Tarih

Osmanlı’da Dağılma Dönemi (1792-1923)

🎧 Bu konuyu sohbet eşliğinde öğren · Hasta Adamı Ayakta Tutan Akıl Oyunları
0:00 / 0:00
Yapay zeka ile seslendirildi.

Osmanlı Devleti, uzun süren bir gerileme ve çöküş sürecine girmiş; bu süreç, 20. yüzyılın başlarında tamamen dağılmasıyla sonuçlanmıştır. 1923 yılında ise Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, Osmanlı’nın mirası üzerinde modern, laik ve bağımsız bir ulus devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

Bu süreci, Osmanlı serimizden sonra gelecek Milli Mücadele Dönemi yazımızda okuyabilirsiniz; ancak öncesinde bu yazımızda 1918’e kadar olan dönemi ele alacağız.

Kısa Bir Özet

Süreci anlamak için önceki yazılarımızı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun 1792’ye kadar olan dönemini kısa bir paragrafla özetlemek isteriz:

Osmanlı İmparatorluğu, 1299’da kuruluşundan itibaren hızlı bir genişleme dönemine girmiş ve 16. yüzyılda zirveye ulaşmıştı. Bu dönemde imparatorluk, hem Avrupa ve Afrika, hem de Asya üzerinde büyük bir etki kurmuştu; ancak 17. yüzyıldan itibaren, imparatorluk, ekonomik zorluklar, askerî başarısızlıklar ve merkezi otoritenin zayıflaması gibi sebeplerle zayıflamaya başladı. 1699’daki Karlofça Antlaşması, Osmanlı için bir dönüm noktasıdır, çünkü bu antlaşma ile imparatorluk, ilk defa toprak kaybetmiştir. 

Bu antlaşmanın ardından Osmanlı, hızlı bir gerileme dönemine girdi. Yaklaşık 100 sene boyunca kademeli olarak kayıplar yaşayan Osmanlı, artık Avrupa’da “hasta adam” adıyla anılmaya başlamıştı. En nihayetinde, bu gerilemenin içinden çıkılamaz bir durumda olduğu 1792’de imzalanan Yaş Antlaşması ile kesinleşmiş oldu. Yaş Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu, Rusya karşısında kesin bir şekilde mağlup olmuştu. İşte böylece Osmanlı’da dağılma dönemi başlamış oldu. Bu dönem boyunca Osmanlı’da sık sık ıslahatlar devreye girecek ve Osmanlı, devamlı olarak eski günlere dönmek için çabalayacaktı. Elbette bugün de bildiğimiz üzere bu çabalar başarılı olmayacaktı. 

osmanli 9

Bu yazı boyunca, 1-2 padişah dışında, ağırlıklı olarak olaylara odaklanacağız ve her yazımızda olduğu gibi, bu yazılarla 600 yıllık bir imparatorluğu tam olarak anlatamayacağımızı hatırlatmak isteriz. Buradaki hedefimiz Osmanlı İmparatorluğu’nun başından sonuna geçen dönemi güzelce ve toplu bir şekilde aktarmaktır. Şimdi gelin birlikte bu son döneme yakından göz atalım.

“Hasta Adam”

Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu, eskisi gibi güçlü değildi. Avrupa devletleri de bunun farkındaydı. Öyle farkındaydı ki, tüm Avrupa’da Osmanlı’dan “hasta adam” olarak bahsediliyordu. Bilinene göre, bu ifade ilk kez 1853 yılında Rus imparatoru I. Nikolay tarafından, Londra Konferansı sırasında kullanılmıştı. Nikolay bunu şu şekilde ifade etmişti:

“Kollarımız arasında hasta bir adam var. Çok hasta. Size açıkca söylemeliyim ki gereken bütün tedbirleri almadan önce onu günün birinde kaybetmemiz büyük felaket olacaktır. Osmanlı Devleti ansızın ölebilir. Bu takdirde üzerimizde kalacaktır, ölüleri diriltemeyiz. Osmanlı Devleti ölünce bir daha dirilmemek üzere ölecektir. İşte bunun içindir ki size soruyorum: Böyle bir olay karşısında karışıklık, anarşi ve hatta bir Avrupa harbiyle karşılaşmaktansa önceden tedbirler almak daha akıllıca bir hareket olmaz mı?”

Bu sözden daha önce, 19. yüzyılın başlarında, Avrupa zaten Osmanlı Devleti’ni paylaşmanın hayalini kuruyordu. O dönemin en büyük sorusu, büyük parçayı kimin koparacağıydı. Bu noktada, 19. yüzyılın ortalarına kadar Osmanlı Devleti’ni en çok kollayan da İngiltere olacaktı. Bu süreçte durumunu iyi bilen Osmanlı, denge politikası benimseyerek ve savaşları önleyerek Avrupa devletleriyle iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu. Rusya’yı Avrupa’dan ve sıcak denizlerden uzak tutmak isteyen İngiltere de bu emelleri için Osmanlı ile yakın ilişkiler kuruyordu.

osmanli 10

Şimdi gelin bu özetin ve “hasta adam” benzetmesinin ardından süreci en başından birlikte inceleyelim ve önceliğimizi, sorunların önemli bir kısmını oluşturan bağımsızlık hareketlerine verelim.

Bağımsızlık Hareketleri

Yaş Antlaşması’nın ardından Osmanlı’nın yaşadığı en büyük sorunlar, Fransa’da 1789 yılında olan ihtilaller sonucu olacaktı. Bu milliyetçilik hareketinin ardından Osmanlı gibi çok uluslu ülkelerde isyanlar baş göstermişti. Bunlardan ilki de 1804’te başlayan Sırp İsyanı oldu. Elbette, Sırplar sadece ihtilal nedeniyle isyana kalkışmamışlardı. Rusların, Balkanlarda yürüttüğü Panslavizm politikası da bunda etkiliydi. Zaten bozulan düzen, zayıf otorite ve “hasta adamın” durumu da buna etki etmişti ve böylece 1804’te 9 yıl sürecek olan isyan başlamıştı.

Bu isyan, Kara Yorgi liderliğinde başlamış oldu. 1813’te başarısızlıkla sonuçlandı ancak 1815’te Miloş Obrenoviç liderliğinde ikinci bir isyan başlatıldı. Osmanlı, Rus müdahalesini engellemek ve artık nefes alabilmek için mecburen Sırplara özerklik tanıdı. Bunu takiben, 1829’daki Edirne Antlaşması ile Sırbistan yarı bağımsız oldu ve Miloş Obrenoviç, Osmanlı tarafından Sırp prensi olarak tanındı. Özetle, Osmanlı bu şekilde Sırbistan’ı kaybetmiş oldu. Buna sadece bir toprak kaybı olarak bakmamak lazım çünkü bu isyanlarda hem ekonomik durum kötüye gitmiş hem kayıplar verilmiş hem de bu isyan daha sonra geleceklere de bir cesaret sağlamıştı. 

Bu isyanı takiben Yunan halkı da harekete geçti ve Yunanların bağımsızlık süreci, 17 Mart 1821’de Mora Yarımadası’nda Osmanlılara karşı başlattıkları isyanla başlamış oldu. İsyan zamanla büyüdü; hem halk içindeki örgütler hem de Avrupa bu isyanı destekledi. Uzun süren kanlı çatışmalar sonrasında İngiltere, Fransa ve Rusya’nın müdahalesiyle Osmanlı, 1827’de Navarin Deniz Muharebesi’nde yenildi. 1829’da Edirne Antlaşması’yla Yunanistan’ın bağımsızlığı kabul edildi ve 1832 İstanbul Antlaşması’yla sınırları kesinleştirildi. Böylece Yunanistan, Osmanlı’dan bağımsızlık kazanan ilk millet oldu. Sırbistan, tam bağımsızlık elde etmediği için Yunanistan’ın kuruluşu bu anlamda bir ilke imza attı. Sırbistan tam bağımsızlığını 1878’de kazandı. Yunanistan’ın ardından, 1878’de Romanya, Karadağ ve Sırbistan da bağımsızlık elde etti. Ne yazık ki kayıplar bu ülkelerle son bulmayacaktı. 1908’de Bulgaristan ve 1912’de, son olarak Arnavutluk bağımsızlıklarını ilan ederek Osmanlı’nın Balkanlardaki kayıplarına katılacaklardı. Elbette bunların yaşandığı Balkan Savaşları’nı da kısaca anmakta fayda var. 

osmanli 11

Balkan Savaşları iki kez meydana gelmişti. Bunlardan ilki 1912-1913 yılları arasında olmuştu. Birinci Balkan Savaşı’nın arka planında, Osmanlı’nın zayıflaması ve Balkan devletlerinin milliyetçi hareketlerinin güçlenmesi yatıyordu. Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan ve Karadağ, Osmanlı’ya karşı birleşip Balkan İttifakı adı verilen bir askerî antlaşma oluşturdular. Amaçları, Osmanlı’nın elindeki Balkan topraklarını ele geçirmekti. Zaten bu savaş öncesinde bağımsızlık elde eden bu devletler, Osmanlı’nın iyice zayıflayan durumunu ve diğer gündemlerini kullanarak savaş açtılar ve böylece Osmanlı; Arnavutluk, Makedonya ve Trakya’nın büyük bir kısmını kaybetti. İkinci savaşta ise başrol Osmanlı değildi. İlk savaştan kendisine fazla pay çıkaran Bulgaristan, diğer devletler tarafından hoş görülmedi ve bu sefer kendisi hedef oldu. Osmanlı, bunu fırsat bilerek kaybettiği yerler arasından bugün hala ülkemiz sınırlarında bulunan Edirne ve Kırklareli’yi geri almayı başardı.

Bağımsızlık hareketleri altında anlattığımız bu kısım, Osmanlı’nın ağırlıklı olarak Balkanlar üstünde verdiği mücadelelerdi ancak sorunlar bu kadarla kalmayacaktı. Yine de iç sorunlara dönmeden önce dış ilişkilere bir göz atalım.

Dış İlişkiler ve Sorunlar

Bu dönemde Osmanlı, çoğunlukla denge politikası benimseyerek savaşları azaltmaya ve hatta savaşlardan kaçınmaya çabalıyordu. Her ne kadar Rusya bu politikaya pek eşlik etmese de Osmanlı-İngiltere ilişkileri sayesinde bu plan çoğunlukla işleyecekti. Elbette buna rağmen Rusya ve Osmanlı, 19. yüzyıl boyunca sık sık karşı karşıya gelecekti. Bunlardan ilki Yaş Antlaşması sonrasında 14 yıl süren barışın 1806 itibariyle bozulmasıyla oldu. Rusya, barış döneminde de devamlı olarak Balkanlarda kışkırtmalar yapıyor, tehditkâr bir politika izliyordu. Osmanlı ile en nihayetinde karşı karşıya gelmeyi amaçlayan Rusya, bunu 1806’da başardı, ancak ne yazık ki sonu Osmanlı için yine hüsran olacaktı. Bu savaş 1812 yılında Bükreş Antlaşması’nın imzalanmasıyla son buldu. Eflak ve Boğdan Osmanlı’ya geri verildi, ancak Besarabya Rusya’ya bırakıldı. Sırplara özerklik tanındı. Zaten aynı dönemlerde yukarıda da bahsettiğimiz Sırp İsyanları vardı. Yani iki olayın ve konunun birbirinden bağımsız olmadığını düşünebilirsiniz.

osmanli 12

Bu savaştan sonra Rusya hâlâ hıncını alamamış olacak ki yeniden devreye girdi. 1828’de devam eden Yunan İsyanı sürecinde Osmanlı’nın Yunan isyancılara olan bastırma müdahaleleri Rusya tarafından bahane edilerek bir kez daha savaş çıktı. Bu savaş da kısa süre içerisinde Rusya’nın kazanmasıyla sona erdi ve Yunanistan bağımsızlığını kazanmış oldu.

Bir diğer savaş, yine şaşırmayacağınız şekilde Rusya ile peydah oldu. 1853’te Kırım Savaşı ile beraber, Rusya alanını aşarak Karadeniz’e inmeye ve Osmanlı’yı tehdit etmeye başladı. Bu durum sonucunda İngiltere ve Fransa, Osmanlı’nın yanına katılarak Rusya ile savaşa başladı. Rusya bu beklemediği hamle sonucunda mağlup oldu. 1856’da Paris Antlaşmasıyla Rusya resmen mağlup oldu. Osmanlı Devleti, Avrupa’nın hasta adamı olarak görülmesine rağmen bağımsızlığı Avrupa devletlerince güvence altına alındı.

Elbette burada İngiltere ve Fransa’nın derdi, Osmanlı’yı çok sevmelerinden gelmiyordu. Onlar, Osmanlı’nın bulunduğu topraklarda güçlü bir Rusya görmektense, günün birinde rahatlıkla parçalayacakları zayıf bir Osmanlı görmeyi tercih ediyorlardı.

Yine bir savaş, yine rakip Rusya. Motivasyon yine Balkanlar’dı. Rusya, bir kez daha Balkanlar’da kışkırtmalar yaptı ve Osmanlı’nın bölgedekilere yaptığı “baskıyı” bahane ederek savaşa girdi. Bu sefer sonuç, 1853’teki gibi olmayacaktı. Osmanlı bu savaşta büyük yenilgi aldı ve 1878’de Ayastefanos Antlaşması ile Osmanlı, Bulgaristan’a özerklik vermek zorunda kaldı ve büyük toprak kayıplarına uğradı. Yine de, bu noktada Avrupalı devletler devreye girdi ve onların müdahalesiyle Berlin Antlaşması (1878) imzalandı. Bulgaristan üç bölgeye ayrıldı ve Osmanlı’ya bağlı özerk prenslik haline geldi. Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlıklarını kazandılar.

Bu savaş ile beraber Rusya ve Osmanlı arasındaki savaşlar 1. Dünya Savaşı’na kadar duracaktı, ancak Osmanlı yine de nefes alamayacaktı çünkü taze bağımsızlardan Yunanistan, eline geçenlerle yetinmeyi düşünmüyordu. Yunanistan, Akdeniz için stratejik öneme sahip Girit’i almaya çalışınca, iki ülke arasında ortam gerildi ve savaş 1897’de başladı. Osmanlı, yeni devleti tecrübesiyle yendi, ancak Avrupalı devletler araya girerek sanki savaşı Yunanistan kazanmışcasına  Osmanlı’ya baskı yaparak Girit’in özerk kalmasını sağladı. 

osmanli 13

Dönemin son iki savaşından birisi olan Balkan Savaşı’nı az önce aktarmıştık, ancak henüz bahsetmediğimiz bir savaş daha vardı: Trablusgarp Savaşı. 

Bu savaş, aynı zamanda Atatürk’ün de gayriresmî şekilde devreye girdiği bir savaş olacaktı. Burada konu, prensliklerinin tamamının bir araya gelmesiyle oluşan İtalya oldu. İtalya, siyasi birliğini tamamlamıştı ve büyük devletler gibi sömürgecilik hareketine katılmak istiyordu ancak hemen her yer kapılmıştı. Bu noktada İtalya’nın gözünde bir bölge öne çıkıyordu: Trablusgarp.

Trablusgarp, İtalya için, hem Akdeniz’de bir güç merkezi kurmak hem de Afrika’da sömürge elde etmek açısından önemliydi. İtalya, tam da bu nedenle Trablusgarp’a saldırdı. Osmanlı, başlangıçta Atatürk gibi gönüllü askerlerin desteğiyle mücadelesini verirken potansiyel vadediyordu, ancak çok geçmeden Balkanlarda bir savaşın patlak vermesiyle Osmanlı, arası son derece uzak olan iki bölgede savaşa düşmüş oldu. Bu durum en nihayetinde, Osmanlı’nın iki savaşı da kaybetmesiyle sonuçlandı ve Trablusgarp kaybedilmiş oldu.

Balkan Savaşı’nı da az önce aktarmıştık. Bundan sonra kalan tek savaş 1. Dünya Savaşı’ydı. Elbette 1. Dünya Savaşı bu yazıya asla sığmayacaktır ancak iyi bir haber verebiliriz ki bizim bu konuda yazılmış detaylı bir yazımız var. Dilerseniz bu savaşa göz atabilirsiniz.

Böylece yorucu geçen bir savaş dönemini aktarmış olduk. Elbette bağımsızlık savaşları ve Rus sorunları tüm bu dönemi açıklamak için yeterli olmayacaktır öyle değil mi? 

İç Gelişmeler ve Sorunlar

Sorunları konuşmadan önce isterseniz bir de dönemin padişahlarını da bir tanıtmış olalım. Bu minik tanıtma kısmında, bazı olaylara dair de spoiler bulma şansınız var. Gelin dönemin önemli padişahlarını tanıyalım:

osmanli 14

III. Selim (1789-1807):
III. Selim, Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamasını durdurmak için ciddi reformlar yapmaya çalışan bir padişahtı. Nizam-ı Cedid adını verdiği askerî ve idari reformlar, Osmanlı ordusunu modernize etmeyi hedeflemişti. Ancak reformlar içeride ciddi bir muhalefetle karşılaştı ve Selim tahttan indirildi.

II. Mahmud (1808-1839):
II. Mahmud, Osmanlı’yı modernize etmek amacıyla köklü reformlar gerçekleştirdi. Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdı ve Batı tarzı bir ordu kurdu. Merkeziyetçi yapıyı güçlendirdi ve Tanzimat Dönemi’nin temelini attı.

Abdülmecid (1839-1861):
Tanzimat reformlarını başlatan padişah olan Abdülmecid, devletin modernleşmesi için önemli adımlar attı. Tanzimat Fermanı’nı ilan ederek Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı ile daha uyumlu bir yapıya kavuşmasını sağlamaya çalıştı.

II. Abdülhamid (1876-1909):
II. Abdülhamid, Tanzimat reformlarının ardından, Osmanlı’nın en uzun süre tahtta kalan padişahlarından biridir. Mutlakiyetçi bir yönetim tarzı benimsemiş ve devletin merkezi otoritesini güçlendirmek istemiştir. Ancak dış politikada yaşanan başarısızlıklar ve içerideki reform talepleri, II. Meşrutiyet’in ilan edilmesine ve Abdülhamid’in tahttan indirilmesine yol açtı.

Bu padişahlar dışında da, zaman boşluklarından da anlayacağınız üzere, bazı isimler vardır, ancak o padişahlar ne yazık ki belirli nedenlerle ya tahttan indirilmiş, ya ölmüş ya da öldürülmüştür. III. Selim döneminde yaşananları bir önceki yazıda da anmıştık, şimdi 1808’de tahta geçen ve daha önce bahsetmediğimiz Dağılma Dönemi’nin toparlayıcısı II. Mahmud’u tanıyalım. Zira kendisi her şeyiyle o dönemin özel isimlerinden birisi olmuştur.

II. Mahmud Dönemi

II. Mahmud var olan sorunları kesinlikle görmüş, anlamış ve hedefini çözüm bulmak olarak belirlemişti. Bunun için de Batı’dan alınması gereken yöntemler olduğunu fark etmişti. Öncelikle II. Mahmud, 1808’deki taht kavgaları sonucunda, Alemdar Mustafa Paşa’nın yardımıyla Osmanlı tahtına geçti. Tahta geçtiğinde Osmanlı İmparatorluğu’nun durumu oldukça karışıktı; içte merkezi otorite zayıflamış, dışta ise toprak kayıpları yaşanıyordu. 

II. Mahmud’un ilk yıllarında, devletin kontrolünü sağlamlaştırmak için Alemdar Mustafa Paşa etkili oldu. Alemdar, ayanlarla merkezi yönetim arasında denge kurmak amacıyla Sened-i İttifak adlı bir anlaşmayı hayata geçirdi. Bu belge, ayanların Osmanlı Devleti’ne sadakatini taahhüt ederken, merkezi otoriteyi de güçlendirmeyi amaçlıyordu. Bunun için de II. Mahmud büyük bir probleme gözünü dikmişti: Yeniçeriler.

osmanli 15

Yeniçeriler yaklaşık 1 asırdır padişahların önüne geçiyor, ıslahatları baltalıyorlardı. Bu nedenle II. Mahmud’un da yaptığı ıslahat ve reformlar onların hoşuna gitmemişti. Tam da bu nedenle 1826’da, yeniçeriler Osmanlı ordusundaki yeniliklere karşı ayaklandılar. II. Mahmud bu ayaklanmayı bastırarak Yeniçeri Ocağı’nı feshetti ve bunun yerine modern anlamda bir ordu olan Asakir-i Mansure-i Muhammediye’yi kurdu. En nihayetinde bu olay Vaka-i Hayriye yani “hayırlı olay” olarak anılmaya başlandı. II. Mahmud, içerideki en büyük tehlikeyi ortadan kaldırdıktan sonra bir dizi reformu da yanında getirdi. Bakanlıklar kurdu, ayan denilen eşkıyaları ortadan kaldıracak bir nizam sağladı. Bugün insanların Osmanlı’nın kültürü zannettiği fesleri Avrupai bir tarz olarak ülkeye getirdi -ki o dönemde bu batıcılık olarak görüldü-. Daha sonra 1829’da gelen fes, Atatürk tarafından 100 yıl bile geçmeden kaldırıldı. Yani Osmanlı toplumunun büyük bir parçası değildi. Fes, II. Mahmud tarafından getirilen bir modernleşme hamlesiydi. Elbette tek hamlesi fes de olmayacaktı. Resmi gazeteler, tıp okulları ve Tanzimat döneminin mimarı olacak tasarılar hazırlatmıştı. Dışarıda ise yukarıda anlattığımız isyanlarla uğraşmıştı.

Sultan Abdülmecid

Yazıda sizleri daha fazla yormamak adına birazcık hızlanacağız. Abdülmecid, babası II. Mahmud’un ölümünün ardından henüz 16 yaşındayken tahta geçti. Babasının başlattığı reform hareketlerini devam ettirmek isteyen Abdülmecid, modernleşme ve batılılaşma politikalarına ağırlık verdi. Bunun için de babasının temelini attığı bir fermanı geliştirdi ve bu şekilde bugün herkes tarafından adı bilinen Tanzimat Fermanı’nı ilan etti.

Bu fermanla birlikte Osmanlı Devleti, halkına birçok temel hak ve özgürlüğü garanti eden bir hukuk düzenine geçişin temellerini attı. Fermanın başlıca maddeleri şunlardı:

  • Herkesin can, mal ve namus güvenliği garanti altına alınacak.
  • Vergiler düzenli bir şekilde toplanacak.
  • Askerlik hizmeti belli kurallara bağlanacak.
  • Mahkemelerde adaletin sağlanması için yenilikler yapılacak.

Tanzimat Fermanı, Osmanlı toplumunda hukuk devleti anlayışının ve modern yönetim sistemlerinin yaygınlaştırılmasının ilk adımı oldu.

osmanli 16

Aynı dönemde Sultan Abdülmecid, hemen her alanda reform gerektiğini fark ederek bir dizi atılımda bulundu. Onun döneminde modern eğitim kurumları açıldı. Batılı eğitim sistemini esas alan okullar kuruldu. Darülfünun (bugünkü İstanbul Üniversitesi) kuruldu, Batı tarzı eğitim veren okullar yaygınlaştırıldı. Aynı zamanda Osmanlı’yı bekleyen savaşlar olduğunu öngören Abdülmecid, askerlik hizmetine belli bir süre sınırlaması getirdi ve modern bir ordu oluşturulmasını hedefledi. Osmanlı ordusunu daha disiplinli ve düzenli bir yapıya kavuşturmaya çalıştı. Bunların ardından, 1856’da Islahat Fermanı ile  Tanzimat Fermanı’nın da üstüne koyarak reformlara hız kazandırdı.

Ulaşım, iletişim ve vergi sistemine dair çeşitli adımlar da atıldı. Böylece Abdülmecid dönemi tam bir atılım dönemi oldu. Bu atılımlar, dış gelişmelerde pek etkili olmasa da, pek çok tarihçiye göre II. Mahmud ve Abdülmecid dönemleri Osmanlı’nın ömrünü de uzatmış oldu. 

Yalnız tüm bu reformların yanında, Abdülmecid dönemi oldukça sert bir siyasi olaya da konu olacaktı. Abdülmecid döneminden önce de devam eden bir isyan vardı. Osmanlı Devleti, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyanıyla uğraşıyordu. Babası II. Mahmud’un başlattığı mücadeleyi sürdüren Sultan Abdülmecid, Mehmet Ali Paşa’nın isyanını bastırmaya çalıştı. Avrupalı devletlerin müdahalesiyle Londra Antlaşması (1840) imzalandı ve Mısır, Osmanlı’ya bağlı kalmakla birlikte büyük bir özerklik kazandı. Mehmet Ali Paşa ve ailesi Mısır’ın kalıcı valisi oldu. Bu isyanda Mehmet Ali Paşa’nın derdi, Osmanlı’da devam eden kötü yönetimi yıkarak, hanedan aileyi değiştirmekti. Bu deneme başarıya ulaşmasa da Osmanlı’ya büyük etkileri olmuştu.

Belki siz de bu seriyi okurken yer yer belirli konularda detaylara girilmediğini görüyorsunuzdur. Hatta iyi bir okuyucuysanız seri boyunca belirli yerlerde detaylara çok fazla giremeyeceğimizi de belirtmiştik. Bunun nedeni, okuma süresi 15 dakikayı aşmayacak bir yazıda sizlere dev bir imparatorluğu anlatamayacak olmamızdır. Bu yazıda amacımız, sizlerin mümkün olduğu kadar kronolojik şekilde Osmanlı’nın hikayesini okumanızdır. 

Yazımızı bitirmeden önce, 1861-1923 yılları arasını kısaca özet geçelim. Bu dönemde, Osmanlı ne yazık ki kötü gidişin önüne geçemeyerek toprak kaybetmeye, borçlanmaya ve en nihayetinde dağılmaya doğru ilerliyordu. Yazının önceki kısımlarında da bahsettiğimiz Balkan ve Trablusgarp Savaşları ile  Osmanlı toprak kayıplarının artması, Osmanlı’yı önünü göremeyeceği bir Dünya Savaşı’na doğru sürükledi. 1. Dünya Savaşı yazımızdan bunun detaylarını da görebilirsiniz. Merak etmeyin, Osmanlı’nın kalan 4 senesi olan 1919-1923 dönemini de bir ‘Milli Mücadele Dönemi’ yazısıyla görebilirsiniz.

Böylece 600 yılı aşkın tarihli Osmanlı dönemini de sizlerle beraber geride bırakmış olduk. Seri boyunca olan ilginiz ve sabrınız için sizlere teşekkür ederiz!

Tufan Özdemir tarafından yazılan bu yazımızın içerik doğrulamasını Özge Arslan, yazım ve dil denetimini Çiğdem Alkan, tasarımını ise Öykü Elif Cığız titizlikle tamamlamış olup son kontrolleri Mete Esencan tarafından yapılmıştır.

Kaynakça ve İleri Okuma

Know about the disastrous Gallipoli Campaign and the role of ANZAC troops in the battles of World War I. (n.d.). [Video]. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/video/191881/overview-focus-Gallipoli-Campaign-World-War-I

Shaw, S. J., & Yapp, M. E. (2024, October 5). Ottoman Empire | Facts, History, & Map. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/place/Ottoman-Empire/Dissolution-of-the-empire

The Editors of Encyclopaedia Britannica. (n.d.). Russo-Turkish Wars summary | Britannica. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/summary/Russo-Turkish-wars#:~:text=Russo%2DTurkish%20Wars%2C%20Series%20of,port%20on%20the%20Black%20Sea.

The Editors of Encyclopaedia Britannica. (1998a, July 20). Abdülmecid I | Ottoman Reforms, Tanzimat & Legacy. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/Abdulmecid-I

The Editors of Encyclopaedia Britannica. (1998b, July 20). Mahmud II | Ottoman Sultan & Reformer. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/Mahmud-II-Ottoman-sultan

The Editors of Encyclopaedia Britannica. (2024, October 1). Balkan Wars | Facts, Causes, Map, & Significance. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/topic/Balkan-Wars

Bize Destek Olmak İster Misiniz?

  • Dilerseniz Patreon hesabımız üzerinden bize aylık veya tek seferlik bağış yaparak destekte bulunabilirsiniz.

Bağış Yapmak İstiyorum!

Tufan Özdemir

Herkese merhaba! Ben Tufan Özdemir. ODTÜ Felsefe bölümü mezunuyum. Çocukluğumdan bu yana felsefe, tarih ve psikoloji alanlarına ilgi duyarım. Doğa Filozofu bünyesinde bu ilgimi sizlerle paylaşmaktan çok keyif alıyorum! Doğa Filozofu bünyesinde Danışman Yazar ve İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak zevkle görev alıyorum!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu