TarihTürkiye Tarihi

İsmet İnönü Dönemi Türkiye (1938-1950)

🎧 Bu konuyu sohbet eşliğinde öğren · Savaşın kıyısında Türkiye nin ayakta kalma satrancı
0:00 / 0:00
Yapay zeka ile seslendirildi.

Türkiye tarihi için İsmet İnönü her zaman tartışmalı bir figür olmuştur. Kimileri onu Atatürk’ün ardından gelen ancak yerini dolduramayan, hatalı kararlar veren bir lider olarak tanırken kimileri için de İsmet İnönü, o dönemde yapılabilecek hamleleri en doğru şekilde yapan bir lider olarak tanınır. Bu yazı boyunca, yaşanılan olayları objektif bir şekilde size aktarmaya çalışacağız.

1938 Öncesi İnönü (1923-1938)

İsmet İnönü, 1884 yılında İzmir’de doğdu. Tıpkı Atatürk ve Atatürk’ün diğer dostları gibi askerliğe ve vatanına gönül vermiş bir adamdı. O da eğitimi sonrası ilk kez I. Dünya Savaşı’nda boy gösterdi ve ardından Atatürk’e katılarak direniş hareketine katkıda bulundu. İnönü, Kurtuluş Savaşı’nda kumandanlık yapmakla birlikte hem Mudanya görüşmeleri hem de Lozan Antlaşması sırasında büyük rol oynadı. Bu anlaşmalar sırasında Atatürk’e ve Türkiye’ye müzakere yeteneğini ve bürokratik başarılarını gösterdi. 

İsmet İnönü ve Celal Bayar (1934)
İsmet İnönü ve Celal Bayar (1934)

Hemen her alanda Atatürk’ün yakınında durdu ancak ilişkileri her zaman iyi olmadı. Atatürk, 1925-1937 arası İsmet İnönü’yü başbakan olarak yanında tutmuştu. İnönü, Şeyh Sait İsyanı sonrası başbakan oldu ve Atatürk ile özellikle 1934 sonrası başlayan anlaşmazlıkları ile 1937 yılında yerini Celal Bayar’a bıraktı. İki dostun arası fikirsel anlaşmazlıklar ile açılsa da dostluk anlamında büyük sorunlar yaşanmadı. 1938 yılında Atatürk’ün ölümüyle İsmet İnönü 12 yıllık cumhurbaşkanlığı sürecine başlamış oldu.

İnönü, önce Celal Bayar’ı yeniden başbakan yaptı ancak Bayar’ın kişisel hayatındaki sorunlar bu sürecin kısa sürmesine neden oldu ve yerini Refik Saydam’a bıraktı. İnönü, birlik ve beraberlik sağlamak amacıyla Kâzım Karabekir ve Fethi Okyar gibi eski CHP’lileri yeniden partiye getirdi. Demokrasiyi en üst düzeyde tutmayı amaçladı ancak bu sırada dışarıda büyük bir risk vardı.

2. Dünya Savaşı Dönemi (1938-1945)

İnönü gerçekten zorlu bir pozisyonu devralmıştı. Atatürk’ün yerini doldurmanın zorluğu yetmezmiş gibi bir de 2. Dünya Savaşı çıkmıştı. Türk ordusu gelişmişti ancak savaşa girecek durumda değildi. Hatay henüz kazanılmıştı ve Türkiye diplomatik olarak yeni yeni bir güç olmuştu. Bu sırada İnönü, karşısında dört olası düşman gördü. İngiltere, Almanya, İtalya ve Sovyet Rusya. Bu ülkelerden İtalya, yakamızdan çabuk düştü. Zira onlar savaşı çok uzun süre sürdüremedi. Asıl dertleri Türkiye değildi ancak kalan üç ülke 1945’e kadar yakamızdan pek de düşmeyecekti. 

Ismet Inonu Moskova

Almanya’nın hızla büyümesi ve Yunanistan’ı da mağlup ederek topraklarını ele geçirmesi Türkiye ile bir savaşın ne kadar olası olduğunu bir kez daha bize hatırlatmıştı. Bulgaristan da Almanya ile beraber olduğu için Türkiye Almanya ile sınırdaş olmuştu. Sovyetler de pek yardımcı olmuyordu. Onlar da genişliyordu ve Türkiye Kuzey Batı ve Kuzey Doğu taraflarından iki olası düşmanla göz göze gelmişti. Bu sırada İngiltere de Türkiye’yi kendi yanında savaşa çekmek istiyordu ancak İnönü hem askeri hem de ekonomik olarak Türkiye’nin yeterli olmadığını biliyordu. Elbette zorunlu bir savaşa girme ihtimali bulunduğu için de ülke içinde çok sert ekonomik politikalar uyguladı. Savaş ekonomisi uygulanıyordu. 

Savaş Dönemi Ekonomisi

Bu sırada bu kararı başlatan Refik Saydam hayatını kaybetti ve yerine 1942 yılında Şükrü Saraçoğlu geldi. Saraçoğlu görevi devralana kadar Saydam döneminde birçok mal ulaşılamaz hale gelmişti. Üretim yetersizdi. Bu nedenle Saraçoğlu fiyatları serbest bıraktı. Bu malları pazarlara getirse de bu sefer yeni bir sorun yarattı ve tüccarların durumu iyileşirken halkın durumu kötüleşti. Pazar hareketlendi ancak alım gücü çok düştü. Hemen ardından bunu kontrol altına almak için de meşhur “Varlık Vergisi” çıkarıldı. Bu vergi yüksek gelirlilere uygulanan büyük bir vergiydi. Tabi pek olumlu sonuçlar vermedi ve 1944 yılında bu vergi kaldırıldı. Ardından da 1943’te Toprak Mahsulleri Vergisi Kanunu getirildi. İnönü o dönemde bu uygulamalardan şüphe etti mi veya tamamen arkasında mıydı bilinmez ancak iki vergi de halkta ağır sonuçlar doğurmuştu ve o dönem için devlet savaşa ekonomik olarak hazırlanmayı hedeflese de halkı çok yordu. Bu da halkın İnönü dönemine dair kıtlık dönemi demesini sağladı. İnönü bu durumu şu sözlerle anar: Ben sizi aç bıraktım ama babasız bırakmadım.

Köy Enstitüleri

Şüphesiz günümüzde en çok anılan kurumlardan birisi de Köy Enstitüleridir. 1940 yılına geldiğimizde şehir hayatı gelişse de köy hayatı 1900’lerin başıyla hemen hemen aynıydı. Elektrik yoktu, devrimler köylerde uygulanamıyordu. Yani cumhuriyetten uzak bir ortam vardı. Yollar bile düzgün değildi. Bu nedenle köyde gelişme olmuyordu. Bu durumu çözmek için 1940 yılında Köy Enstitüleri Kanunu kabul edildi ve Tarım Bakanlığı köylerde bu enstitüleri açmaya başladı. Burada amaç köylünün kendi işine yarayacak birçok kavramı ve yolu buralarda öğrenip kalifiye hale gelmesiydi. Teknik tarım ve cumhuriyetin değerlerini buralarda öğreniyorlardı. Tartışmalı bir konudur ancak bu enstitüler 1954 yılında birçok nedenle kapatıldı. (O nedenleri Adnan Menderes dönemi Türkiye adlı yazımızda detaylı bir şekilde görebilirsiniz.) 

Koy Enstitusu

Yeniden 2. Dünya Savaşı

İnönü içeride sert ekonomik politikalar uygulatırken dışarıda büyük fırtınalar kopuyordu. Almanya, İngiltere’yi bombalamıştı. İngiltere de Berlin’i. Yine de bu denge içerisinde İnönü hemen hemen tüm taraflarla defalarca görüşmesine rağmen savaşa girmemeyi sağladı. Üstelik bu tarafsızlığı korurken de hiçbir devletle büyük sorunlar yaşanmamasını da başardı. Türkiye, savaş boyu Almanya’ya krom satmıştı ve bu belirli yerlerde bir argüman olarak kullanılmasına rağmen İnönü bunun da bir sorun olmasına izin vermedi. Almanya’nın mağlubiyeti kesinleştiği sırada Türkiye, göstermelik olarak Almanya’ya savaş ilan etti ve kazanan devletler arasında resmi olarak göründü. Bu şekilde de Birleşmiş Milletler’e katıldı. Elbette sonrasındaki anlaşmalar da Türkiye’ye somut bir katkı sağlamadı. İnönü bu dönemde herhangi bir macera kovalanması durumunda milli mücadele sırasında elde edilenlerin kaybedilebileceğini düşünmüştü kaldı ki bu sav da birçok tarihçi tarafından tasdik edildi. Bu şekilde İsmet İnönü döneminde Türkiye, çalkantılı 7 yılı geride bıraktı ve savaşa girmeden dönemi tamamladı.

Çok Partili Dönem

İnönü, Atatürk’ün daha önce 2 kez cumhuriyetin gereği olarak görüp denediği çok partili rejimi savaş sonrası yeniden denemeye karar verdi ancak bu sürecin hemen öncesine küçük bir göz atalım. 2. Dünya Savaşı iki ideoloji dünya tarafında öfkeyle karşılık buldu: Faşizm ve Sosyalizm. 

Türkiye içerisinde özellikle Sosyalizm sıkı bir şekilde reddedildi ve sosyalist düşünceler kısıtlandı. Türk Ceza Kanunu içerisinde bile komünizm propagandası 15 yıla varan bir ceza ile yerini buldu. Burada korku yine olası bir hareketlenme ve isyandı. 

Ismet Inonu Konusma Yaparken

Aynı sırada İsmet İnönü, tarım konusunda belirli zenginlerin küçük çiftçileri engellemesinden dolayı topraksız çiftçiye toprak sağlayacağını açıkladı ve Çiftçiyi Topraklandırma Kanunukabul edildi. Bunu yaparken büyük toprak sahiplerinin topraklarının bir kısmını ellerinden alacaktı. Doğal olarak büyük toprak sahipleri –ki aralarında Adnan Menderes de vardır- bu duruma tepki gösterdi ve siyasi olarak büyük yankılar uyandırdı. İnönü’nün belki de en sıkı tuttuğu ve taviz vermediği projesi budur. 

Bu ışıkta İnönü, sıkı tuttuğu projesine tepki gösteren CHP’lileri de yeni bir parti kurmaya teşvik etti ve Demokrat Parti kuruldu. Demokrat Parti büyük ölçüde iktisadi kaygılar nedeniyle kuruldu. Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu bu partinin kurulmasında çok etkili oldu. Demokrat Parti, CHP’den çok önemli isimlerin geçtiği bir partiydi ve Celal Bayar partinin genel başkanıydı (1946-1950).

Tabi bu isimler partiyi kurması için kışkırtıldı veya teşvik edildi. Mesela Adnan Menderes, eleştirel bir yazısı nedeniyle partiden ihraç edilmişti. Celal Bayar ise tamamen teşvik yoluyla Demokrat Parti’ye geçmişti. İnönü muhalefet istiyordu. Tüm solu CHP tuttuğu için de sağcı bir yaklaşım benimsemek Demokrat Parti’ye kalmıştı. CHP, 1946 yılında tüm sol partileri kapatarak mutlak sol oldu. Kendi içinden çıkan isimlerin de DP’ye geçmesiyle yine çok aksi bir muhalefet olmayacağını ummuş olabilirler.

1946 Seçimleri

Bu ışıkta Türkiye ilk kez 1946 yılında seçimlere girdi ancak bu seçimlerin şu anki gibi olmadığı görülüyor. DP resmi olarak 7 Ocak 1946’da kuruldu ve normalde 1947 yılında yapılacak seçim bir anda öne alındı ve 21 Temmuz 1946 yılında seçim yapıldı. Oyların açıkta verildiği ve gizli sayıldığı bir seçimdi. Bunun üstüne sisteme göre bir parti tek ilde 1 oy fazla alarak bile kazansa o şehrin bütün milletvekilleri o partinin oluyordu. Bunun sonucunda 465 milletvekilinin yalnızca 66 tanesi DP’den çıkmıştı. Bu anlamda ilk seçimin pek hakkaniyetli yapılmadığı söylenebilir. 

Ismet Inonu Konusma Sirasinda

1946-1950 Dönemi

Bu dönemde hiddetlenen bir Demokrat Parti ile arabulucu bir İsmet İnönü vardı. Başbakan Recep Peker ile DP arasında büyük bir öfke vardı. Peker, çok partili rejime karşıydı. DP üstüne de çok gidiyordu. Öyle ki, Peker’in bir konuşmasında kullandığı ifadeler üstüne DP meclisi terk etmişti. İnönü bunun sonucunda arabulucu oldu ve iki tarafı da sakinleştirdi. Yine de Peker’in öfkesi dinmemişti. Çıkacak sorunları öngören İnönü, Peker’in üstüne gitti ve en sonunda Peker istifa etti. 

Yerine Hasan Saka geldi (1947). Hasan Saka da tam olarak etkin bir rol üstlenemedi ve 1949 yılında istifa etti. Bu sefer yerine Şemsettin Günaltay geldi. Günaltay diğerlerinden farklı olarak İslamcı geçmişten geliyordu. Onun uygulamaları Türkiye’de dinin uygulanmasına dairdi. Şemsettin Günaltay, İnönü Döneminin son başbakanıydı. Bu sefer yargı denetimi olan ve sağlam usullü bir seçim ülkeyi bekliyordu.

14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde DP, %55 oy alarak başa geçmişti. CHP %41 almıştı. Hala güçlü bir CHP vardı ancak iktidar değişmişti. Başbakan Adnan Menderes, Cumhurbaşkanı da Celal Bayar olmuştu. Buradan sonra 10 yıl sürecek bir Demokrat Parti iktidarı olacaktı.

Adnan Menderes, Celal Bayar, İsmet İnönü
Adnan Menderes, Celal Bayar, İsmet İnönü

İnönü Dönemi

İnönü Dönemi’ne genel olarak baktığımızda 12 yıllık dönemin 7 yılı 2. Dünya Savaşı ile geçmişti. Ekonomik olarak tartışma uyandıran bir politika izlemişti ancak savaşa girmemeyi başarmıştı. Ardından gelen dönemde çok partili dönemi başlatmayı amaç edinmişti ve CHP ile DP arasında uzlaştırıcı bir rol oynamaya gayret etmişti. İnönü daha sonra 1961-1965 yılları arasında da başbakanlık yapacaktı. 1950-1960 yılları arasında da aktif kalmaya devam etmişti. Bir sonraki yazımız olan “Adnan Menderes Dönemi Türkiye” içerisinde de İnönü’nün rolünü görebilirsiniz.

Kaynakça ve İleri Okuma

Akşin, S. (2019). Kısa Türkiye tarihi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

The Editors of Encyclopaedia Britannica. (2024, March 14). İsmet İnönü. Encyclopædia Britannica. https://www.britannica.com/biography/Ismet-Inonu

Heper, M. (2023, December 20). İsmet Paşa (İnönü) (1884-1973). Atatürk Ansiklopedisi. https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/ismet-pasa-inonu-1884-1973/

Bize Destek Olmak İster Misiniz?

  • Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.

Bağış Yapmak İstiyorum!

Tufan Özdemir

Herkese merhaba! Ben Tufan Özdemir. ODTÜ Felsefe bölümü mezunuyum. Çocukluğumdan bu yana felsefe, tarih ve psikoloji alanlarına ilgi duyarım. Doğa Filozofu bünyesinde bu ilgimi sizlerle paylaşmaktan çok keyif alıyorum! Doğa Filozofu bünyesinde Danışman Yazar ve İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak zevkle görev alıyorum!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu