Polonya’dan Nobel’e Yolculuk: Olga Tokarczuk


Olga Nawoja Tokarczuk, 1962 yılında Polonya’da doğdu. Yazı yazmaya başlamadan önce psikoloji çalışmış Tokarczuk, edebiyat kariyerine aslında şiir ve kısa öyküler yazarak başladı. Yazdığı romanlarla aldığı pek çok ödülün yanı sıra 2018 yılında “bir yaşam biçimi olarak sınırların aşılmasını ansiklopedik bir tutkuyla temsil eden anlatı hayal gücü için” Nobel Ödülü’ne layık görüldü. Romanlarının büyük bir çoğunluğunda ‘mikrokozmos’lar yaratarak, daha büyük perspektiflere ayna tutuyor; doğa, insan, kültür, toplum ve birey araştırmaları yapıyor. Yazarın yapıtları özellikle feminist okumalar yapmaya çok müsait ve kadın karakterlerinin doğayla ilişkileri üzerinden eko-feminist okumalar yapmaya da açık kapı bırakıyor.
Tokarczuk’un Romancılığı
Tokarczuk’un yazımının büyük bir kısmını etkileyen doğa hayranlığı kişisel hayatında da önemli bir yer kaplıyor. Özellikle “Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde’” adlı romanı üzerinden yapılan okumalarda, Tokarczuk’un aktivist anlatıcısıyla karşılaşıyoruz. Diğer romanlarında da işlediği masalsı temalar düşünüldüğünde, soyut yazım şekli ve pastoral benzetmeleri ile Tokarczuk’un kurduğu evrenlerde kaybolmamak elde değil. Hikayelerini aktardığı dili kurarken de doğadan ilham alıyor, bu sayede cümleleri sihirli bir şekilde okuyucunun aklına kazınıyor. Birbirinin zıddı temaları konu alırken, birini arka plana yerleştirip zıtlığı vurguluyor; değinmek istediği konuyu daha da çarpıcı kılıyor.
“Tokarczuk, insan hayatının gündelik doğasını düşünerek, nesnelerle kelimeler, kelimelerle insanlar arasındaki ilişki üzerine bir teori geliştirir.” (Gosk, 2007, s. 102)
Kimi romanında insanın kendisi ve etrafındaki hayatıyla ilişkisine, kimisinde ise insanın doğa ile ilişkisine odaklanıyor. Kurduğu zıtlıklar, romanlarında yer alan kadın karakterleri, delilik ve bilgelik arasındaki ince çizgi üzerine yaptığı vurgular ile, her kitabında apayrı bir yolculuk…

Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler
“Tanrı görür. Zaman kaçar. Ölüm kovalar. Sonsuzluk bekler.”
(Tokarczuk, Olga, Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler, Timaş Yay. 2021, syf. 300)
Birbirinden çok farklı karakterlerin gözünden okuduğumuz roman Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler, kısa bölümlere ayrılmış, sanki kısa sahnelerin derlendiği bir film havası veriyor. Hikayemiz kurgusal bir köy olan Kadimzamanlar’da geçiyor. Her karakterin kendi hikâyesinde baş kahramana büründüğü bir anlatı olan roman, herkesin içinde yaşadığı büyük bir evreni parçalara ayırarak kişilere ait küçük evrenlere bölüyor.

Farklı karakterlerin perspektifinden anlatılıyor olması, roman içerisinde karakterler üzerinden aslında daha fazla konu işlenmesine de olanak sağlamış; herkesin kendine ait bir sesi var, kendi dertleri ve istekleri var ve herkes farklı bir temsile uyuyor. Bu bölümler ise ‘zamanlar’ olarak adlandırılıyor. Hangi karakteri okuyorsak, o karakter ile onun zamanında bulunuyoruz.
Richard Jackson KGB Bar Lit’te bulunan kitap incelemesi yazısında kitabı şu şekilde yorumluyor:
“Kadimzamanlar’ın dışında, ormanlık alanda yaşamayı seçen, ezilmiş toprak-ana figürü Başak; Kadimzamanlar’ı terk etmeye çalışan, ‘Tanrı’nın farklı katmanlarını analiz eden işadamı ve tartışmalı-agnostik toprak sahibi Popielski; komünist sempatizanı Pawel Bołski; Kadimzamanlar’dan kaçma planları yapan hayalperest Ruta gibi Kadimzamanlar sakinleriyle okuyucu bir dizi olay örgüsü üzerinden karşılaşır.”
The Modern Novel sitesinin yapmış olduğu kitap incelemesi ise bir kesiti şöyle aktarır:
İlk karşılaştığımız karakterlerden olan Genowefa, savaştaki eşi Michal’ı bekliyor. “Michal, hırpalanmış ve travma geçirmiş olarak döner; fakat Genowefa çoktan genç bir Yahudi delikanlı olan Eli’ye aşık olmuştur. Michal kızı Misia’yı küçükken çok sever fakat onun genç bir kadın olmasından hoşlanmaz. Çiftin bir çocukları daha vardır, Izydor; o da kitaptaki pek çok karakter gibi biraz tuhaftır ve kendi dünyasında yaşar, ve Genowefa, Başak’ın onunla aynı gün doğurduğu Ruta ismindeki çocuğuyla değiştirdiğini düşünür. Ruta ve Izydor’un ikisi de biraz farklıdır ve zamanla yakınlaşırlar.”
“Ellerini ileri uzattığında parmak uçları kaybolmuştu. Izydor, içinde iki farklı çocuğa ayrılmış gibi hissetmişti. Birisi ellerini ileri uzatmış duruyordu ve parmak uçlarından yoksun olduğu açıkça belliydi. Diğeri ise yanındaydı ve ilk çocuğu göremiyordu-veya dahası, onun parmaklarının olmadığını. Izydor bir anda her iki çocuk olmuştu. […] ‘[…] Sınır, bilindik insanları doğurabilir, biz de bir yerlerden geldiklerini düşünebiliriz. En korkutucu bulduğum, buradan çıkmanın imkânsız olduğu. Sanki bir saksının içinde oturuyoruz.’ ” (Tokarczuk, Olga, Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler, Timaş Yay. 2021, syf. 133)
Roman mekân olarak hayali bir köyü alsa da bu hayali köy Polonya ile ortak kaderi paylaşıyor; ilerleyen bölümlerde sayfaların arasına sızan savaş, Kadimzamanlar’ın doğal yapısı ve içinde yaşayan insanların ilişkilerini büyük ölçüde etkiliyor.
“Seyrek çam ormanı paramparçaydı ve tütüyordu. Toprakta büyük delikler açılmıştı. Dünyanın sonu, dün buradan geçmiş olmalıydı.” (Tokarczuk, Olga, Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler, Timaş Yay. 2021, syf. 189)
Üstelik gerek kitabın açılışında Kadimzamanlar’dan bahsedilmesi gerekse köyün doğasını da yakından öğrendiğimiz, ağaçları ve mantarlarına ayrılmış bölümler ile Kadimzamanlar’ın cansız bir toprak parçasından ziyade yaşayan bir organizma olduğu sonucuna varabiliriz. Mekânın canlılaştırılması, günlük hayatın içinde beliriveren mitolojik ögeler, Tokarczuk’un rüya gibi dili ve pastoral benzetmeleri ile birleşince ortaya gerçeküstü, masalsı bir anlatı çıkıyor.

“Ruta, miselin (mantarların yer altında uzanan, ağ gibi bölümü, yeraltının nöral ağı) her seksen insan yılında bir olan kalp atışlarını duymuştu. […] Eğer burada bir süre yatarsa, mantar miselini başka bir şekilde hissetmeye başlardı-zira misel zamanla yavaşlardı. Ruta, uyanık bir uykuya dalar ve her şeyi tamamen farklı görürdü. Rüzgârın bireysel esintilerini, böceklerin ağır ve zarif uçuşlarını, karıncaların akıcı hareketlerini görebilirdi. Tüm yüksek sesler-kuşların şakımaları, hayvanların ciyaklamaları- gümbürtüye ve gürlemeye dönüşür ve sis gibi yerin üstünde süzülürdü. Ruta, kısa bir süre geçmiş olsa da sanki saatlerdir bu şekilde yatıyormuş gibi hissederdi. Böylece mantar miseli zamanı ele geçirirdi.” (Tokarczuk, Olga, Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler, Timaş Yay. 2021, syf. 202)
Kaynakça ve İleri Okuma
GOSK, H. (2007). NARRATING EVERYDAY LIFE IN POLISH PROSE OF THE LATE TWENTIETH AND EARLY TWENTY-FIRST CENTURY. The Polish Review, 52(1), 101–114. http://www.jstor.org/stable/25779650
Lodge, K. (2012). RECENT POLISH LITERATURE: FANTASY, TIME, AND INTERTWINING WORLDS [Review of A Polish Book of Monsters: Five Dark Tales from Contemporary Poland; Primeval and Other Times; In Red, by M. Kandel, O. Tokarczuk, A. Lloyd-Jones, M. Tulli, & B. Johnston]. The Slavic and East European Journal, 56(3), 447–450. http://www.jstor.org/stable/41698563
Primeval and Other Times | KGB LitMag. (2010, May 14). https://kgbbarlit.com/lit/journal/primeval_and_other_times
Tokarczuk, Olga, Kadimzaman ve Diğer Vakitler, Timaş Yay., 2021, İstanbul
Tokarczuk: Primeval and Other Times | The Modern Novel. (n.d.). https://www.themodernnovel.org/europe/europe/poland/olga-tokarczuk/primeval-and-other-times/
Bize Destek Olmak İster Misiniz?
- Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.
- Daha detaylı bilgi almak için “Bize Destek Olabilirsiniz!” sayfamızı inceleyebilirsiniz!








