Hayat Kısa, Yalnızlık Her Yerde: Cemal Süreya


Cemal Süreya’yı sadece birkaç şiiriyle tanıyorsanız, aslında onun hikâyesine sadece kapı aralığından bakmışsınız demektir. Çünkü o, sadece duyguların değil, çelişkilerin, geç kalmaların, sürgünlerin ve çokça sevmenin de şairiydi. Bu yazıda, size, onun dizelerindeki imgelerden çok, o dizelerin arkasındaki insanı anlatmak istiyoruz. Yani biraz onun çocukluğuna, devlet memurluğuna, aşklarına, kayıplarına ve hayata karşı duruşuna bakacağız birlikte. Belki zaman zaman kendi hayatınızdan da bir şeyler bulacaksınız bu satırlarda. Çünkü Cemal Süreya’yı okumak, çoğu zaman bir başkasının hikâyesinden geçerken kendinize rastlamaktır. Hazırsanız, birlikte hem tanıdık hem biraz yabancı bir adamın izini sürmeye başlayalım.
Kısaca Cemal, Bol Bol Süreya
Cemal Süreya kesinlikle renkli bir şairdi. Ne yaşayış, ne şiir ne de bakış açısı olarak, ilginç sayılabilecek şair topluluklarından hiçbirine benzemiyordu; onlardan bile daha renkliydi. O nedenle şiirine ve bir nevi “kariyerine” geçmeden önce onu daha yakından tanıyalım. Bir efsane olmadan önce, henüz kendi koyduğu adıyla tanımadığımız Cemalettin Seber, 1931 yılında Erzincan’ın Pülümür ilçesinde dünyaya geldi. Ailesi o dönemde iç karışıklıkların yaşandığı bir bölgenin göbeğinde oturuyordu ve dönemin siyasal ve sosyal koşullarında yaşanan acılar, onun hayatının erken dönemini şekillendirdi. Dönemin siyasi olayları sonrasında, ailesiyle birlikte sürgüne gönderildi. Bu zorunlu göç, çocuk yaşta tanık olduğu kayıplar ve yoksulluk, ileride yazacağı birçok şiirde ve düzyazıda derin bir iz bıraktı. Onun “Hayatımda ilk defa bir şeye geç kalmadım: Sürgün” sözü, bu dönemin onda bıraktığı etkiyi gösteriyordu.

Ailesiyle birlikte önce Bilecik’e, ardından İstanbul ve Ankara’ya geçen Süreya, yaşamı boyunca birçok şehirde bulundu. Bu göçebe hayat tarzı, ona çok kültürlü bir gözlem yeteneği kazandırdı. İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Maliye ve İktisat okudu. Bu eğitim, onun hem bürokratik hem de analitik düşünme yeteneğini geliştirdi. Cemal Süreya’nın hayatı, sadece edebiyat çevrelerinde değil, aynı zamanda devlet kademelerinde de geçmişti. Maliye Bakanlığı’nda çeşitli görevlerde bulundu, müfettişlik yaptı. Bu yönüyle, bir yandan yazılarını kaleme alırken bir yandan da memuriyetin disiplinli yapısı içinde yaşadı.
En çok yalnızlıktan korkmuş Cemal Süreya. Öyle ki şu satırlar bir anda dökülmüş kaleminden:
“Yalnızlık, insana çok şey öğretirmiş.
Ama sen gitme, ben cahil kalayım.”
Bu satırları yazan adam özel yaşamında ise oldukça tutkulu ve karmaşık bir karakterdi. Aşklarıyla, ayrılıklarıyla ve ilişkilerindeki gelgitlerle, edebiyat dışındaki hayatında da etkileyici bir figür olarak dikkat çekti. Hayatına giren kadınlar yalnızca bireysel ilişkilerinde değil, şiirlerinde de iz bıraktı. Zaman zaman ilişkilerindeki gelgitleri ve duygusal yoğunluğu, yazılarında da besleyici bir parça olarak kullandı. Ek olarak, sık sık ekonomik sıkıntılarla boğuşan, ama buna rağmen edebiyatı hiçbir zaman terk etmeyen bir karakterdi. Arkadaşları tarafından tutkulu, esprili ve zaman zaman sivri dilli olarak tanımlanırdı. Lisedeki arkadaşları arasında, politikayla da ilgilenenler vardı. Zamanla bu çevreden ayrılıp kendi edebi kimliğini kurdu. Ancak memuriyetin katı kurallarına karşın, o her zaman kelimenin peşinden gitmeyi seçti. 9 Ocak 1990’da aramızdan ayrıldığında, ardında yalnızca şiir değil; son derece renkli bir hayat bıraktı.
Kendisinin de daha önce yazdığı gibi:“Hayat kısa, kuşlar uçuyor.”
Aşkın Şairi: Cemal Süreya
Cemal Süreya’nın renkli hayatı sadece yaşadığı zorluklardan doğmadı elbette. Ne yaşarsa yaşasın, bunu, içindeki sanatçının yorumlaması sayesinde yaşamı renklendi. İşte bu sanatçı da, henüz 20 yaşına gireli çok zaman geçmeden 1950’lerde doğan İkinci Yeni Hareketiyle oldu. Cemal, şiire getirdiği yeniliklerle Türk edebiyatında adeta bir kırılma yarattı. Bu akımın temel özelliği, anlamı zorlayan, alışılmadık imgelerle örülü, bireysel duyarlılığa dayalı bir şiir anlayışı olmasıydı ancak Süreya, İkinci Yeni’nin soyutluğu içinde bile kendine has bir sıcaklık ve erotizm yaratmayı başardı. Onun şiiri, ne bütünüyle kapalıdır ne de tam anlamıyla açık. Okuyucuyu çağıran, ama onu sınayan bir dil kullanır. Nasıl mı? Gelin onun şiirinden bir kesite göz atalım:

“Sen el kadar bir kadınsın, ve balık kokuyorsun bazen,
ve leylak, ve tombul bakır,
ve kiraz gibi biraz.”
Bu serbest stilinin asıl nedeni şiiri, çoğu zaman bir yaşam alanı olarak görmesiydi. Ona göre şiir, “kendi kendini aşkla çoğaltan bir dil deneyidir.” Bu anlayışla kelimelerin çıplak güzelliğini ortaya çıkarmaya çalıştı. Anlamı çoğaltırken, duyguyu asla gölgede bırakmadı. Bir söyleşisinde, şiiri tarif ederken şunu demiştir:
“Şiir, kelimelerle düşünmenin doruk noktasıdır. Ama düşünceyle değil, duyarlılıkla başlar.”
Elbette, her ne kadar içinde şiire dair olan bu ateş yansa da bir de kalbini çarptıracak, onaaşkı yaşatacak kişilere ihtiyacı vardı. Cemal Süreya’nın tutkusu bu hissi pek çok kadında bulabilmesini sağladı. Bir diğer deyişle Cemal Süreya’nın hayatında aşk, yalnızca bir tema değil, bir yaşam biçimiydi. Onun kadınlara olan tutkusu, hem kişisel yaşamını hem de şiirsel evrenini derinden etkiledi. Süreya’nın hayatına giren kadınlar, onun dizelerinde isimleri verilmese de izleri silinmeyecek şekilde yer buldu. Bunların kimlik bulmuş en büyük ismi daha sonra Turgut Uyar’ın ölümsüz aşkı olacak olan Tomris’ti. İki büyük edebi kişilik, farklı zamanlarda ama aynı çağın keskin duygularında bir araya gelmişlerdi. Bu ilişki kısa sürdü ama Süreya’nın hayatında iz bırakan nadir kadınlardan biri oldu. Tomris Uyar’a yazdığı mektuplar, onun sadece bir şair değil, aynı zamanda kırılgan, kıskanç, tutkuyla yanan bir âşık olduğunu da gösterir. Öyle ki, Tomris “Eve çok erken geliyorsun. Biraz kahvede otur!” diye kendisine sitem ettiğinde bile Cemal Süreya kapının önünde beklemekten öteye gidememiştir. Tabii ki bu sonsuza kadar sürmedi. En nihayetinde Tomris ile Cemal Süreya ayrıldı ancak Cemal henüz Tomris’ten kopamamıştı.
Ona göre Tomris, yalnızca bir sevgili değil; kelimeleri birlikte büyüttüğü bir yol arkadaşı, düşünsel bir eşlikçidir. Aralarındaki bağ kopsa da Süreya’nın Tomris’e olan hissi kolay kolay sönmez. Bu dönemde, Süreya bir gün Tomris’in kapısını çalar. Elinde bir kitap ya da bir çiçek yoktur; beklenti içinde değildir. Dudaklarından tek bir cümle dökülür:
“Ben bazı geceler gelirim.”
Yine de Cemal Süreya bir şekilde hayatına devam etti. İyi ki de etti çünkü ona bir diğer şaheseri yazdıracak yeni birisi karşısına çıktı: Zühal Tekkanat.
Şiirlerinde “Üvercinka” adıyla anılan bu kadın, onun edebi kariyerinin en önemli figürlerinden biri hâline geldi. “Üvercinka” şiiri, yalnızca Süreya’nın değil, modern Türk şiirinin de zirve örneklerinden biri sayılır. Zühal’e duyduğu aşk, onun hem duygusal hem de estetik anlamda olgunlaşmasında büyük rol oynadı. Gelin şimdi bu şiire birlikte göz atalım:
Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında Afrika dahil
Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için Afrika dahil
Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında Afrika dahil
Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında Afrika dahil
Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında Afrika hariç değil
İşte bu tutkulu aşık tam anlamıyla edebiyatımızda kendine sarsılmaz bir yeri bu tavırlarıyla buldu. Onun hayatı, düz bir çizgi değil; inişlerle, sürgünlerle, tutkulu aşklar ve eksik kalmış cümlelerle dolu karmaşık bir harita gibidir. Belki bu yüzden, onun şiirlerini okurken yalnızca bir metinle değil, bir insanın iç dünyasıyla karşı karşıya kalırsınız. Bazen çok yakından tanıdığınız bir his, bazen yıllardır adını koyamadığınız bir boşluk çıkar karşınıza. Cemal Süreya’nın şiiri de aşkı gibi; dokunur, yakar, iz bırakır. Belki siz de bu yazıyı bitirdiğinizde, onun dünyasına sadece bir okur olarak değil, biraz da bir tanık, bir yoldaş gibi yaklaşacaksınız.
Kaynakça ve İleri Okuma
Cemal Süreya | Şiirce. (n.d.). http://siir.me/cemal-sureya
Cemal Süreya Seber. (n.d.). Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü. https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/seber-cemal-sureya








