FelsefeFilozoflar

Gerçek mi Simülasyon mu? Nick Bostrom

🎧 Bu konuyu sohbet eşliğinde öğren · Gerçeklik bir bilgisayar simülasyonu mu
0:00 / 0:00
Yapay zeka ile seslendirildi.

Her arkadaş ortamında en az bir kez konuşulmuş bir konu ve soru vardır. O da “Gerçek dediğimiz şey gerçekten var mı, yoksa biz sadece bir simülasyonun içinde miyiz?”

Bu soru, bilim kurgu evreninden çıkmış gibi görünse de günümüzde filozoflar ve bilim insanları tarafından son derece ciddiyetle tartışılmaktadır. Aslında biz de Doğa Filozofu ailesi olarak bugün bu yazıda tam olarak bu konuya odaklanacağız. Simülasyon teorisi olarak bilinen bu hipotezi özellikle İsveçli filozof Nick Bostrom’un perspektifinden ilerleyerek anlamaya ve kendi fikirlerimizi oluşturmaya çalışacağız. Hazırsanız başlayalım!

Felsefi Olarak Gerçeklik

Simülasyon teorisini anlamanın en sağlıklı yollarından biri, önce Batı felsefesinde gerçeklik algısının nasıl şekillendiğine bakmak olabilir. Sonuçta bir elimizde de felsefe dursun değil mi?

Nick Bostromdan Platon Alegorisi
Platon Mağara Alegorisi

İlk adresimiz Platon’un mağara alegorisi olsun çünkü bu alegori aslında tarihin ilk simülasyona yakın anlatılarından birisidir. Platon’a göre insanlar, mağaranın duvarına yansıyan gölgeleri gerçek sanan tutsaklara benzer. Bu gölgeler, hakikatin sadece birer yansımasıdır. Gerçeklik, ancak mağaranın dışına çıkılarak yani düşünsel aydınlanmayla kavranabilir. Bu konuda önceden yazdığımız detaylı bir yazı var. Göz atmak isterseniz buyrunuz efendim: İdeallerin Filozofu: Platon

Descartes ise radikal şüphe yöntemiyle tüm duyusal bilgileri sorgular. “Düşünüyorum, öyleyse varım” önermesi, dış dünyanın varlığından önce, düşünmenin kesinliğine dayanır. Descartes’ın ünlü “kötü cin” düşünce deneyi, simülasyon hipotezine son derece benzer: Ya beni yanıltmak için tüm gerçekliği manipüle eden güçlü bir varlık varsa? Ya inanmazsınız bu konuda da bir yazımız var. Gelsin efendim ilgilisine: Düşünüyorum Öyleyse Varım: Descartes

Bu iki anlatının ışığında artık yavaş yavaş Bostrom’a geçebiliriz sanırım. Aklınıza bir şey takılırsa bizi her zaman durdura… Yani en azından bize Instagram’dan yazabilirsiniz. 

Bostrom ve Simülasyon

Nick Bostrom, 2003 yılında yayımladığı “Are You Living in a Computer Simulation?” başlıklı makalesinde üçlü bir önerme ileri sürer. Bu üç önerme mantıksal bir çerçevede şöyle sunulur:

  1. İleri teknolojiye ulaşmış medeniyetler yok olur veya kendilerini yok eder.
  2. Bu medeniyetler, atalarını simüle etme ilgisi göstermez.
  3. Bu medeniyetler, atalarını simüle eder ve evrende çok sayıda simülasyon yaratılır.

Bostrom’a göre, eğer ilk iki önermeden biri doğru değilse, üçüncü önermenin doğru olma ihtimali yüksektir. Yani içinde yaşadığımız evren, büyük ihtimalle bir simülasyon olabilir.

Nick Bostrom
Nick Bostrom

Bu argüman yalnızca felsefi bir spekülasyon değil; aynı zamanda matematiksel olasılık teorisine dayalıdır. Eğer milyarlarca simülasyon yapılabiliyorsa ve bu simülasyonların içinde bilinçli varlıklar da yer alıyorsa, şu an içinde bulunduğumuz dünyanın birincil değil, simüle edilmiş bir gerçeklik olma ihtimali mantıksal olarak ağır basar. 

Nick Bostrom Sanal Gerceklik Hissi
Bu görsel yapay zeka yardımıyla üretilmiştir

Tamam tamam haklısınız. Bostrom bir anda girdi ve çok sert açıkladı. Gelin bu teoriyi felsefi açıdan bir inceleyelim. Öncelikle sevgili Bostrom, eğer böyle bir iddia ortaya atarsan bu anlatına sorularla karşılık veririz. Felsefenin şanındandır ki genelde bu tarz bir iddiaya üç ana felsefe dalıyla yaklaşabiliriz. Bunlar da en azından bu yazı için ontoloji, epistemoloji ve fenomenoloji perspektifinden olacak. İşte sorularımız:

Ontoloji: Gerçeklik nedir? Eğer simülasyondaysak, var olanlar sadece bilgi işlem süreçlerinden mi ibaret? Varlık, fiziksel maddeden çok bilgiye mi dayanıyor?

Epistemoloji: Ne biliyoruz? Bildiğimiz her şey yalnızca simülasyon parametrelerinin ürettiği veriler olabilir mi?

Fenomenoloji: Deneyimlediğimiz dünya sahte olsa bile, bu deneyimler gerçek değil midir? Merleau-Ponty’nin “bedensel bilinç” kavramı, simülasyondaki öznenin yaşantısını ontolojik olarak değersizleştirmememiz gerektiğini savunur.

Tabii, bu sorular ne kadar güzel olursa olsun cevabı artık sizin kendi görüşünüz olacak. Yazımıza devam edeceğiz ancak öncesinde Baudrillard’dan da bir destek almak isteriz.

Baudrillard ve Simülakr: Gerçekliğin Ötesinde

Jean Baudrillard, “simülakr” adını verdiği kavramla, artık gerçekliğin değil, gerçekliğin temsillerinin üretildiğini iddia eder. Ona göre postmodern toplumda insanlar artık gerçeklikle değil, gerçekliğin kopyalarıyla – hatta kopyaların kopyalarıyla – karşı karşıyadır. Ne mi demek istiyor? Aslında Baudrillard, günümüzde dünyanın dijtitalleşmesiyle beraber gerçekliğin de anlamını yitirdiği ve daha çok kopya haline gelmiş bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu söyler. Artık gerçek değil, gerçeğin temsili önemli hale gelmiştir. Tıpkı kişilerin Instagram profillerine, Tiktok algoritmasına ve iş yerindeki ünvanıyla beraber değerlendirilmesi gibi gerçek de bu anlamda şaşmıştır. Biz örnek eklemeden Baudrillard’ın örnekleriyle devam edersek, Baudrillard için burada en net örnek Disneyland olacaktır. Ona göre Disneyland kendisini eğlence olarak sunarken, aslında “gerçek Amerika”yı maskeler. Bu biraz daha politik bir noktaya gidebileceği için gelin siz bizim yukarıdaki örneklerimizi temel alın. Sorunuz şu olabilir: “Bunun Bostrom’un anlatısıyla ne ilgisi var?”

Nick Bostrom Kopyalar
Bu görsel yapay zeka yardımıyla üretilmiştir

Jean Baudrillard, “simülakr” adını verdiği kavramla, artık gerçekliğin değil, gerçekliğin temsillerinin üretildiğini iddia eder. Ona göre postmodern toplumda insanlar artık gerçeklikle değil, gerçekliğin kopyalarıyla – hatta kopyaların kopyalarıyla – karşı karşıyadır. Ne mi demek istiyor? Aslında Baudrillard, günümüzde dünyanın dijtitalleşmesiyle beraber gerçekliğin de anlamını yitirdiği ve daha çok kopya haline gelmiş bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu söyler. Artık gerçek değil, gerçeğin temsili önemli hale gelmiştir. Tıpkı kişilerin Instagram profillerine, Tiktok algoritmasına ve iş yerindeki unvanıyla beraber değerlendirilmesi gibi gerçek de bu anlamda şaşmıştır. Biz örnek katmadan Baudrillard’ın örnekleriyle devam edersek, Baudrillard için burada en net örnek Disneyland olacaktır. Ona göre Disneyland kendisini eğlence olarak sunarken, aslında “gerçek Amerika”yı maskeler. Bu biraz daha politik bir noktaya gidebileceği için gelin siz bizim yukarıdaki örneklerimizi temel alın. Sorunuz şu olabilir: “Bunun Bostrom’un anlatısıyla ne ilgisi var?”

İlgisi şudur ki, ikisi de gerçekliğin sahte bir yüzeyden ibaret olabileceğini ve bunun artık fark edilemeyecek kadar içselleştiğini savunur.

Burada onları bir miktar da olsa bilim de destekler. Mesela günümüzde kuantum fiziğinde gözlemin, sonucu değiştirdiği gerçeği; “gözlemci etkisi” nedeniyle gerçekliğin nesnelliği sorgulanmaktadır. Gelin bu gözlemci etkisini de kısaca açıklayalım. En basit tabirle gözlemci etkisi, bir sistemin veya olayın gözlemlenme sürecinin, o sistem veya olay üzerinde değişikliğe yol açması durumudur. Başka bir ifadeyle, bir şeyi gözlemlemek, onun doğal davranışını bozabilir. Bu etki, hem fiziksel bilimlerde hem de sosyal bilimlerde farklı düzeylerde gözlemlenebilir ancak en çarpıcı biçimi kuantum fiziğinde ortaya çıkar. Kuantum düzeyde gözlemci etkisi, ölçüm yapmanın sistemin durumunu değiştirdiğini ifade eder. Bu durum, özellikle çift yarık deneyi (double slit experiment) ile ünlüdür:

  • Bir elektron ya da foton, iki yarıktan geçerken hem bir parçacık hem de bir dalga gibi davranabilir.
  • Ancak biri bu parçacığın hangi yarıktan geçtiğini tespit etmeye çalıştığında, sistemin davranışı değişir: Dalga örüntüsü kaybolur ve yalnızca parçacık davranışı kalır.

Bu, “gerçekliğin” yalnızca gözlemlendiğinde bir form kazandığı fikrini doğurur. Yani gözlemci, gerçekliği pasif bir şekilde algılamaz; onun bir parçası ve hatta yaratıcısı haline gelir.

Nick Bostrom Kuantum Fizigi ve Gozlemci Etkisi
Bu görsel yapay zeka yardımıyla üretilmiştir

Bu noktadan yürüsek aslında Berkeley’e kadar gider bu konu ancak biz buna girip kafanızı karıştırmak istemiyoruz. Eğer siz kendi kafanızı karıştırmak isterseniz biz bunu da yazmıştık. Buyrunuz link: Var Olan Algılanandır: Berkeley.

Hadi şimdi biraz yavaşlayalım. Fizikçi John Archibald Wheeler’ın “it from bit” ifadesi, evrendeki her şeyin bilgiye indirgenebileceğini savunur. Eğer evren bilgi temelli ise, bu onun bir simülasyon olma ihtimalini güçlendirir. En azından bu kuramın insanları bunu savunur çünkü bilgi metafizik değildir. Bilgi tamamen veri temellidir. Bu nedenle simülasyonda olduğumuzu savunurlar. Günümüzde ise video oyunları, artırılmış gerçeklik (AR) ve yapay zekâ teknolojileri, simülasyonun nasıl işleyebileceğine dair bize bir fikir verir. Örneğin, Sims oyununda sizin aslında simülasyonu yönetmeniz bizim de benzer bir şey yaşıyor olabileceğimizi gösterebilir.

Tabii ki tüm bu anlatılar yeterli değil, öyle değil mi? Bostrom elbette hem eleştirilere hem de desteklere maruz kalmıştı. Örneğin, David Chalmers, Bostrom’un hipotezini ciddiye alan ve onu “gerçekliğin bir versiyonu” olarak kabul eden bir filozof olarak öne çıkar. Chalmers’a göre, eğer simülasyondaysak bile, bu simülasyon bizim gerçekliğimizdir; yani “gerçeklik” tanımı içerik değil, yapı ile ilgilidir. Yani, Chalmers, simülasyonda olmamızın gerçeğin önemini ve yaşamın kıymetini azaltmadığını söyler. Ona göre, simülasyondaysak, bundan tek etkilenecek olan şey din olacaktır. Chalmers, tam olarak Bostrom’u desteklemese de olabileceğini de kabul etmiş olur.

Nick Bostrom Felsefi Tartisma Bostrom Chalmers ve Dennett

Bu görsel yapay zeka yardımıyla üretilmiştirDaniel Dennett gibi düşünürler ise simülasyon hipotezini oldukça eleştirel değerlendirir. Dennett’e göre bilinç, öyle kolayca simüle edilebilecek bir süreç değildir. Bilinçli bir varlık yaratmak, yalnızca bilgi işlem gücüyle açıklanamaz. Eleştirilerden bir diğeri de doğrulanabilirlik eksenindedir. Simülasyon teorisi, Karl Popper’ın “yanlışlanabilirlik” ilkesine uymadığı için, bazılarına göre bilimsel değil, yalnızca metafizik bir spekülasyondur. O ne ya derseniz bu yazı içinde hem gururla hem de tatlı bir utanmazlıkla sık sık yaptığımız gibi Popper yazımızı da sizlere sunmak isteriz.

Her ne olursa olsun ve neye inanırsak inanalım simülasyon teorisi kesinlikle olası seçeneklere bir yenisini eklemiştir. Matrix ile popüler kültürün tam olarak benimsediği bu ihtimalin gerçekliği bilinmez ancak kesinlikle düşündüğümüz ihtimallere bir yenisini eklemiştir. Peki siz ne dersiniz? Siz hangi gerçekliği yaşadığımıza inanıyorsunuz?

Kaynakça ve İleri Okuma

Ananthaswamy, A. (2020, 13 Ekim). Do we live in a simulation? Chances are about 50–50. Scientific American. https://www.scientificamerican.com/article/do-we-live-in-a-simulation-chances-are-about-50-50/

Bostrom, N. (2003). Are we living in a computer simulation? The Philosophical Quarterly, 53(211), 243–255. https://doi.org/10.1111/1467-9213.00309

Science Time. (2024, 23 Mart). The simulation hypothesis explained by Nick Bostrom [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=WvnIXeAz1mk

The Autodidact’s Toolkit. (2024, 21 Ağustos). Simulacra and simulation by Jean Baudrillard [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=g9CAbTf63NE

The Why Files. (2022, 7 Haziran). We live in a simulation. The evidence is everywhere. All you have to do is look [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=4wMhXxZ1zNM

Tufan Özdemir

Herkese merhaba! Ben Tufan Özdemir. ODTÜ Felsefe bölümü mezunuyum. Çocukluğumdan bu yana felsefe, tarih ve psikoloji alanlarına ilgi duyarım. Doğa Filozofu bünyesinde bu ilgimi sizlerle paylaşmaktan çok keyif alıyorum! Doğa Filozofu bünyesinde Danışman Yazar ve İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak zevkle görev alıyorum!

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu