Var Olan Algılanandır: Berkeley


Biz bakmadığımızda objeler ne yapar? Kimsenin görmediği bir ormanda düşen bir ağaç ses çıkarır mı? Kısacası biz objeleri algılamadığımızda o objeler varlıklarını sürdürürler mi? İşte bu soruların yanıtını arayan bir filozof vardır: George Berkeley.
Bu sorular ilk düşündüğümüzde basit sorulardır öyle değil mi? “Elbette ses çıkar!” veya “Objeler varlığını sürdürür işte?” deriz. En azından ilk başta aklımızdan bu geçer. Berkeley bu verdiğimiz cevapların bir alışkanlıktan ve yaşadığımız yanılsamadan ibaret olduğunu savunur. Gelin hikayeye en başından başlayalım ve öncesinde filozofumuzu biraz daha tanıyalım.
George Berkeley Kimdir?
George Berkeley, İrlandalı bir filozoftur ve 1685 yılında Kilkenny, İrlanda’da doğmuştur. Eğitimini Dublin’deki Trinity College’da tamamlamış ve felsefe alanında ün kazanmaya başlamıştır. Berkeley, özellikle idealizm felsefesinin öncüsü olarak tanınır; en ünlü savı ise “Var olmak algılanmaktır.” ifadesidir ki birazdan bu ifade üzerinde duracağız.
Düşüncesini ele almadan önce idealizm hakkında kısaca bir hatırlatma yapalım. Bu serinin ilk yazılarından olan Platon yazısında bahsetmiş olsak da kısa bir hatırlatma faydalı olacaktır.
İdealizm, tıpkı realizm ve materyalizm gibi gerçekliğin nasıl bulunabileceği konusunda var olan yaklaşımlardan birisidir. İdealizmde, gerçekliğin temel doğasının zihinsel ya da ruhsal olduğu düşünülür. Bu akım, maddi yani fiziksel dünyanın varlığını kabul etse bile, onu bir zihnin ürünü olarak görür. İdealist filozoflar, maddi dünyanın ya zihinler tarafından yaratıldığını ya da en azından yalnızca zihnin algılayabildiği şekilde var olduğunu savunurlar.
İşte Berkeley de aynen bu inanıştadır ancak tabii yaşadığı yıl itibariyle Platon’un üstüne koyarak daha farklı bir yerden yaklaşmıştır. Berkeley öncesi Spinoza ve Descartes gibi “gerçek” ve “algı” kavramlarında çığır açmış isimler vardı. O nedenle onlardan da gelen bir temeli kullanarak Berkeley daha büyük bir tartışmayı başlatacak ve hatta bu serinin daha ileri yazılarında göreceğiniz 1900’lü yılların ikinci yarısında beliren fenomenolojinin bile kapısını aralayacaktı.
“Var Olmak Algılanmış Olmaktır”
Berkeley, dış dünyanın maddi nesnelerden bağımsız olarak var olduğunu reddeder. Ona göre, maddi dünya dediğimiz şey aslında yalnızca bizim algılarımızın bir sonucudur. Eğer bir şey algılanmıyorsa, o şeyin var olduğu söylenemez. Dolayısıyla, bir nesne ancak algılandığı sürece var olabilir. Bu kısmı daha iyi anlamak için Schopenhauer veya Platon yazılarına da yeniden göz atabilirsiniz. Çünkü Schopenhauer kendisinden sonra gelmesine rağmen onun bahsettiği tasarım kavramına veya Platon’un yansımalarına yakın bir duruştur bu. Tek farkı, Berkeley için maddi dünya çok daha geçici bir yapıdadır, aslolan bizim algılarımızdır.
Berkeley için asıl ilginç kısım maddi dünyanın varlığını nasıl sürdürdüğüne dair açıklamasıdır. Berkeley, maddi dünyanın bağımsız bir varlık olmadığını, ancak Tanrı’nın sürekli algısı sayesinde var olduğunu savunur. Tanrı, tüm nesneleri sürekli algıladığı için nesneler varlıklarını sürdürürler. İnsanlar bir nesneyi algılamadığında bile Tanrı bu nesneyi algılamaya devam eder, bu yüzden varlığını korur. Bu açıklama elbette pek çok filozof için yetersiz bir açıklamadır ancak birazdan bahsedeceği insan algısı kısmında pek çok oturaklı açıklaması bulunmaktadır.
Berkeley, algıladığımız her şeyin aslında zihinsel bir temsil olduğunu iddia eder. Dış dünyadaki nesneler, bizim zihinlerimizde algıladığımız formlardan ibarettir. Örneğin, bir ağacı gördüğümüzde aslında zihnimizde bir ağaç imgesi vardır. Dışarıda bağımsız bir “ağaç” yoktur, yalnızca algılar vardır. Bu kısım birebir Platon’un idealar dünyası kuramından gelir. Tek farkı birazdan da göreceğimiz maddi dünyayı neredeyse reddedecek olmasıdır.
Kendinden önceki filozoflar, maddi dünyanın varlığını kabul ederken Berkeley, maddenin bağımsız bir gerçeklik olduğunu reddeder. Nesnelerin fiziksel özellikleri (ağırlık, genişlik gibi) ve algısal özellikleri (renk, koku gibi) arasındaki farkı tanımaz. Ona göre, bu özellikler yalnızca zihnin algılamasıyla vardır. Locke; renk, koku gibi algısal özelliklerin zihinde bittiğini ancak ağırlık, uzunluk gibi fiziksel özelliklerin fiziksel dünyayla ilgili olduğunu söyler. İşte Berkeley bunu reddeder. Ona göre tamamı algıdan ibarettir.
Berkeley, insanların yalnızca duyusal algı yoluyla bilgi edinebildiğini savunur. Dış dünyaya ilişkin her türlü bilgi, duyularla edinilir ve duyuların ötesinde bağımsız bir gerçeklik aramak anlamsızdır.
Bu anlamsızlık da biz algılamadıkça hiçbir şeyin var olmamasından gelir. İlginç bir düşünce değil mi? Sonuçta biz eğer bir şeyi algılıyorsak var olduğu için algılıyoruzdur. Peki o zaman biz neden algılıyoruz? Madem o obje yok, biz neyi algılıyoruz? Hemen cevabı görelim.
Berkeley buna şöyle bir cevap sunacaktır:
Biz maddi bir dünya algılamıyoruz, zihnimizde beliren fikirleri algılıyoruz. Nesnelerin rengi, şekli, dokusu gibi özellikler zihinsel olarak algılanır ve gerçekliği de bu algılara dayanır. Yani dışarıda fiziksel bir masa olmayabilir, ancak masaya dair algılar zihnimizde var olur.
Peki bizim algı yeteneğimiz nereden geliyor? Cevap Berkeley için basit: Tanrı
Algıladığımız nesneler Tanrı tarafından zihnimize yerleştirilen ya da gösterilen fikirlerdir. Tanrı, tüm nesneleri sürekli olarak algılar ve bu sayede bu algılar bizde de var olur. Berkeley, Tanrı’nın bu rolünü, dünyanın sürekli var olmasını ve algıların sürekliliğini sağlamak için kritik bulur.
Tüm bu yanıtlarıyla Berkeley, Platon’dan bile daha idealist bir resim sunmuştur. Ona göre biz insanlar, maddi dünyayı tamamen reddederek Tanrı tarafından zihnimize konulan fikirler sayesinde bir algı sağlıyoruz.
Bu fikirler pek alışılmadık fikirler öyle değil mi? Peki birisi de çıkıp onu eleştirmedi mi? Elbette eleştirdi! Yine de Berkeley’in sunduğu resim nettir. Fiziksel dünya diye bir şey yok ancak biz Tanrı’nın bize verdiği fikirler nedeniyle bir fiziksel dünya olduğuna inanıyoruz. Biz görmediğimizde de olmaya devam etmeleri ise Tanrı’nın her an her şeyi algılamasından dolayıdır. İşte Berkeley’in en azından idealizm tarafındaki düşüncelerinin özeti bu şekildedir. Peki siz ne düşünüyorsunuz? Sizce gerçekten de kimsenin görmediği bir ormanda düşen bir ağaç ses çıkarır mı?
Kaynakça ve İleri Okuma
Berkeley, George | Internet Encyclopedia of Philosophy. (n.d.). https://iep.utm.edu/george-berkeley-british-empiricist/
Duignan, B. (1998, July 20). George Berkeley | Biography, Philosophy, & Facts. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/George-Berkeley
George Berkeley (Stanford Encyclopedia of Philosophy). (2011, January 19). https://plato.stanford.edu/entries/berkeley/
Bize Destek Olmak İster Misiniz?
- Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.
- Daha detaylı bilgi almak için “Bize Destek Olabilirsiniz!” sayfamızı inceleyebilirsiniz!









