş dönemi başlamış, Amerika ve Sovyetler arasında bir hat oluşuyor gibiydi. Bu da hâlihazırda darbe görmüş Türkiye için yeni bir 10 yıl başlatmış oldu.
Darbenin Yankıları
1960 darbesi birçok insan için tartışmalıdır. Elbette 1980 darbesi için de aynısı söylenebilir ancak buradaki tartışma ile 1980 darbesi için olan tartışma da farklıdır. Tarihçiler, 1980 darbesini genelde iki şekilde yorumlar: Asayiş için gerekli bir darbe veya yanlış yönetilen bir darbe olarak ağır bir sıkıyönetim.
1980 darbesi, bir tarafta asayiş sağlandığı için memnun olan bir kesim, bir tarafta da baskı yönetimi oluştuğu düşüncesiyle memnuniyetsiz olan bir kesim bırakmıştı. 1960 darbesi de 1980 darbesi gibi iki kutup yaratmıştı ancak tarafların düşünceleri taban tabana zıttı. Bir taraf, darbenin Demokrat Parti’ye değil cumhuriyet ve demokrasiye darbe olduğunu savunmuştu. Diğer taraf ise, demokrasiyi sağlayan devrimci bir darbe olduğunu savunmuştu. Hangi tarafın haklı olduğundan bağımsız olarak, ordu Demokrat Parti’yi yönetimden almış ve bu sırada 14 kişi idam edilmişti. Bu idamlar arasında dönemin başbakanı Adnan Menderes de vardı.

Bu olaylar sonrasında ordu, dikkatini düzeni sağlamaya ve mahkemeleri organize etmeye vermişti. Bu sırada dikkat çeken olaylardan birisi de, 1961’de Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) kurulmasıydı. Daha önceki yazılarda belirttiğimiz gibi Cumhuriyet Halk Partisi, 1945-1950 arasında sol parti olarak yalnız kalmak istiyordu; böylece o kesimi tamamen kendisi temsil ediyordu. Artık TİP’le beraber CHP’nin de solunda yer alan bir parti kurulmuştu.
“Peki Demokrat Parti’ye ne oldu?” diyebilirsiniz. Elbette darbe sonrası DP kapatıldı. Ancak, destekçileri bitmemişti. DP kapatıldıktan sonra onun içinden doğan iki parti ortaya çıktı: Adalet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi. Bu iki partiden özellikle Adalet Partisi ilerleyen dönemlerde etkili olacaktı. Tabii o günler gelene kadar bir düzen kurulacaktı. 1961 yılında ordu darbenin etkilerini kaldırmak amacıyla yeniden yönetimi halka bırakmak istedi ancak cumhurbaşkanı olarak Cemal Gürsel’i yani 27 Mayıs Darbesi sonrası oluşturulan Millî Birlik Komitesi başkanını getirdi ve başbakanlık koltuğuna da 1961-1965 dönemleri arasında İsmet İnönü oturdu. İşte tam da bu 4 yıllık dönemde Adalet Partisi’nde yepyeni bir isim yükseliyordu: Süleyman Demirel.

1965-1971 Dönemi Süleyman Demirel
Adalet Partisi, 1965 seçimlerini kazanarak iktidara geldi. Bu da Süleyman Demirel’i yeni başbakan yapıyordu. Aynı sırada cumhurbaşkanlığına da Cevdet Sunay gelmiş oldu. Demirel ve AP, bu dönemde DP’nin siyasi görüşlerini devam ettirmişti ve elbette çağ dışı olarak görülen idamların da hesabını sormuştu. Görüldüğü üzere, halkın düşüncesi hâlâ DP’den çok uzak değildi. Bunda idam ve darbenin de payı olduğu düşünülebilir. Halkın bunu bir haksızlık olarak gördüğü ve bu nedenle de Adalet Partisi’ne yöneldiği iddia edilebilir.
Süleyman Demirel, 1961 Anayasasını büyük ölçüde eleştirmişti. Bu sırada, dünya üzerinde büyük bir sağ-sol hareketliliği başlamıştı. Üniversite gençliği üstünden başlayan hareket zamanla yayılmıştı. Aslında bu hareket başlayalı çok olmuştu ancak yankıları Türkiye’ye 1965 sonrası ulaşmıştı. Elbette sol hareketin yayıldığı bu üniversite hareketlerinden Adalet Partisi gibi sağcı bir parti memnun olamazdı. Aslında sol hareket sokaklarda artsa da siyasette solcu partiler geriliyordu. 1961 seçimlerinde %37 oy alan CHP, 1965’te %29’a kadar gerilemişti. TİP ise %3 gibi bir oy oranına sahipti. 1969’da daha çok gerilemişlerdi. AP ise %47 oy almıştı. Kağıt üstünde AP için bu oy oranı çok iyi olmakla beraber, üniversite hareketleri ve iktisadi sorunlar geleceklerini riske atıyordu. Bu sırada Adalet Partisi içinde sorunlar ortaya çıktı. Demirel’in tarımı boşladığını ve sanayiyi desteklediğini düşünen isimler belli yolsuzluk iddiaları da ortaya atarak AP’den ayrıldı ve yeniden Demokrat Parti’yi kurdular. (18 Aralık 1970)
1970-1980 Dönemi
Ne yazık ki buradan sonra Türkiye’de tam anlamıyla bir iç bölünme yaşanmıştı. Önce işçiler Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) karşı hazırlanan bir yasa tasarısını protesto etmek için sokaklara döküldü. Aynı zamanlarda bağımlı veya bağımsız olaylar sayılabilecek banka soygunları ve ABD’ye yönelik büyük eylemler başlamıştı. İşler AP için de Türkiye için de iyiye gitmiyordu. Yine bu dönemde öğrenci isyanları da başlamıştı. Bu isyanları arttıran bir olay daha gerçekleşti. 4 ABD’li subay kaçırıldı ve ODTÜ’de oldukları düşünüldüğünden, güvenlik güçleri bu subayları okulda aramak istedi. Bu da direnişle karşılandı. En sonunda ordu, bir muhtıra verdi. Ordu, hükûmeti suçluyordu. En sonunda bu nedenle Süleyman Demirel, istifa etmek zorunda kaldı. (1971)
Ne yazık ki buradan sonraki 9 yılda kayda değer bir gelişme olmadığı gibi karışıklık daha da artmıştı.

Yukarıdaki tabloda da görebileceğiniz gibi buradan sonra ülkede siyasi açıdan bir düzensizlik hakim oldu. Seçilen partiler (en sağ sütun) devamlı değişiyordu ve bu yalnızca 9 yıllık bir dönemdi.
Olaylar Sırasında CHP
Bu sırada CHP’nin halini kısaca açıklamakta fayda olabilir. CHP, İnönü önderliğinde “ortanın solu” adını verdiği bir yere oturmuştu. Bu da oyları düşürmüştü. (1965 ve 1969 seçimleri) CHP, 1971 darbesini hoş karşılamamıştı. Muhalif durumda olmalarına rağmen, darbeyi DP’ye karşı yapılan bir darbe olarak değil, Anayasal düzene karşı yapılan bir darbe olarak görüyorlardı. İnönü de aynı durumdaydı ve darbeyi desteklemiyordu. Ancak, ordu Nihat Erim’i başbakan yapınca İnönü’nün tavrı yumuşamıştı ve orduya destek vermeye karar vermişti. Bu da parti içinde sonradan çok etkili olacak birini rahatsız etmişti: Bülent Ecevit.
Ecevit, gerekçe ne olursa olsun, bu darbenin Demirel’e değil tüm partilere yapıldığını düşünüyordu. Anayasal düzene karşı bir darbe olduğuna inanıyordu. İnönü, Nihat Erim’e verdiği destekle beraber pek çok kişiye göre sağa kaymıştı. Ecevit’in genel sekreterlikten istifası sonrası CHP içinde de iç bölünme artmıştı.

Bu noktada, CHP içinde seçim dönemi gelirken Ecevit-İnönü kutbu oluşmuştu. İnönü açıkça rest çekerek “ya o ya ben” demiştir. Sonuçta Ecevit seçilmişti. Bu da CHP içinde 33 yıl süren İnönü dönemini bitirmişti. Ecevit, Demirel ile iş birliği yaparak Fahri Korutürk’ün cumhurbaşkanı seçilmesini sağlayarak ordunun adayı sayılabilecek Faruk Gürler’in seçilmesini önledi. Bu şekilde 1973’te ordu yönetimden çekildi. Ordunun yönetime dönmesi uzun sürmeyecekti. Aynı yıl olan seçimlerde Ecevit’in CHP’si %33,3, Demirel’in AP’si de %29,8 oy aldı. Fark çok azdı. Buradan sonra da pek artmayacaktı. Bu sırada ilginç bir gelişme yaşandı. CHP, o dönemlerde islamcı yapıdaki Milli Selamet Partisi ile karma hükûmet kurdu. Kararlar da bu bazda alınmış oldu.
Kıbrıs Sorunu
O sıralarda Ecevit’in Amerika ile temasları bulunuyordu. Dışarıyla görüşmeler hız kazanmıştı. Bu görüşmeler çoğunlukla iktisadi olarak toparlanmayı sağlıyordu ama bir dış gelişme vardı ki o görüşmelerle çözülmeyecekti: Kıbrıs sorunu.
Daha önceki yazılarda Kıbrıs sorununa değinmiştik. O dönemde İngiltere, çözüm olarak hem Türkiye’nin hem de Yunanistan’ın ada üstünde çeşitli hakları olmasını ve temsilciler çıkarmasını çözüm olarak görmüştü ancak o çözüm uzun süre işlemedi. Çok geçmeden iki taraf da ada üstüne çıkarmalar yaptı ve görüşmelerle olay tatlıya bağlanmaya çalışıldı ancak yine sonuç alınamadı. En sonunda 15 Kasım 1983’te bu sorun çözülecekti ve KKTC bağımsız bir devlet olacaktı.
1980’e Doğru
Bu sırada 1983 öncesi iki kez barış harekâtı yapan Türkiye’de Ermeni sorunu baş gösterdi. Bu harekâtlara tepki olarak ortaya çıkan hareketlerle beraber iç karışıklıklar başladı. Aynı sırada bu barış harekâtlarına bir tepki de Ecevit’in normalde yakın temasta olduğu ABD’den geldi. ABD, Türkiye’ye 1974’ten 26 Eylül 1978’e kadar ambargo uyguladı. Aynı sırada Milli Selamet Partisi ile daha fazla devam edemeyen Ecevit, istifa etti. (1974)
Bu sırada seçime gidilse de kimse hükûmet kuramadı. En sonunda Demirel, DP’yi yanına almayı başardı ve 1975’te yeniden iktidara geldi. Tabii bunu yapmak için Demirel, kutuplaştırma politikası izlemek zorunda kalmıştı. DP başka türlü kendisiyle yan yana gelmiyordu. Bu kutuplaşma çok geçmeden öğrenci ve işçi hareketlerini de hızlandırmış oldu. Gün geçtikçe sağ-sol arası açılıyordu.
Daha sonrası ise tam olarak bir karışıklıktan ibaretti. Yeni seçimlerde AP oy oranı düşse ve CHP %41 alsa da güvenoyu alamamıştı ve yine hükûmeti kuramamıştı. Asıl karışıklık bu değildi. Artık sağ-sol hareketleri öyle bir noktaya gelmişti ki sokakta insanlar ölüyor, millet yalnızca kendi görüşündekilerle yan yana geliyordu. Bunun ardından, kararın doğruluğu ve yanlışlığı bir yana, ordu yeniden devreye girdi ve 1980 darbesi gerçekleşmiş oldu.
Kaynakça ve İleri Okuma
Arcayürek, C. (1985), Demirel Dönemi 12 Mart Darbesi 1965-1971, Ankara, Bilgi Yay
Akşin, Sina. “Kısa Türkiye Tarihi (26. Basım).” Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul (2019).
Temel, M., & Doğaner, Y. (2022, September 23). 27 Mayıs 1960 Darbesi. Atatürk Ansiklopedisi. https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/27-mayis-1960-darbesi/
YouTube. (2019, March 7). 12 Mart 1971 Muhtırası Nasıl Verildi? | 32. Gün Arşivi. 32. Gün YouTube Kanalı. https://www.youtube.com/watch?v=vTG9BSqGOEE
Bize Destek Olmak İster Misiniz?
- Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.
- Daha detaylı bilgi almak için “Bize Destek Olabilirsiniz!” sayfamızı inceleyebilirsiniz!






